ESEN YAŞAR KENDİNE BASKIN ÇIKAN

Gülşen ÜNÜVAR

Dinle Yankı...
Kâğıdın bir gökyüzü gibi açılıp mürekkebi buyur ettiği o hürmete şayan andan sana selam olsun. Anların hatırına koskoca bir ömür tükettiğimiz şu dünyaya da selam olsun. Kahrımı çeken şu naçiz bedenime, kâh doluya kâh boşa koymaktan yorulmayan şu gönüllerimize selam olsun.
Nasılsın evlat? Sağlığın sıhhatin dilerim yerindedir. Gönlün, ömrün, sana sen olmayı öğretecek olan yılmaz umudun dilerim hoştur. Mektuplarım sana nice zaman sonra ulaşır, onları nice zamanda okursun bilemiyorum. Benim işim yazmak, senin esenliğini dileyerek yazmak ve dünün insanlığını yarına aktarmak.
Beni soracak olursan uçan kuştan hâlliceyim; kâh uçar kâh konarım. Kanatlarımı öyle güçlü hissederim ki cihanın ta öteki ucuna uçma gayretini kendimde bulurum. Kimi zaman derman kalmaz tüylerimde de bir ağacın duru dalında öylece yorulurum. Ürkek ötüşlerim olur bazen, can korkusu zinhar değildir bu evlat; sesime ses veren olsun da cihandan ümidimi kesmeyeyim seslenişidir. Ses varsa umut vardır. Ses varsa gaye vardır, çaba vardır, medet vardır, tecelli ve dahi teselli vardır. Ses ki kulakla duyulmasına ne hacet. Biz kulağıyla duyanlardan, gözüyle görenlerden değiliz evlat. Biz sezenlerdeniz; nasıl ki bugün bir yerlerde şu yazdıklarım vasıtası ile varlığımdan haberdar nice gönüller olduğunu hissediyorsam, nice gönüllerden sesime ses veriliyorsa işte bizlere kulak da budur göz de.
Açık denizlerde yüzen bir balık olurum bazen. Balık dediysem öyle ufak, kolay lokma cinsinden değil. Duyarım ki içlerinden en irisi balina, suları yara yara ummanlara hükmeden bir balık imiş. Ömrümde hiç deniz görmedim ben ama havsalamda büyükçe bir balinayım işte; suyun altında yaşayan tüm canlıları sevmeye yetecek büyüklükteki kalbine meftunum belki de. Su dünyasını ürkütmekten çok yüreğim kadar büyük ve geniş adalet damlacıklarını serpme hayaliyle süzülür dururum tuzlu sularda. Ürkek yüzüşlerim olur yine; küçük avların peşine düşüp karaya oturma kaygısı değildir bu. Tiz seslenişlerimi duyuramazsam da kuytuda kalmış nice im bekleyenler ya sevgiden ümidini keserlerse endişesidir.
Azametimi, gücümü kötüye kullanma düşüncesi de bazen uykularımı kaçırır. İnsan çiğ süt emer de balık çiğ sularda yüzmez mi? Yüzer elbette; hırsına yenilme, iriliğine güvenme ihtimali her zaman vardır. Fakat buna çare de vardır; köstek! Atalarımız bu konuda uzun uzadıya nasihatler etmiş, meseller anlatmış, faydalarını vurgulamıştır. İnsan, hırslarına, heveslerine, hayallerine, öfkesine, gücüne, kibrine köstek vurmalı ki başı selamete ersin. Kederden dem vurmaz yanında kösteği olan. Esen yaşar kendine baskın çıkan*
İster bir kuş ol, kanadına güven ister açık denizlerde devasa bir balık; sesini duyurmak gayesiyle mübah bellersen her yolu, kanat da yalan olur yüzgeç de. Ne uçmanda keramet kalır ne yüzmende. Armağan bellediğin kudreti hayırlı erekler peşinde vakfetmek, sana geri gelecek en büyük yankıdır. Sevgiyse sevgi, hürmetse hürmet, adaletse adalet, şikâyetse şikâyet…
Her mektubumda söylediğim gibi evlat, ben senden eminim, sözlerimin doğru ellerde yoğrulduğunu sezerim diye. İşte bundandır; ne yaptıysam, ne söylediysem yankısı aynen döner bana. Bir dağ durur karşımda; önü bahar, ardı güz. Ay döndü mü bu kez bir tarafı zemheri bir tarafı yaz. İklim iklimdir insan, bir günü bir gününe uymaz. Makbulü de bu değil midir zaten? Mevsimden mevsime girmeyen dağ, yeşilden sarıya dönmeyen bağ, histen hisse düşmeyen sağ nasıl olur da iyiyi kötüden ayırt eder?
Diyeceğim o ki hayatta her şeyin bir yankısı vardır; iş, duyabilmekte. Ama her zaman kulağınla değil!
Gecenin karanlığında çalıya tünemiş kuşun ürkekliğini ve açık denizlerde yolunu yara yara ilerleyen balinayı hiç unutma. Kalplerinin ve cüsselerinin büyüklüğü her ne kadar farklı olsa da taşıyacakları sevginin onlara yük getirmeyeceğini hatırla. Yaşadıkları korkunun can korkusuyla hiç ilgisi olmadığını, sadece seslerini duyurma çabasıyla yanıp tutuştuklarını hatırla. Küçük bir kuşun dev hayallerini, devasa balinanın hassas yüreğini hatırla. Ne zaman ruhum daralsa ben öyle yapıyorum.
Belki de şu an içinden şu soru geçiyordur evlat: Neden, niçin böyle bir görev addettin kendine; kim sana böyle bir sorumluluk yükledi?
Allah bilir evlat! Allah bilir…
Bugüne kadar sana yazdıklarımı hiç geri dönüp okumadım. Düzeltme gereği duymadım, ya yanlış anlarsa diye tereddütte kalmadım. İstedim ki kalemimden ve gönlümden çıkan düşünceler, sözler sana doğrudan ulaşsın. Hatalıysa hatasıyla. Çelişkiliyse çelişkisiyle. İçtense içtenliğiyle ve yanlışsa yanlışlığıyla. Çünkü bunların her biri birer öğretmen bizim için.
Bu mektubumu da diğerleri gibi bir çırpıda yazıp zarfa koyacağım evlat. Nakış gibi işlediğim kelimelerime iyi bakacağından şüphem yok. Kusur aramayacağından, bahane yakıştırmayacağından, kulp takmayacağından da… Zira biz ki esen yaşama gayesinde bir avuç yankıyız.
Kendine hoş bakasın evlat. Selametle…
*Kutadgu Bilig