SADAKATİN VE ŞEFKATİN HANESİ
ALLAH RESULÜ’NÜN AİLESİ

Aliye DORUK

Aile, hayatın en derin şiiridir; her dizesi sevgiyle, her kıtası fedakârlıkla yazılır.”
Bir dağın zirvesinde, karanlığın sessizliğine bürünmüş Hira Mağarası’nda, insanlığın kalbine düşen ilk vahyin yankısıydı o gece…
Kutlu bir yükün ağırlığıyla evine dönerken tek bir cümleyi terennüm ediyordu Son Nebi: “Beni örtün...” Sığındığı limanda, hayat arkadaşı Hz. Hatice’nin şefkatiyle nefeslendi. Ve Hz. Hatice validemiz, onu şu sözleriyle teselli etti: “Korkmana gerek yok! Çünkü sen her zaman doğruyu söyler, akrabanı gözetirsin. Muhtaçlara yardım eder, misafire ikramda bulunursun. Allah, hiçbir zaman seni utandırıp üzmez.” (Buhari, Bedʾü’l-vahy, 3; Müslim, İman, 252)
Allah Resulü’nün (s.a.s.) sadakat timsali eşiydi Hz. Hatice validemiz. O ki Rahmet Elçisi’nin sadece eşi değil aynı zamanda tevhid mücadelesinde ilk yoldaşı, yüreğinin şahidiydi. Kendinden evvel ebediyete irtihal eden eşini hayatı boyunca hayırla yâd etmişti Rahmet Elçisi. Onu gönlünden hiç çıkarmamış, ona olan vefasını her zaman dile getirmişti. Bir gün yanındakiler kendisine bunun sebebini merakla sormuşlardı. Cevap olarak Hz. Hatice’ye olan muhabbet, bağlılık ve vefasını şu sözlerle bizlere öğretmişti Efendimiz: “İnsanlar bana inanmazken o bana inandı. İnsanlar beni yalanlarken o doğruladı. İnsanlar yardımlarını benden esirgediklerinde o bana malıyla destek oldu. Yüce Allah bana ondan çocuklar ihsan etti.” (İbn Hanbel, VI, 118) Bu sözler, bir yuvanın temelinde yer alan inanç, vefa ve dayanışmanın en zarif ifadeleriydi.
Peygamber Efendimizin (s.a.s.) ailesi, âdeta cennet yuvasını yeryüzüne taşıyan bir rahmet hanesiydi. O aile ki sadece bir zaman diliminde değil kıyamete kadar insanlığa yol gösteren en güzel modeldir. Nebiler serverinin hayatında aile denilince; onun Hz. Hatice ile olan dostluk ve sadakati, Hz. Aişe ile sevgi, hikmet ve ilgi üzerine inşa ettiği mutluluk ve huzur dolu örnek ailesi aklımıza gelir. Bu öylesine bir saadet hanesidir ki onda gözyaşı da tebessüm de aynı sofrada buluşur. Peygamberimizin cennet kadınlarının efendisi olarak nitelenen kızı Hz. Fatıma ile olan samimi ve candan diyaloğuyla; ebedî mutluluk yurdunun gençleri sevgili torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’e karşı şefkat abidesi duruşu, cahiliye insanının anlamakta güçlük çektiği hususlardır.
“Sevgiyle yoğrulan yuvalar, hayatın en kıymetli hazinesidir.”
Efendimiz (s.a.s.), kalpleri sevgiyle örüp, yuvayı huzurun ve mutluluğun en saf duygularıyla donatarak aileyi âdeta bir rahmet ve muhabbet kaynağına dönüştürmüştür. Ailesine karşı daima müşfik ve nazik, muhabbet ve merhamet dolu, sabırlı ve hoşgörülü olan İki Cihan Güneşi (s.a.s.), yuvasına şiddet ve nefretin bulaşmasına asla izin vermemiş, aile fertleri arasında her konuda adaleti gözetmiş, onlara sevgisini açıkça ifade etmekten çekinmemiştir. Dualarına ailesini de katmış, “Allah’ım! Ey Rabb’imiz ve her şeyin Rabb’i! Beni ve ailemi dünya ve ahirette her an sana ihlasla bağlı kıl. Ey yücelik ve ikram sahibi!” (Ebu Davud, Tefsiru ebvabi’l-vitr, 25.) diyerek Cenab-ı Hakk’a sık sık niyazda bulunmuştur.
Onun aile hayatında uyguladığı ilke ve prensipler, tüm zamanlarda önemini ve işlevini kaybetmeden varlığını sürdürmüştür. Her sözü ve davranışı bizler için ilkbahar cemresine benzeyen Peygamber Efendimiz (s.a.s.) aile bireylerine karşı sevgi, saygı ve içtenlikle davranmış, onlarla ilişkilerinde nezaketi ve ihtimamı bir an olsun elinden bırakmamıştır.
