EVLİLİKTE
GÜÇ MÜCADELESİ VE DEĞİŞTİRME ARZUSU
Cihan ULUÇ
Psikolog
Nikâh törenlerinde nikâh memurunun sorusuna “evet” derken çiftlerin önce davranıp birbirinin ayağına basmaya çalışması gelenekselleşmiştir. Zaman zaman mizahi görüntüler ortaya çıkarsa da bu sembolik an, ilişkilerdeki önemli bir meseleye işaret eder: güç savaşı ya da güç mücadelesi.
Evlilikle alakalı tüm süreçler gözden geçirildiğinde çok sayıda tercihin yapıldığı, pek çok kararın verildiği görülür. Çiftler bir araya geldikten sonra söz, nişan, düğün, ev düzeni, semt seçimi, boş zaman aktiviteleri, paranın değerlendirilmesi, başka ailelerle ilişkiler, çocukların yetiştirilmesi gibi her birinin icra edilirken çok sayıda seçeneğin olduğu ve bunlardan birinde karar kılınması gereken meseleler bütünü ile karşı karşıya kalır. Önemli bir soru çiftin gündemine oturur: Kimin sözü geçecek, kimin dediği olacaktır? Kimi çiftler bu dönemleri ve karar anlarını ittifak hâlinde atlatırken kimi çiftler için ise bu dönem ayrı düşmenin ve krizlerin habercisi olabilir.
Güç Mücadelesinin Geçmişten İzleri
İçinde büyüdüğümüz aile modeli, yeni kuracağımız ilişkinin temel örüntülerini etkiler. Ailede rollerin nasıl paylaşıldığı, kararların nasıl alındığı, seçimlerin kim tarafından yapıldığı gibi hususlar, kurduğumuz evlilik ilişkisindeki tutumlarımızı etkiler. Örneğin annesinin babası tarafından ezildiği, hor görüldüğü anları izleyerek büyüyen bir kız çocuğu, “Eşime karşı kendimi asla ezdirmeyeceğim.” gibi bir motivasyonu evliliğine taşıyabilir. Yine hiçbir şeye karışmayan, etkisiz eleman olarak koltuğunda oturan bir baba ile büyüyen bir erkek çocuğu, büyüdüğünde “Asla babam gibi biri olmayacağım.” saikiyle hareket edebilir. Geçmişten öğrenilen ve yeniden başa gelmemesi için titizlenilen o durumlar bir süre sonra çiftleri aşırılaşmaya ve uçlara savrulmaya götürebilir. Örnekte bahsettiğimiz hanımefendi, kendimi asla ezdirmeyeceğim derken eşinin son derece meşru olan istek, talep ya da bazı yakınmalarına karşı duyarsız ya da tepkisel yaklaşabilir. Gerçekten özür beklenen, telafi gerektiren durumlarda dahi bunu bir ezilme ya da aşağı görülme durumu olarak algılayıp hatalarıyla ilgili sorumluluk almakta zorlanabilir. Beyefendi örneğinde ise babası gibi pasif olmamak pahasına, eşinin ya da diğer aile üyelerinin her işine karışırken aşırı müdahaleci bir tutum takınabilir. Bu da bir sınır ihlali olduğu için aile üyeleri arasında çatışma ve huzursuzluk kaçınılmaz olur.
Güç Mücadelesinin Tetikleyicilerinden Biri: Değiştirme Arzusu
Değişmek, özellikle bir alışkanlığı değiştirmek oldukça kompleks bir süreçtir. Kimi insanlar değişime daha açıkken kimileri daha dirençlidir. Genelde içsel ya da dışsal sebeplerden ötürü değişmeye çalışırız. Eşimiz bir huyumuzdan ya da davranışımızdan memnun değildir, değiştirmeye çalışırız. Kendi kilomuzdan memnun değilizdir, diyete başlarız. Genelde sürekli dile getirilen bir değişim beklentisi, karşı tarafta olduğu hâliyle kabul edilmediği, eksik ve kusurlu görüldüğü izlenimini uyandırır ve ilişkideki güvensizliği tetikler. Eksik görülen taraf, bir süre sonra dengeye gelebilmek adına eşinin kusurlarını görmeye ve bunu dile getirmeye başlar. Böylece evlilik ilişkisi tarafların birbirini kabul etmediği, sürekli değiştirmek adına enerjilerini tükettikleri bir cenk meydanına dönüşür.
