KUR’AN VE
SÜNNET IŞIĞINDA EBEVEYN OLMAK
Zehra TUNCEL
DİB Başkanlık Vaizi
Göz aydınlığı olması umuduyla doğan her yavru Rabb’imizin en güzel hediyesidir ve yuvanın mutluluğuna mutluluk katar. Zira evliliğin temel gayelerinden biri neslin devamıdır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) “... Evleniniz. Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (İbn Mace, Nikâh, 1) buyurarak evliliğin bu hedefine vurgu yapmıştır.
Çocuklar, ahirette Peygamber Efendimizin (s.a.s.) iftihar vesilesi olması yanında dünya hayatı açısından da çok değerlidir. Evlerin çocuk sesi ile şenlenmesi her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır. Çünkü güçlü toplum olabilmenin önemli şartlarından biri, dinamik nüfus yapısına sahip olmaktır. Ancak içimizi umutla dolduran yeni doğmuş bebeklerin sesini her geçen gün daha az duymamız günümüz gerçeklerinden olmaya başladı. Bu durum maalesef yurdumuz nüfusunun küresel yaşlanma süreci olarak da bilinen “demografik dönüşüm” sürecine girdiğini de göstermektedir. İstatistikler, genç nüfustaki azalmaya dikkat çekmektedir. Ülkemizdeki doğurganlık oranları, son yıllarda nüfusun kendini yenileme düzeyi olan 2,10’un oldukça altına düşerek 1,51’e kadar gerilemiştir.
Çocukların varlığı bunca değerliyken günümüzde evliliklerin gecikmesi yanında evlenen gençlerin de ekonomik sebepler, bireyselliğin artması, sorumluluk üstlenmekten kaçınmak vb. gerekçelerle çocuk istemedikleri gözlenmektedir. Oysa iyi bir çocuk yetiştirmek anne babaların hayatlarına anlam katması yanında vefatlarından sonra da mutluluklarının devam etmesini sağlar, âdeta ömürlerini uzatır. “İnsan ölünce, üç ameli dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i cariye, kendisinden istifade edilen ilim, arkasından dua eden hayırlı evlat.” (Müslim, Vasiyyet, 14)
Kur’an-ı Kerim’de yaşları ilerlemiş olsa da bazı peygamberlerin evlat istemek için dua ettiğine yer verilir. Örneğin, Hz. İbrahim (a.s.) “Rabb’im! bana iyilerden olacak bir evlat ver!” (Saffat, 37/100) duasıyla sadece çocukları olsun istememiş, evlatlarının salih insanlar olmasını da yakarışlarına eklemiştir. Tıpkı çocuk için dua eden diğer peygamberler gibi: “… Zekeriya Rabb’ine dua edip dedi ki: ‘Rabb’im! Bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle! Kuşkusuz sen duayı işitmektesin.’” (Âl-i İmran, 3/ 38)
“Onlar, ‘Ey Rabb’imiz!’ derler, ‘Bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi günahtan sakınanlara öncü yap!’” (Furkan, 25/74) ayeti de peygamber dualarından biridir. Çünkü onlar, çocukların göz aydınlığı olması yanında birer imtihan vesilesi de olabileceğini en iyi bilenlerdendi.
“Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır; büyük mükâfat ise Allah’ın katındadır.” (Tegabun, 64/15)
Çocukların göz aydınlığı olabilmesi ve zor birer imtihana dönüşmemesi için Rabb’imizden dua ile yardım istemenin dışında neler yapılabilir, hangi sebeplere sarılarak fiilî dualarımızı hayata geçirebiliriz?
Dinimiz, hayırlı bir evlat yetiştirmenin en önemli kriterini çocuğun evlilik (nikâh) bağı içinde dünyaya gelmesi olarak belirlemiştir. Furkan suresi 74. ayetindeki duada göz aydınlığı eş ve çocuk birlikte zikredilmiştir. Çünkü eş seçimi sadece evlenecek kişinin hayatını etkilemez, doğması muhtemel çocukların nasıl yetiştirileceğini de belirler. Evlenilecek kişinin ahlakı ve dindarlığı çocuk üzerinde doğrudan etkili olacağı için dikkate alınmalıdır. Sevgili Peygamberimiz bu sebeple eş seçiminde dindarlığı temel kriter olarak belirlemiştir. (Buhari, Nikâh, 16)
Helal kazanç da dikkat edilmesi gereken bir kriterdir. Helal lokma sadece gıdanın içeriğiyle sınırlı değildir; o lokmanın nasıl kazanıldığı ve nasıl tüketildiği de bu bilincin bir parçasıdır. Helal kazançla beslenen çocuk, ebeveyninden öğrendiği değerlerle helal kazanan bir insan olur.
Çocuk büyütmek, sadece biyolojik bir süreç değil büyük bir ahlaki ve dinî sorumluluktur. Çocuklarından sorumlu olmak anne babayı çocuğun sahibi yapmaz. Allah, çocukları birer emanet olarak verir. Tüm emanetler gibi hassasiyetle korunmayı gerektirir. Ebeveynler, çocuklarının hem dünya hem ahiret hayatından sorumludur. Onların fıtratını korumak da bu sorumluluklardandır. “Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhari, Cenaiz, 92) sözleriyle Peygamber Efendimiz (s.a.s.) fıtratın bir kabiliyet olduğunu ve bu potansiyeli değerlendirmenin öncelikle ebeveynin görevi olduğunu hatırlatır. Tüm bu sorumluluklar manevi bir hazır bulunuşluğu gerektirir.