“Birlikte atılan her adım, sevgiyle mühürlenmiş bir hikâyenin başlangıcıdır.”
Allah Resulü’ne göre aile ahlakı, kan bağının çok ötesinde bir duygu ve fikir bağı kurmaktı. Gönül birliği etmek ve Allah’ın hoşnutluğuna yakışır bir yaşamı paylaşmaktı. Sadece bu dünyada değil ahirette de bir arada olacağının bilinciyle hareket etmekti.
Resul-i Ekrem’in ailesi sevgi doluydu. Hane-i saadetin her ferdi, yüreğinde derin bir muhabbet ve ülfet hissederdi. Peygamberimiz; eşlerine, çocuklarına ve torunlarına sevgi sunmaktan çekinmezdi. Onları takdir eder, mesela sevgili kızı Hz. Fatıma geldiğinde ayağa kalkarak kendi yerini kızına verirdi. Allah Resulü’nün (s.a.s.) ailesinde istişare hâkimdi. Peygamberimiz aile fertlerinin fikirlerine değer verir, aile içinde yaşanan sorunların sabır ve ferasetle çözülmesini sağlardı. Çünkü istişare, şiddete başvurmadan aklıselim ile sıkıntıları aşmayı sağlar. Eşlerin ve çocukların ortak aklı sayesinde hata yapılmasını engeller. Ailede hakların ve sorumlulukların dengeli biçimde dağıtılmasını sağlar. Allah Resulü’nün ifadesiyle, “Sizin hanımlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi, hanımlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır.” (Tirmizi, Rada, 11)
Resul-i Ekrem’in iman, ahlak ve eşlere ideal davranış arasında kurduğu bağlantıyı dile getiren “Müminlerin iman bakımından en mükemmel olanı, ahlak bakımından en güzel olanıdır. Sizin en hayırlınız ise eşlerinize karşı en hayırlı olanınızdır.” (Ebu Davud, Sünnet, 15.) sözü, zikredilen nebevi yaklaşımının en açık ifadesidir. Rahmet Peygamberi’nin öncülüğünde hayra teşvik ve hayır peşinde koşmaktır.
Peygamber Efendimizin ailesinde vazgeçilmez olan değerlerden biri de şefkatti. Rahmet Elçisi (s.a.s.), ailesine karşı son derece müşfik davranırdı. Ailede kimsenin gönlünü kırmaz, kaba ve incitici konuşmaz, bağırıp çağırmaz, ağzından kötü söz çıkmazdı. Eli asla şiddete kalkmaz, kadının ve çocuğun hırpalanmasına kesinlikle izin vermezdi. Nitekim Allah Resulü (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde, “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de ailesine karşı en iyi olanınızım!” (Tirmizi, Menakıb, 63.) buyurarak hem eş hem baba hem de evlat olarak ailemize nasıl davranılması gerektiği hususunda bize en güzel örnek olmuştur.
“Gerçek mutluluk, kalplerin sevgiyle birleştiği yerde doğar.”
Sevgili Peygamberimizin hanesinde üstünlük yarışı yoktu. Sürekli bir yardımlaşma vardı. Kimse kimseyi ezmez, kimse kendini başkasından yüksek görmezdi. Herkesin yeri ayrı, değeri biricikti. Eşi eşinin emaneti, çocuğu gözünün nuru, ailesi kalbinin huzuruydu. Hz. Aişe’ye Peygamberimizin evdeki yaşamı sorulduğunda “Allah Resulü ailesinin işiyle ilgilenir, ailesine yardımda bulunurdu…” (Buhari, Ezan, 44) şeklinde cevap vererek aslında bir ailenin nasıl olması gerektiğini dile getiriyordu. Allah Resulü’nün ailesi dünyevi çıkarlar ve menfaatler uğruna feda edilemeyecek kadar değerliydi. Eşler birbirine verdikleri destekle toplum için birlik ve dirlik mesajı veren birer modeldi.
Onun ailesinin temeli sadakate dayanıyordu. İyi günde kötü günde, varlıkta ve yoklukta sadık kalma vardı. Birbirinin hak ve hukukuna sahip çıkma ön plandaydı. Ailesin temelinde emanet bilincine sahip olma vardı vardı. Zira eşler birbirine Allah’ın emaneti gözüyle bakıyorlardı. Emaneti koruyacaklarına dair Allah’a söz veriyorlardı. Kendisi gibi mükerrem bir varlık olan eşinin gönlünü incitmeyeceğini, haysiyetini zedelemeyeceğini, Allah’ın emanetine asla ihanet etmeyeceğini dile getiriyorlardı. Ailenin bütün fertlerine düşen sorumluluklar vardı. Bu nezih yuvada aile mensuplarının izzet, onur ve saygınlığını zedelemek değil korumak ve yüceltmek vardı. Bu seçkin ailede üzmek, kırmak, şiddete başvurmak değil şefkat ve merhamet, nezaket ve nezahet vardı. Bu ailede sevinçte ve kederde, varlıkta ve darlıkta hemhâl olma, hayatın yükünü birlikte omuzlama vardı.
