Riya, Benlik Değerinin Başka Bir İnsanın Onay, Rıza Veya Takdirine Endeksli Olması Nedeniyle Kişiye Çok Büyük Yıkımlar Getirebilir.
Söyleşi: Dudu ALKAN
Övülme, beğenilme, özenilme isteği bazen etrafın beğenisini kazanma ve gösteriş için davranmaya iterken bazen de insanların gerçekteki hâlinden farklı olmasına, yapmadığı hâlde yapmış gibi davranmasına sebep olmaktadır. Modern çağ, riya için âdeta elverişli bir zemin hazırlar. Dostluklarımızda, yardımlarımızda, başarılarımızda ve hatta sözlerimizde bile. İçimizdeki niyetle dışarıya sunduğumuz görünüm birbirinden uzaklaştıkça riya gölgesi büyür. Bizler de günümüz dünyasında riyanın yüzlerini ele aldık ve bu konudaki soruları uzman klinik psikolog Gülşah Akçay Civriz’e sorduk.
Riya psikolojik açıdan hangi içsel ihtiyaçlardan ya da eksikliklerden beslenir? Kişiyi bu olumsuz haslete götüren arka planı nasıl tanımlarsınız? Bu eğilimin çocukluk ve ergenlik dönemiyle bağlantısı var mıdır?
İnsan, ilişki içine doğan ve ilişkilerinde sevilme, görülme ve onaylanma isteğini doğal olarak yaşayan bir varlıktır. Bununla birlikte kişi, bu ihtiyaçlarını “gerçek benliğiyle” değil de “başkalarının görmek istediği bir benlikle” karşılama yolunu seçerse işte o noktada riya olarak adlandırılan sağlıksız davranış ortaya çıkmış olur.
Riya, sadece bir davranış biçimi değil bireyin kendi içsel değer algısı ile sosyal görünürlüğü arasında gelişen bir uçurumdur. Riyanın psikolojik arka planında çocukluk döneminde çocuğun fiziksel veya duygusal ihtiyaçlarının ihmal edilmesi yer alır. Özellikle narsist bir ebeveynin büyüttüğü, ihmale uğrayan çocukların aldığı mesaj şudur: “Sen olduğun hâlinle bakıma, sevgiye, ilgiye değmezsin.” Çocuk içten içe “Ben olduğum hâlimle sevilmem.” inancını taşıyorsa dışarıya farklı bir kimlik sunarak kabul görmeye ve ihtiyaçlarını bu şekilde temin etmeye çalışabilir. Bu, psikolojide sahte benlik (false self) oluşumunun temelidir ve riyanın da potansiyel oluşum zeminidir. Böyle çocuklar, büyüdüklerinde iç dünyalarındaki olumsuz düşüncelerin rahatsızlığından uzak kalmak için -bilinç dışı bir şekilde- olduklarından farklı yani insanların görmek, duymak isteyeceği, hoşuna gideceği şekilde davranmaya yönelir.
Aile ortamında gözlenen davranış modelleri de riyayı besler. Örneğin kendi çocuklarına bile bayram harçlığı vermeyen birinin bazı varlıklı ve itibarlı kişilerin çocuklara harçlık verdiği bir ortamda “Çocukları bayramda sevindirmek lazım.” diyerek göstere göstere harçlık dağıtmasına ve el öptürmesine şahit olan çocukları şu mesajı alır: “Gerçekte ne olduğun önemli değil, yeter ki iyi görün.” Bu mesaj hem bireysel dürüstlüğü hem de kişinin bütünlüğünü zedeler. Çocuk, zamanla başkalarının beklentilerini merkeze alarak yaşamayı öğrenir ve davranışı düşünce, duygu ve değer gibi köklerden değil kişisel çıkardan beslenmeye koşullanır. Bunun sonucunda riya sadece bir davranış değil kişilik yapılanmasının bir parçası hâline gelir ve kişi için normalleşir.
Ergenlik dönemi, bireyin kimlik gelişiminde önemli bir eşiktir. Bu dönemde aidiyet ihtiyacı yüksek olan gençler, özellikle akran grubunun onayını almak için kendilerinden ödün verme eğilimindedir. Gerçekten içselleştirmediği değerleri savunuyormuş gibi yapmak, popüler olmak için bir gruba “rol yaparak” dâhil olmak da bu bağlamda riyanın bir başka biçimidir.
Riya ile bireyin benlik algısı, öz saygısı ve kendilik değerleri arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirirsiniz? Hangi tür bireylerde riyanın görülme potansiyeli daha yüksektir?
