MEVLİD-İ NEBİ’DEN HİSSEMİZE
NE DÜŞER?

Savaş ÖZDEMİR

Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında
Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veçhe...
İsmet Özel
Zamanın mevlit dönemine, Efendimizin doğduğu dünyaya kalbî ve zihnî bir bakış atmaya; onun gerçekleştirdiği değişimin boyutlarını bir nebze olsun anlamaya, nübüvvet ırmağından hissemize düşen nasibimizin bir kısmını almaya ne dersiniz?
Hz. İbrahim ve Hz. İsmail ile temelleri atılan tevhid merkezli yaşam, zamanla insanların yozlaşması ve diğer bölgelerden inanç boyutunda etkilenmeleriyle şirkin kalesi hâline getirmiştir Mekke’yi. Bu kutlu mekân, ünsiyet kurma ve nisyan arasında imtihana tabi tutulan insanlığın kaybedişini resmeden, Yaradan’a isyanın bayraklaştırıldığı, varlık hiyerarşisindeki düzenin bozulduğu; kavramların, kuralların ve sosyal kurumların tersyüz edildiği bir yere dönüşmüştür süreç içinde. Güce, iltimasa, kabileciliğe dayalı “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.” anlayışıyla adalet; kızı dünyaya gelenlerin küçümsenmesi sebebiyle çocukları diri diri toprağa gömerek katletmekle merhamet; kadınların, kölelerin adı olmayanlar sınıfında görülmeleriyle ve karşılaştıkları zulümlerle hakkaniyet gibi asil kavram ve davranışlar hayattan dışlanmıştır. Karanlık koyudur ve kuşatmıştır insanı, insanlığı.
Efendimiz, bu kesif ortamı değiştirme gücüne sahip Rahman’ın hayata müdahil olduğunu gösteren “fil olayı”ndan kısa bir süre sonra babasını göremeden yetim olarak dünyaya geldi (Mevlid-i Nebi bu doğuma ad olmuştur mümin yüreklerde). Adı, “övülen” anlamında Muhammed olarak konuldu dedesince. Anne şefkati, dede merhametiyle yoğrulan yüreği iki sevdiğini peş peşe kaybetmenin hüznüyle yalnızlığa büründü. Fıtri temizliğin ifadesi ümmiliği kötülüklere karşı korunmasında kalkanı oldu onun. Ahlak ve dürüstlüğüyle Mekke’nin emini, ilk eşi Hz. Hatice’nin güvenciydi.
Temizlik ve yalnızlık sevdirildiği için olsa gerek toplumunun insanı kirletici ortamından sıyrılmak için Hira’yı kendine mesken tuttu. Takdir edilen yaşa ve güne erişince nübüvvet nuru kendisine tevdi edildi.
Kolay değil, vahiy ve melekle muhatap olunca ne yapacağını bilemez hâlde bulunmak, iç dünyasında depremler yaşamak. Ağır bir yükün altına girmenin getirdiği sorumluluğu kabullenme süreci. Onun Hatice’si vardı, kendisini ahlaki meziyetleriyle tezkiye ve teselli eden. Varaka’sı vardı, önceki peygamberlerin tebliğlerinden haberdar eden ve göreviyle alakalı hatırlatmada bulunan. “Kalk ve uyar!”, “Kalk ve uyar!” fermanlarıyla peyderpey inen, her biri mutlak hakikat olan vahyi toplumuna haykırmak ve ilahi düstura dayalı bir hayatı inşa etmek çabası. İnsanları Allah’a kulluğa davet etmek, şirkin bütün kirinden hayatı yumak ve pirüpak eylemek. Bu durum dostlar ve düşmanlar kazandırırdı insana. Öyle de oldu. Yanında Ebu Bekir ve dostları, karşısında Ebu Cehil ve şürekâsı sıralandı. Mücadeleden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmemek. İstihzai ve işkenceye dönen tutumlara aldırış etmeden ve fakat fedakârlıklarla yoğrula yoğrula yolda yürümek, ayartıcı tekliflere rağmen “Bir elime güneşi, diğerine ayı koysanız davamdam vazgeçmem.” diyerek yolda kalmak. Güzide şahsiyetleriyle yetişen nesillerle yaşama imkânı kalmayan mübarek bir beldeden yeni bir yurda tutunmak için hicret etmek. Fertten topluma, andan ukbaya, coğrafyadan çağlara eşyanın hakikatini, kulluğun özünü taşımak için gecesiyle gündüzüyle zamanın her anıyla büyük bir çabanın içinde olmak. Hikmete dayalı, kötülüklerden mümkün olduğunca uzak bir toplum, bir sistem kurmak. Bu uğurda candan, maldan olmak ve cihat etmek. Vahye dayanarak anlamını kaybeden kavramları aslına döndürmek, yeni kavramlarla hayata ufuk katmak. Ne yüce bir iş!
Efendimiz yetim ve öksüz büyüdü, yetim ve öksüzlerin sığınağı oldu. Kimsesizliği bildi, kimsesizlere destek oldu. Yüreği kanadı, kanayan yaralara merhem oldu. Temizdi, temiz olan ve temizliği sevenin elçisiydi. Manevi ve maddi bütün boyutlarıyla temizliği düsturu kıldı toplumun. Anneleri cennet vesilesi, kadınları iffet timsali, aileleri her bir ferdini koruyan bir sığınak hâline getirdi. Ticarete dürüstlük, insani ilişkilere nezaket getirdi. Kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genci ve çocuğuyla bütün insanları muhatap kıldı davetine. Örnek oldu, önder oldu.
“İçinizden Allah’ın lütfuna ve ahiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resulullah’ta güzel bir örneklik vardır.” (Ahzab, 33/21) ilahi fermanı Efendimizden bize yansıyacak, hayatımızı düzene koyacak güzel örneklikleri muştular. Var mısınız ona tabi olmaya, onun yolunda yürümeye, Rabb’imize kulluğumuzu güzelleştirmeye?
Kendisini tanıdıkça seveceğimiz, sevdikçe hayatımıza rehber edineceğimiz, sireti ve sünnetiyle bize rahmet kılınan Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sadırlarımızdaki sevgisini bütünüyle söze ve satıra dökmekten aciziz. Kelimelerimiz kırık dökük, ifadelerimiz kusurlu kalmakta. Mevlidini vesile edinip kendimizde bir cesaret bularak bu yazıyı kaleme ve kâğıda düşürdük ki yazana ve okuyana kıyamette şefaat sebebi ola.