KALPTEKİ ÇATLAK:
MÜNAFIKLIĞIN ALAMETLERİ

Ali BÖCÜ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı


"أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا، وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتَّى يَدَعَهَا: إِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ، وَإِذَا
حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ.”


“Şu dört özellik kimde bulunursa o, tam bir münafık olur. Kimde bu niteliklerden biri bulunursa onu terk edinceye kadar kendisinde münafıklıktan bir özellik vardır: Kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder. Konuştuğunda yalan söyler. Söz verdiğinde cayar. Husumet sırasında haktan sapar.”
(Buhari, İman, 24)
Nifak, İslam’ın üzerinde ciddiyetle durduğu kavramlardandır. Nifak kökünden türeyen münafık kelimesi ise tarla faresinin bir delikten girip diğerinden çıktığı gibi imanla küfür arasında gelip giden ve kendini gerçekte olduğundan başka gösteren kişiyi tanımlamaktadır. Istılahta ise iman etmediği hâlde iman ettim diyen ve ikiyüzlü davranan kişiyi ifade etmektedir.
Gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadislerde münafıklığın mahiyeti, münafıkların zihin yapısı, davranış kalıpları ve farklı tiplemeleri detaylı bir şekilde anlatılır. İyi ve makbul bir Müslümanlığın münafıklıktan tamamen beri olmakla mümkün olabileceği ifade edilir. “Hiç şüphe yok ki münafıklar cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar…” (Nisa, 4/145) ayeti ve Kur’an’da en ağır yergi ve tehdit ifadelerinin (Ahzab, 33/73; Münafikun, 63/1-6) münafıklar için kullanılmış olması gibi durumlar, münafıklığın Müslümanların korkulu rüyası olmasına sebep olmuştur. Nitekim Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) ümmetine öğrettiği duaların arasında “nifaktan ve münafıklıktan Allah’a sığınma” önemli bir yer tutmaktadır. (Ebu Davud, Vitr, 32)
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), hadislerinde gerçek Müslüman ve müminin özelliklerini beyan ettiği gibi münafıklığın ve münafıkların özelliklerinden de bahsederek müminleri bu özelliklere sahip olmaktan sakındırmıştır. Yukarıda yer verdiğimiz hadis-i şerif de nifak özelliklerini ifade etmesi yanında münafıklığın kişide yerleşmesine sebebiyet verecek bir süreçten bahsetmesi bakımından dikkat çekmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) münafıklıkla alakalı temel hususiyetlere dikkat çekerek bir yandan münafıkları bize tanıtıp onlara karşı tedbirli olmamızı salık vermekte, bir yandan da münafıklık alametlerine işaret ederek bu hususta bir farkındalık sağlamaktadır.
Hadisimizde münafıklık özelliklerinden dört tanesi zikredilmekte ve bunların bir kişide tamamen bulunması durumunda o kişinin münafık olacağı beyan edilmektedir. Bu özelliklerin başında emanete hıyanet zikredilmektedir. Kendisine duyulan güveni ilk fırsatta istismar edip güveneni hayal kırıklığına uğratmak, üstelik bundan rahatsızlık duymayıp sinsi ve küstahça bir gurur da hissetmek münafıklığın ilk özelliği olarak kaydedilmektedir. Münafıklıkta sahte bir algı ve aldatıcı bir görüntü esas olduğundan insanların güvenini boşa çıkarıp hayal kırıklığına uğratmak, münafıkların temel bir vasfı olarak öne çıkmaktadır. Sahtelikle elde edilen güvenin menfaat temin edilebilecek bir fırsat elde edildiğinde hıyanetle yıkılması münafıklığın değişmez tabiatıdır. Müslüman için ise emaneti korumak, hıyanetten Allah’a sığınmak en temel özelliktir.
Hadiste ikinci özellik olarak yalan konuşmak zikredilmektedir. Âlimlerimiz bu yalanın genel bir alışkanlık olarak daimi hâle dönüşen yalancılık olduğunu belirtmektedirler. Zira münafık, doğruluk ile gönlü uyuşmayan, sadakatle yıldızı barışmayan bir kalp hastalığına (Bakara, 2/10) sahiptir. Bundan dolayı da elde edeceğini düşündüğü bir menfaat belirdiğinde rahatlıkla yalana başvurabilmektedir. Kalbi imana ısınmış, imanla huzuru bulmuş bir Müslüman’ın yalanı normalleştirmesi veya rahatlıkla yalana başvurabilmesi mümkün değildir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.), yalanın çirkinliği üzerinde o kadar çok durmuş ve yalandan o kadar sakındırmıştır ki Müslüman yalandan âdeta tiksinir. Müslüman’ın başta gelen özelliği doğruluk, güvenilirlik ve sadakattir. Yalanla imanın bir arada geçinmesi de mümkün olmadığından yalanı genel bir karaktere dönüştürmek ancak münafık kişi için söz konusudur.
Söz verdiğinde caymak ya da tutmayacağını bildiği hâlde söz verip insanları aldatmak da münafıklık alametleri arasında yer alır. Bu haslet esasında yalancılık ve hıyanetin beraberinde getirdiği tabii bir sonuçtur. Münafığın içi başka dışı başka ve aldatmaya kurgulanmış karakter yapısının kaçınılmaz sonucu verdiği sözü tutmamak, ahit bile yapsa ahdini bozmaktır. Verilen söz konusunda pervasızca bir tutum izleyip insanların mağdur olmasından rahatsız olmamak çirkin bir davranıştır. Bir müminin, yerine getirmeyeceğini bildiği hâlde bir söz vermesi ve insanların güvenini boşa çıkarması mümkün değildir.
Hadiste dördüncü özellik olarak zikredilen haslet ise düşmanlıkta haktan sapmak ve husumet esnasında herhangi bir sınır tanımadan karşıdakine zarar vermeye çalışmaktır. Hep çıkar sağlamaya ve başkalarını mağdur etmeye odaklanmış münafık, düşmanlıkta her türlü aşırılığa, her türlü harama kolaylıkla girer ve bundan da rahatsızlık duymaz. Münafığın değer yargıları, adalet ve merhamet duyguları gelişmemiş, kendisine benmerkezci ve hedonist bir anlayışla hayat sürdürmeyi asli karakter edinmiştir. Bundan dolayı da husumette herhangi bir sınır tanımaz ve her türlü kötülüğü işleyebilir. Müslüman’ın karakter yapısı ise husumette de dengeli olmak, adaletten ve doğruluktan sapmamaya özen göstermek, insan onur ve haysiyetine zarar vermemek gayreti içinde olmaktır.
Son tahlilde münafıklığı ve münafıklığa götüren haslet ve özellikleri tanımak, esasında imanı tanıyıp imanın tadını almak için gereklidir. Müslüman’ın kendi kimliğini ve tuttuğu yolu tanıması, kendisine ait sınırları ve değerlerle örülü hayat ilkelerinin bulunması çok kıymetlidir. Allah’ın ve onun muazzez Resulünün yolunu benimseyen, kalbindeki imanı rengârenk çiçekler gibi güzel hasletlerle dışa yansıtan gerçek bir Müslüman, münafıklık alametlerinden hiçbirini kendisinde barındırmaz. Bir hata veya kötülük yaptığında bundan rahatsızlık duyup onu hemen bir iyilikle telafi eder. Ve böyle bir mümine insanlar rahatlıkla güvenir; onun elinden ve dilinden emniyette olur. (İbn Hanbel, VI, 22)