KULLUĞUN ÖZÜ SAMİMİYET
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰىۙ كَالَّذٖى يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًاۜ لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَىْءٍ مِمَّا كَسَبُواۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْكَافِرٖينَ
“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde malını insanlara gösteriş yapmak için harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve incitmek suretiyle boşa çıkarmayın. O kimsenin misali, üzerinde toprak bulunan, düzgün ve yalçın bir kayadır; kayanın üzerine şiddetli bir yağmur yağmış, onu çıplak hâlde bırakmıştır. Bu gibilerin kazandıkları hiçbir şeyden istifadeleri olmaz ve Allah, inkârcı topluluğa hidayet vermez.”
(Bakara, 2/264)
İnsan, Yüce Allah’a (c.c.) kulluk için yaratılmıştır. Kulluk görevi, öncelikle Allah’a karşı yerine getirilmesi gereken sorumlulukları ifade eder. İnsanlara, topluma, canlı ve cansız bütün yaratılmışlara karşı yapılması gerekenler de bu görevin birer parçasıdır. Bütün bu sorumlulukların özünü ise riyadan, gösterişten uzak durmak ve samimiyet teşkil eder.
Samimiyet öncelikle imanın temelidir. Samimiyet, Yüce Allah’a (c.c.) kalpten ve gönülden iman etmektir. Bu yüzden gerçek olmayan, sadece söz ve şekilden ibaret olan bir iman makbul olmadığı gibi aynı zamanda münafıklığın bir alametidir. Münafıkları cehennemin en alt tabakasına düşüren de (Nisa, 4/145) bu ikiyüzlülüktür, samimiyetten yoksun olan bu sözde imandır. Çünkü bunda Allah’ı (c.c.) ve müminleri aldatma niyeti vardır. Ancak, hakikatte aldananlar ise kendileridir. (Bakara, 2/9) Zira “Münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar. Hâlbuki Allah onların oyunlarını kendi başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler.” (Nisa, 4/142) Münafıklar, hakikatte değil ama sözde Müslüman gibi göründükleri için şeklen onlar gibi davranmak, onlar gibi namaz kılmak zorunda kalıyorlardı. Dolayısıyla ibadetleri de zoraki yaptıkları için bu onlara ağır geliyor, bu yüzden de isteksiz yapıyorlardı. (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, DİB Yayınları, c.2, s.167)
Kalpten, gönülden, bilerek, gerçekten inanarak ortaya konulan imandır makbul ve kurtuluşa götürecek olan. Bu iman ile kul gerek ibadetlerinde gerek dualarında gerekse yaptığı bütün işlerde O’nun rızasını arar. Yaptığı her şeyi imanın bir gereği olarak yapar. Bilir ki gösteriş olsun diye yapılan bir iyiliğin Allah (c.c.) katında bir değeri yoktur. Temelinde gösteriş olan bir fiil, faydasızdır, sonuçsuzdur ve anlamsızdır. (Bakara, 2/264)
Özellikle dinî davranışlarla ilgili bir terim olan riya, bir kimsenin, kendisinde bulunmayan dinî ve ahlaki meziyeti varmış gibi göstermesini, iyilik yapıyormuş gibi görünmesine rağmen yaptıklarıyla dinî ve ahlaki karşılıktan öte maddi veya manevi bir çıkar amaçlamasını ifade etmektedir. (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, DİB Yayınları, c.5, s.698-699) Bu anlamlarıyla riya; samimiyet ve ihlastan uzak, iyi niyet ve takvadan yoksun, içi boş ve görüntüden ibaret olan davranışları ifade etmektedir. Allah’a (c.c.) karşı kulluk görevlerinde şekil ve gösterişten ibaret olan riyanın gerçekte bir karşılığı olmadığı gibi insanlar arası ilişkilerde görülsün ve duyulsun diye yapılan şeyler de değersiz ve anlamsızdır. Kendinde olmayan bir özelliği varmış gibi göstermeye çalışmak, birtakım menfaatler elde edebilmek için olduğundan farklı görünmek, insanları aldatmanın yanında haksız kazanç elde etmenin de aracıdır aynı zamanda.
Amellerin niyetlere göre değer kazandığını ifade eden Sevgili Peygamberimiz (Buhari, Bed’ü’l-vahy, 1), hem ibadetlerimiz hem de diğer bütün fiillerimiz için geçerli olan çok önemli bir ilkeye işaret etmektedir. Bu ilke ihlas ve samimiyettir. Menfaat için değil Allah (c.c.) rızası için çalışmaktır. Gösteriş ve aldatmak için değil inanarak ve içten gelerek davranmaktır. Yine Hz. Peygamber’in, “Allah sizin dış görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34) şeklindeki buyruğu aynı hakikatin daha net bir başka ifadesidir. Sadece görüntüden ibaret olan ancak iyi niyet ve samimiyetten yoksun ameller, zahiren bir şey ifade ediyor gibi görünse de geçici birtakım menfaatlere kapı aralasa da Allah (c.c.) katında karşılıksızdır. İnsanlar tarafından fark edildiğinde ise hem kişinin gerçek yüzünü ortaya çıkaracak hem de ciddi bir güven kaybına yol açacaktır. Bu bağlamda az ama öz olan, içten gelerek ve ihlasla yapılan şeyler; dağlar kadar da olsa riya ve gösterişle yapılan, samimiyetten uzak davranışlardan daha değerlidir.
Sosyal medyanın, kitle iletişim araçlarının yaygınlaştığı ve yoğun bir şekilde kullanıldığı günümüzde gösterişin, özentinin, görülsün ve duyulsun diye yapılan eylemlerin her türlüsüne fazlasıyla şahit olmaktayız. Yapılan ibadetlerin canlı yayınlarla paylaşıldığı, gezilen görülen yerlerin, yenilip içilen şeylerin âdeta yarışırcasına reklam edildiği günleri yaşamaktayız. Birçoğu, özenti ve taklitten kaynaklanan bu tür davranışlar, yapılan ibadet ve iyilikleri özünden uzaklaştırdığı gibi ihlas ve samimiyetimizin kaybolmasına, kulluğumuzun şekilden ibaret kalmasına da yol açmaktadır ne yazık ki. Ayrıca, sahip olduğumuz imkânları gösteriş için reklam etmenin veya bazen sahip olmadığımız hâlde öyleymiş gibi göstermenin bu imkânlara sahip ol(a)mayanlar
açısından ne tür psikolojik olumsuzluklara yol açabileceğini de düşünmek zorundayız. Yüce Allah’ın (c.c.) lütfettiği imkânları O’nun rızası doğrultusunda harcayarak hayatımızın her anını kapsaması gereken kulluk sorumluluğumuzun bilinciyle hareket etmek Müslümanca bir duruş olacaktır. Gösteriş ve riyadan uzak; iyi niyet, ihlas ve samimiyetle bezenmiş, tevazu ve takvanın kuşanıldığı bir hayat hem Allah (c.c.) hem de insanlar katında bizi ve amellerimizi değerli kılacaktır.