Güç Yönetimi İle Beraber Ortaya Çıkan Modeller
Bir Tarafın Diğerine Tamamen Uyumlandığı Model: Bu örüntüde belirleyici olan, seçimleri ve yönetimi sadece bir eş yaparken diğeri alınan kararlara tamamen uyumlanır. İlk bakışta her şey yolunda gibi görünür. Fakat bu modelde bir süre sonra iki risk belirebilir. Birinci risk, uyumlanan tarafın bir süre sonra hiçbir seçimde dahli olmadığı için kendini yok gibi hissetmesi ve buna karşı karşıt tepkiler (öfke, alaycılık, tahammülsüzlük vd.) geliştirmesine sebep olabilir. Normalde uyumlu olabileceği, kabul edebileceği durumları bile inat duygusuyla ya da bir irade ortaya koymak amacıyla yokuşa sürebilir, çıkmaza sürükleyebilir. Ya da doğrudan bu duruma karşı tepki veremeyip pasif agresif bir tutum da gösterebilir. Pasif agresif tutumlar, zarar vermenin (kişinin hem kendisine hem karşısındakine hem de ilişkisine) bir diğer yoludur. İkinci risk ise sürekli olarak yöneten ve her şeyi belirleyen taraf, bu ilişkide bir süre sonra kendini yalnız hissedebilir. Karşıda bir muhatap göremez ve tek kişilik bir ilişki yaşıyormuş duygusuna kapılabilir.
İki Tarafın da Kendi İsteğinde Direttiği Model: Bu model çıkmaz sokak sendromu barındırır. Çift bir türlü karar verip yol alamaz, olduğu yerde sayar. Gerginlik yüksektir. Seçim yapılması gereken, karar verilmesi icap eden her mesele bir krizin habercisidir. Dolasıyla bir süre sonra taraflarda ilişkiye dair bezginlik, yorgunluk ve umutsuzluk duygularına yol açabilir.
Demokratik Model: Bu modelde bir denge vardır. İki tarafın da istekleri dinlenilir ve ciddiye alınır. İstek ve talepler daha dengeli bir şekilde gerçekleştirilir. Örneğin eşlerden biri hafta sonu bir orman kampına gitmek, diğeri ise şehirde bir yerleri gezmek istiyor ya da tatili evde geçirmek istiyor. Bu durumda bir hafta sonu bir tarafın isteği gerçekleştirilirken diğer hafta sonu ise diğer eşin isteğine göre planlanabilir. Her zaman yüzde yüz bir karşılıklılık olması da şart değildir. Yine demokratik model başlığı altında değerlendirilebilecek diğer yaklaşım ise bazı alanların taraflar tarafından paylaşılması ve o alanların yönetiminin o eşte olmasıdır. Örneğin mutfak ile ilgili alışveriş kararları hanımefendi tarafından verilirken hafta sonunun nasıl değerlendirileceği ya da paranın nasıl yönetileceği beyefendi tarafından belirlenebilir.
Rakip Değil Ekip Anlayışı
Aynı takımda oyuncular zaman zaman farklı roller üstlenirler. Takımda her zaman eşitlik mümkün olmasa da adil bir paylaşım ve karşılıklılık hâli vardır. Takımdaşlar birbirlerinin açıklarını aramak, yıkıcı eleştiriler yapmak yerine tam tersi destekleyici tavırlar gösterirler. Evlilik de bir takım oyunudur.
Evlilik Her Zaman Tüm İsteklerimizin Gerçekleştiği Oyun Değildir
Evlilikte her zaman her şey istediğimiz gibi olmayabilir. Sadece evlilik değil dünya da böyle bir yerdir. Ayrıca bizim isteklerimiz ve taleplerimiz bizim için ne kadar önemli ise aynı şekilde eşimizin istekleri de onun için aynı değerde önemlidir. Zaman zaman kontrolü alırken zaman zaman da bırakmamız gerekir. Aksi hâlde bu durum evlilikte dengeyi bozar. Bu yüzden empati yapmak, tek kişilik bakıştan çift kişilik bakışa geçmek, eşimize saygı duyan ve onun isteklerini önemseyen bir tavır sergilemek olgun, tatminkâr ve huzurlu bir ilişkinin olmazsa olmazlarındandır.