Peygamber Efendimizin ailesinde çekişme, kavga, incinmek ve incitmek yoktu. Onun ailesi sevgi, saygı ve muhabbet bağlarıyla kenetlendiği ve manevi duyguların huzur ve mutluluğa götürüldüğü esenlik ortamıydı.
“Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır.” (Rum, 30/21) ayetinde belirtildiği üzere onun ailesinin temelinde sevgi ve rahmet vardı. Zira bu güzelliklerle tezyin edilen bu aile, Allah’ın rahmetiyle kuşatılmıştı, fertleri için âdeta bir cennete dönüşüyordu.
Peygamber Efendimizin ailesinde anne, fedakârlığın adıdır, şefkat timsalidir, annenin yüreğinin kapısı her daim açıktır. Bu nedenledir ki Peygamberimiz (s.a.s.) ilgimizi ve iyiliğimizi en fazla hak eden kişiler olarak tanımlar biricik annelerimizi. Baba, ailesini kötülüklere karşı koruyan, her türlü meşakkat ve zorluğa göğüs gerendir. Bizler için cennete açılan kapıdır. Çocuk, yuvanın en tatlı meyvesi, şefkat, merhamet, ilgi ve sevgiye muhtaç göz aydınlığıdır. Her türlü güzelliği hak eden, masum, küçük göz nurudur. Göz nurunu yitiren önünü göremez, istikbalini kaybeder.
Ve o hanede şefkat… Ebu Umeyr adında küçük bir çocuk vardı. Kuşunu kaybettiği için gözleri mahzundu. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bunu fark etti, yanına gitti, başını okşadı ve onunla sohbet etti. Küçücük bir kalbin kederini kendi yüreğinde hissetti. İşte bu, Rahmet Elçisi’nin yüceliği, insanlığı ve inceliğiydi. (Buhari, Edeb, 112; Ebu Davud, Edeb, 69) O, merhamet pınarıydı. Kaybettiğimiz değerler ve yargılarımızı bizlere yeniden hatırlattı. Özlediğimiz masumiyetimizle bizi yeniden o tanıştırdı.
Allah Resulü’nü (s.a.s.) izleyen, onun her hâlini dikkatle takip eden ve davranışlarını model alan ashab-ı kiram gibi, bugün bizler de Peygamberimizi (s.a.s.) iyi tanımaya, onun gibi davranmaya ve ahlakıyla ahlaklanmaya gayret göstermeliyiz. Maalesef küreselleşen dünyada aileyi hedef alan ve aile içinde yaşanan sorunlar hepimizi etkilemekte, sadece bugünümüzü değil geleceğimizi de tehdit etmektedir. Kitle iletişim araçlarının gelişimi, değer ve sınır tanımaksızın aile mahremiyetini, aile bireylerinin haklarını ve ailenin saygınlığını zedeleyebilmektedir. Sadakatsizlik, vefasızlık, tahammülsüzlük, bilinçsizlik ve şiddet gibi sebeplerle ailelerimiz ciddi anlamda zarar görmektedir. Pek çok aile, önemi ve değeri kavranamadığı için sorumsuzca heba edilmektedir. Ailenin muhabbet kokan ortamından kendisini mahrum bırakan insan, yaşadığı evi bir konaklama yeri hâline getirerek kendisine, aile bireylerine ve dolayısıyla topluma haksızlık etmektedir. Kuşkusuz ailenin bozulması, toplumun temelinin sarsılması ve değerlerimizin kaybı demektir.
Aile, en derin yaralarımızı iyileştiren, en büyük sevinçlerimizi çiçeklendiren bir şifahanedir. Bugün ne kadar savrulursak savrulalım, Peygamber Efendimizin (s.a.s.) bizlere gösterdiği o eşsiz şefkat ve sadakatle yoğrulmuş aile örneği, her zaman içimizi ısıtacak bir rehberdir. Hadi buyurun, yaşamın karmaşasında unutulan bu değerleri yeniden diriltelim; kalplerimizi sevgiyle, sözlerimizi şefkatle donatalım. Çünkü gerçek huzur; kırmadan, incitmeden, birbirimize tutunarak yaşadığımız o küçük dünyada gizlidir.