Benlik algısı “Ben kimim?”, “Nasıl biriyim?” sorularına verilen cevaplarla oluşur. Benlik algısı olumlu olan bireylerin öz saygısı ve kendilik değeri de yüksektir. Kendini olduğu hâliyle değerli hisseden birey zaten öteki insanların onayına aç değildir, içsel onay ve değer mekanizmalarından beslenir. Sevilmek için olduğundan farklı görünmeye veya ihtiyaçlarını karşılamak için insanların hoşuna gidecek şekilde davranmaya mecbur hissetmez. Eğer kişinin bilinç dışında “Ben kötüyüm.” veya “Sevilecek biri değilim.” inancı varsa kişinin benlik algısı da olumsuzdur. Benlik algısı olumsuz olan, kendilik değerini içsel değil dışsal onaya bağlayan herkeste riya görülme riski vardır. Ayrıca kaynaklarda övülmeye karşı yoğun bir ihtiyaç duyan, eleştiriden ve insanlardan zarar görmekten aşırı korkan kişilerin de riyaya yatkın olduğu ifade edilir.-,
Günümüzde sosyal medyanın da etkisiyle yaşantımızın her anını paylaşma duygusu hâkim. Dinî yaşantımızın kamuya açık alanda görünürlüğü arttıkça riyaya düşme riski de artıyor mu? Örneğin yapılan ibadetlerin ve yardım faaliyetlerinin bu mecralar aracılığıyla paylaşımı samimiyet ve gösteriş arasındaki sınırı nasıl etkiler?
Bir gösteriş davranışı olması sebebiyle görünürlüğün olduğu her mecrada riyanın ortaya çıkma olasılığı yüksektir. Dünyada sosyal medyada harcanan zaman açısından ilk sıralarda olan ülkemizde, hayatın her karesinin bir paylaşım malzemesi hâline gelmesi söz konusu. Eğer bir sosyal medya kullanıcısı iseniz kim olduğunuzu, nerede ne yediğinizi, nereden giyindiğinizi ve nerede yaşadığınızı yani özel hayatınızın detaylarını paylaşmanız algoritma tarafından ödüllendiriliyor. Aldığınız her beğeni ve yorumun pekiştireç olarak çalıştığı ve davranış şekillendirmek için kullanıldığı bu sistem her boyutu ile riyanın ve gösterişin yüceltildiği bir alan. Bu sebeple sosyal medyada varlık gösterirken algoritma kurallarına uymayanlar sistemin dışına doğru itiliyor. Sistemde varlık gösterenlerin ise ödediği bedeller mahremiyetin kaybı, beklentilere göre şekil almak, sosyal medyada var olma amaçlarından uzaklaşmak ve belki de en kötüsü kim olduğunu unutarak kim olunması isteniyorsa o olmak.
Sosyal medyanın riyanın kaygan zemini olmasının belki de en rahatsız edici örnekleri Kâbe önünde çekilen videolar ve “Yetimleri giydirdik.” diyerek hiç gizlilik ihtiyacı hissetmeden çocukların fotoğraflarını duygusal ajitasyon içerikleriyle teşhir etmek olabilir. Burada hemen şu noktaya dikkat çekmek istiyorum: Hayrı teşvik etmek amacıyla ilan etmek ile hayırlı işleri insanlara ilan etmek ve “hayırseverlik kontenjanı” ile kişinin kendine maddi veya manevi çıkar sağlaması için hayır yapması arasındaki farkı iyi ayırt etmek lazım.
Gösteriş tutkunluğu sadece bireysel bir zaaf mıdır yoksa toplumsal değer sistemlerinin etkisiyle şekillenen bir durum mudur? Toplumun beklentileri bireyin içtenliğini nasıl etkiliyor?
Gösteriş tutkunluğu ya da riya bağımlılığı, riyanın artık kişinin yapmadan duramayacağı bir alışkanlık hâline gelmesidir. Kişide böylesine yer tutmuş bir davranış kalıbının kişinin mizacıyla da bağlantılı olma ihtimali yüksektir.
Mizacın yanı sıra bir kişilik özelliği olarak “dış referanslı” yani kendi davranışlarının değerlendirmesini içsel ölçütlerden tamamen yalıtıp sadece dışsal ya da toplumsal referanslarla belirleyen kişilerin de riyaya kapılmaları oldukça olasıdır. Sağlıklı yetişkin bireylerin “iç referans & dış kontrol” yapması doğrudur.
Toplumun beklentileri ve toplumsal değerler riyanın işlemesine alan açma ya da alanı kısıtlama üzerinden etki ederler. Riyaya toplumsal onay ile imkân verildiğinde gösteriş tutkunu kişiler itibar görür ve etki alanları genişler. Bu durum onların örnek alınmasına imkân sağlarken bir taraftan da sağlıksız davranışlarının daha da kronikleşmesine neden olur. Dolayısıyla toplumsal yapı riya için elverişli ise bu davranışa sahip kişinin kendisiyle yüzleşmesi ve bir sorun olduğunu fark etmesi oldukça zorlaşır.
Bir kişinin kendi içine dönerek riyasının izini sürmesi ve sonunda bu eğilimiyle yüzleşmesi mümkün müdür? Kişi kendi niyetlerini ne ölçüde tanıyabilir ve bunlardan kurtulmak için neler yapabilir?