Eşler arasında sevgi ve merhamete dayalı, sağlam temeller üzerine kurulmuş bir evlilik çocuğun yetişmesi için ideal bir ortamdır. Yolunda gitmeyen ilişkileri onaracağı ve problemlere çözüm olacağı düşüncesiyle çocuk istemek bencilliktir. Çocuğa taşıyamayacağı bir yükü yüklemektir. Aileyi yıkıcı sorunları uygun yöntemlerle çözdükten sonra çocuk düşünmek hem aile hem çocuk için daha sağlıklıdır. Çünkü aile içi huzur, çocuğun gelişimi için temel ihtiyaçlardandır.
Çocuk düşünmeden önce biyolojik hazırlıkların yapılması da önemlidir. Hamilelik sürecinin anne sağlığını olumsuz yönde etkileyeceği durumlar söz konusu ise gerekli tedbirler alınmalıdır. Sağlığımız bir nimet olduğu kadar korunmak üzere bizlere verilmiş bir emanettir. Bu yüzden Allah Resulü, kıyamet günü, sağlığımızı ve vücudumuzu koruyup korumadığımızdan da hesaba çekileceğimizi hatırlatır. (Tirmizi, Kıyamet, 1) Döllenmenin başladığı andan itibaren çocuğun hayatına müdahale edilmesine izin vermeyen dinimiz bu konuda tek bir istisnayı kabul eder. O da annenin hayatının korunması gibi haklı bir zaruret olmasıdır. Hekimlerin hamileliğe izin vermediği durumlarda öncelik, kadının (annenin) hayatının korunmasıdır. Böyle bir imtihanla karşılaşıldığında sabretmek mümince bir tavırdır.
Bazen de bu durumun aksine anne baba adayları, anne karnında gelişmeye başlayan çocuğun doğmasını istemeyerek çeşitli yöntemlerle onun hayatına son vermeyi düşünmektedir. Hamilelik gerçekleştikten sonra, hangi aşamada olursa olsun, kürtaj ve benzeri yöntemlerle çocuğun alınması caiz değildir. Çünkü hamileliğin başlaması ile doğacak çocuk hayat hakkı kazanmış olur. Maddi ya da sosyal endişelerle ceninin hayatiyetini bir şekilde sona erdirmek hayat hakkına tecavüzdür. Allah Teâlâ, “Fakirlik endişesi ile çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız.” (Enam, 6/151) buyurmuştur. (Fetvalar, DİB Yayınları, Ankara: 2019, s. 527)
Normal yollarla çocuğu olmayanlar günümüzde uygulanan tedavi yöntemlerinden faydalanabilirler. Burada dikkat edilmesi gereken dinimizin çizdiği sınırlara riayet edilmesidir. Örneğin tüp bebek yönteminden belli şartlar yerine getirilerek yararlanılabilir. Başka kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkekten alınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanması ise caiz değildir. (Fetvalar, DİB Yayınları, Ankara: 2019, s. 526) Taşıyıcı annelik uygulaması da dinin mahremiyet, evlilik, neslin korunması, şahsiyetin korunması, kişilerin ruh ve beden sağlığının korunması ve insanın saygınlığı ile ilgili birtakım ilkeleri ihlal etmesi sebebi ile caiz değildir. Dilediğine farklı cinsiyetlerde çocuklar veren Rabb’imiz kimini de çocuksuz bırakır. (Şura, 42/50) Müslüman’a düşen sabretmektir, “Ne pahasına olursa olsun çocuğum olsun.” demek kulluk sınırını aşmaktır. Bizim için hayırlı olanı en iyi Rabb’imiz bilir. “Hakkınızda hayırlı olduğu hâlde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu hâlde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 2/216)
Müstakbel anne babaların ilk çocuktan sonraki evlatlarının cinsiyeti konusunda bazı temennileri olabilir. Doğal yollardan çocuğu olabildiği hâlde çocuğun cinsiyetini seçmek için tüp bebek yöntemi uygulamak isteyen ebeveynler bu duyguların saplantıya dönüştüğünü gösteren örneklerdir. Bu taleplere en güzel cevap Din İşleri Yüksek Kurulu mütalaasında şu şekilde yer almaktadır: “Günümüzde tüp bebek yönteminde bebeğin cinsiyetini belirlemek mümkün hâle gelmiştir. Teknik imkânlarla cinsiyet belirlenmesi mümkün olsa da bu durum şimdiden öngörülemeyecek demografik sorunlar ortaya çıkarabileceği gibi cinsiyetlerin dağılımındaki dengenin bozulmasına da yol açabilir. Kur’an-ı Kerim’de, ’Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocuklar, dilediğine erkek çocuklar verir.’ buyurulmaktadır. (Şura, 42/49) Teknik müdahale ile cinsiyet seçimine gidilmesi, Allah’ın bu konudaki takdirine rıza göstermeme, toplumsal dengenin bir cinsiyet aleyhine bozulabilme ihtimali vb. nedenlerden ötürü caiz değildir…” (04.12.2017 tarihli DİYK mütalaası)
Dinimizin değerleriyle yoğrulmuş olan kültürümüzde çocukların varlığının -cinsiyetlerinden bağımsız olarak- ne kadar değerli olduğuna dair “Doğar olsun oğlan olsun, kız olsun; yağar olsun yağmur olsun, kar olsun.” benzeri nice özdeyiş yer alır. Varlıklarıyla hayatımızın neşesi olan tüm yavrularımızın dünya ve ahirette göz aydınlığımız olması duasıyla…