SAHRA’NIN
Akasyası
İshak KOÇ
Âlemde en yalnız insanı tespit etmek güç olsa gerektir. Hayvanı da... Dünyanın en yalnız ağacı tanımı, Sahra Çölü’nün kuş uçmaz kervan geçmez bölgesinde Tenere Ağacı diye bilinen akasya için yapılır. (Deyim dışında söylemek gerekirse kuş da uçar, kervan da geçer aslında; hatta şimdiki zamanda bile araçlar gider gelir. Tarihte de 50 bin develik kervanların geçtiği rivayet edilen çölde Tenere ağacının gölgesi, insanların dinlenme tesisi olur. Tuaregler kutsal addeder ve yolcular ateş yakmak için asla dalını koparmaz, develer yapraklarına uzanmaz. Devasa bir ormandan yadigâr kalan bu ağaç, ölmeden önce her gelip geçenden pek değer görür. Kökleri 38 metre aşağısında suya uzandığından ömrü kifayet ettiği ya da insan eli değmediği sürece yurdunda yaşam sürer.) Bu ağaç 300 yıl kadar yaşar ve 1973’te Libya’dan gelen sarhoş bir kamyon sürücüsü onu devirir. Ölü ağaç Niamey’deki Nijer Ulusal Müzesi arazisinde özel bir tapınağa yerleştirilir. Çöldeki yerine metalden heykeli dikilir ve yine onu temsilen Agadez’in merkezine bir kopyası yerleştirilir. Bir zamanlar yeşillik, orman, binbir türlü canlıya mesken olan bu alanların ise insan eliyle çölleştiği rivayet edilir.
Fotoğrafçı, gezgin, yapımcı, yönetmen ve en önemlisi Afrika’nın bilinmeyen hikâyelerinin anlatıcısı Hasan Söylemez, 2019’da Tenere isimli belgeseli yapar. Tenere, Nijer’in Agadez şehrinden yola çıkarak Libya ve Avrupa’ya ulaşmak için çölü geçmeye çalışan Afrikalı insanların gerçek hikâyesini anlatır. Filmde, Agadezli Beşir ve yol arkadaşlarının Nuh’un gemisini andıran bir kamyonda günlerce süren zorlu yolculuğu; yolculuk öncesi hazırlıkları, aileleriyle ilişkileri, çetin doğa şartlarıyla, susuzlukla ve karşılaştıkları sorunlarla nasıl mücadele ettikleri, yaşadıkları duygusal değişimlerle ilgili ziyadesiyle gerçekçi bir dram sergilenir. Anlatıcı, senaryo, dış ses yoktur; onlarla birlikte yolculuk eden Söylemez, galiba dünyanın en orijinal, gerçekçi ve samimi belgeselini çıkarır. Zaten Afrika’nın 54 ülkesini bisikletiyle gezen, sürekli görüntüler alan, dostluklar kuran Söylemez için daha nice hikâyeyi görsele taşıması temenni edilir.
Tenere, Sahra’nın güneyinde, Orta Sahra’da bir çöl bölgesidir. Kuzeydoğu Nijer’den Batı Çad’a kadar uzanan geniş bir kum ovasından oluşur ve 400.000 kilometrekareden fazla bir alanı kaplar. Algeria, Mali, Nijerya, Burkina Faso, Benin, Çad ve Libya’nın ortasında kalan Nijer sakinleri, bölgenin tüm halklarında olduğu gibi hayatını sürdürebilmek için kuzeye gitmek zorundadır. Diğer bölgelerden farklı olarak kuzeye gitmek için yol yoktur. Genişliği dahi doğru dürüst tespit edilemeyen, ancak ortalama rakamlarla ifade edilen devasa Sahra Çölü’nü aşmak gerekir. Uzaktan egzotik gibi görünen çöl aşmak, okyanusu vasıtasız geçmek kadar güçtür. Nitekim her yıl hâlihazırda göçmenlerden denizde ölenlerden çok daha fazla çölde can verenler bulunur. Elbette böyle bir yolculuk, yaşlı, hasta, zayıf insanların harcı değildir. Profesyonel insan kaçakçılarının rehberliğinde sadece gençler, kendisinin ve ailesinin hayatını kurtarmak için böyle bir maceraya yeltenir. Sonuç bazen hüsrandır ama başarıp kuzeyde ve batıda bir menzile ulaşabilenler, saat satmakla özdeşleşen ve kimsenin tavuğuna kış demeyen muhacirlerdir.
Hasan Söylemez, sosyolojik çözümlemeler, trajedi yahut tüm Afrika için normalleşmiş hayat standartlarının ifşaatı dışında çöle, insana, hayata, tabiata dair muhteşem denebilecek bir görsel şölen sunar. Geceleri ayın ve ölümün yakınlaştığı, gündüzleri kavurucu sıcaklığın insanda su ve tuz namına eser bırakmadığı, bitki yahut ağaç gölgesinin nasıl nimetler olduğunu anlayanın yüzüne vuran, gözüne sokan bir görsel şölen... Tenere, insan yüzlerinden şehir neşesine, samimi muhabbetlerden aynı kadere boyun eğiş bilincine, derme çatma kamyon yolculuğundan çöl şartlarına fena hâlde sinematografiktir. Ki Söylemez, fotoğrafla çıktığı yolculuğu sanatın sinemasal kıpırdanışına doğru biricikleşen bir eserle taçlandırır. Sonra zaten kendi Afrika yolculuğu için de dur durak bilmez; bir başka yapıma, bir başka insan topluluğuna, ülkeye doğru koşturur. Tenere için de şimdiye kadar sinemaya aktarılan, anlatılan ya da yaşantılanan yol hikâyelerinin en iyisi dense yeridir.
Başkarakter Beşir’in gençlere yönelik sürekli nasihat etme gayreti âdeta onun asıl işlevinin ukalalık yapmak, bilgiçlik taslamak, durmadan konuşmak olduğu izlenimi verir. Sonra bir belgesel, gerçek zamanlı bir yapım için şartlar düşünüldüğünde ona verilen rolün gereğini yerine getirdiği, bunu da senaryosuz ve repliksiz icra ettiği anlaşılır. Tabii çölü ilk kez aşmakta olan heyecanlı gençler “Sen daha önce bu çölü geçip Libya’ya ulaştın mı?” mealinde sorularla onu anlatmaya heveslendirir. Muhatabının gözlerinde “Anlat bize ey ulu Bilge!” heyecanı görmek, çoğu insan gibi Beşir’i de cezbeder. Oysa her şeyiyle yaşanan belgeselin son repliklerinde dediği gibidir hakikat: “Benim bu yaşta buralarda ne işim var? Yoksulluğun gözü kör olsun!”
Şimdiki zamana değin yoksulluğun gözü kör olmadığı gibi o ufaktan bir miyopluk dahi hissetmez. Ve bir zamanlar burada söylenen “Almanya’ya mecbur etti fakirlik beni beni, yoksulluk beni beni, gariplik beni beni...” türküsü gibi insanlar ailesinden, toprağından, yurdundan uzaklaşıp ruhsuz memleketlerde ucuz iş gücü olabilmek için canını ortaya koyar. Canı bile ürettiğinden daha ucuz, açlık bile kazandığından daha pahalıdır.
Orijinal İsmi:
Tenere
Süre:
93 dk
Tür:
Belgesel
Yönetmen:
Hasan Söylemez
Senarist:
Hasan Söylemez
Yapım:
2020, Türkiye