Kendine dışarıdan bir gözle bakabilen, iç âleminde yolculuk yapabilen, içsel muhasebenin acısından kaçmadan kendi nefsi ile yüzleşme gayreti içine girebilen herkes riyanın izini sürebilir. Riyanın kendisiyle direkt yüzleşmek kolay değildir. Çoğu zaman riyanın sebep olduğu dış dünyadan gelen onay, sevgi veya takdirin kaybolması, azalması veya eleştiriye hedef olma sonucunda yaşanan psikolojik krizler, kişinin “Bu neden benim başıma geldi?” veya “Ben neden bu durumdan böylesine derin bir şekilde etkilendim?” sorusunu sormasına ve bu içsel analizde riya ile karşılaşmasına sebep olur. Bu, bazen bir terapi sürecinde “İnsanlara iyi görün.” prensibine sahip bir alt benlikle karşılaşmak şeklinde de gerçekleşebilir veya bir seyr-i sülûk sürecinde manevi rehberin kişiye ayna tutması ile de fark edilebilir. Riyadan kurtuluşun reçetesi psikolojik ifadesi ile bütünlüktür. “Mış gibi” yapmaktan, nabza göre şerbet vermekten, popülerlik için her şeyi mübah görmekten ve gösterişten uzaklaşarak kendilik değeri konusunda farkındalık kazanmak bu süreçte esastır. İşte bu noktada insan kimdir, nedir, insanın değerinin kaynağı nedir gibi soruların tefekkür edilmesi gerekir.
Şayet insanı bedene indirgerseniz “İnsan nedir?” sorusunun cevabı, “Öz değer bedensel özelliklerin baskın kültür tarafından en iyisine sahip olan.” olacaktır. Bugün estetik sektörünün dokunmadığı az sayıda insanın olması benlik algımızda görünüşün esas oluşunun yani “Ben bedenimim.” kabulünün yaygınlaşması ile bağlantılı. İnsanı eğer zihne indirgerseniz zihni de IQ üzerinden değerlendirirseniz en prestijli okullardan mezunsanız değerli hisseder ve bu insanlara değer verirsiniz. Fakat insanı beden-zihin-ruhtan müteşekkil bir varlık olarak görürseniz ve ruhun ilahi bir nefes olarak insanın kendilik değerinin çekirdeği olduğunu kabul eder ve böylesi bir değerin artma veya azalmasının diğer insanlardan bağımsız olması nedeniyle müthiş bir özgürlük hissi yaşar ve sağlıklı bir kendilik değeri kazanırsınız.
Hem Allah katında hem de toplum nezdinde ahlaki bir problem olarak kabul edilen riya ve gösteriş hastalığından kurtulmak için neler yapılabilir? Başta eğitim sistemi ve kültürel değerlerimiz olmak üzere hangi alanlarda ne gibi dokunuşlara ihtiyacımız var?
Riya, benlik değerinin kişinin kendisi gibi sınırlılıkları ve zaafları olan başka bir insanın onay, rıza veya takdirine endeksli olması nedeniyle kişiye çok büyük yıkımlar getirebilir. Manevi hayatta hepimizin namazlarında sık sık okuduğu Maun suresindeki “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.” ifadesindeki gazaba uğrama riski de çok büyük bir afettir. Dolayısıyla hem psikolojik hem de manevi iyi oluşumuz için riyanın öncelikle semptomlarını yani kendini açık ettiği işaretleri iyi tanımak gerekir. Riyayı kendi hayatımızda fark etmekte zorlanıyorsak, kendimizle temasımız iyi değilse bu konuda değerlendirmelerine güveneceğimiz kişilerden destek alabiliriz. En azından bu konuda dua ederek hatalarımızı görme ve düzeltme fırsatı isteyerek değişime kendimizi açabiliriz. Kabul olmadan değişim olmayacağı için böylesi hassas bir konuda içsel bir değişim ihtiyacımız olmadan karşılaşacağımız yüzleştirmelerde çok agresif bir savunma ile kendimizi aklamamız oldukça olasıdır. O nedenle yüzleşmeye hazır bulunmak çok önemlidir.
Riya konusundaki yüzleşmeler sahte benliği, narsistik yapılanmaları hatta çocukluk travmalarımızı fark etme ile sonuçlanacağı için insanın kendilik değerinin kaynağı hakkında sağlam bir tefekkür yolculuğu olmazsa olmazdır. Canımızın çok acıyabileceği bu süreçlerde yeniden yapılanma için derin ve anlamlı kaynaklara sahip olmalıyız. İyi bir yol hazırlığı ve bazen de bu yolculuktaki rehberler riyanın kabuklarını bırakıp kırılgan esas benliğimizin kendini göstermesi ve zaman içinde yerini güçlenmiş bir kendilik değerine nefs mertebelerinde ilerlemeye bırakması beklenir. Sabır ve farkındalık gerektiren bir süreçtir bu. Maneviyat oldukça önemlidir. Zira riya bir nefs hastalığıdır.