New Age akımlar, bireyselliği öne çıkararak gerçeklikten kopmaya ve özellikle Allah sevgisi ve O’na hesap verme düşüncesi gibi insan davranışları üzerinde son derece etkin olan manevi bir otorite ile bağın zayıflamasına yol açmaktadırlar.

Söyleşi: Şule TÜZÜN

Günümüzde insan, bilgi çağının sunduğu imkânlara rağmen ruhunu tatmin edecek kalıcı bir huzura ulaşmakta güçlük çekmektedir. Bireyselliğe itilen ve anlık ruhsal tatminlere teşne hâle getirilen modern insan varoluşsal sorgulamalarla yeni anlam arayışları içinde buldu kendini. Bu yeni maneviyat anlayışı, bireye geçici bir rahatlama vadetmekte; ancak köklü bir inanç sisteminin sağladığı derin tatmini ise sunamamaktadır. Zira insan fıtratı, batıl ideolojilerin sunduğu yapay ve geçici tatminlerle değil ancak hakikatin rehberliğiyle sükûna erebilir. Bizler de modern toplumlarda giderek artan New Age akımlarını İslam’ın rehberliğinde masaya yatırdık ve Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Metin Özdemir’e sorduk…
Çığlık atmalı, ağlamalı enerji seanslarından kuantum düşünceye kadar “New Age” adı verilen yeni dönemin manevi arayışları âdeta sektör hâline gelmiş durumda. İslam’ın bireysel ve toplumsal rehberliğini göz önünde bulundurarak söz konusu akımı İslami perspektiften değerlendirir misiniz?
Âlemlerin yaratıcısı, her şeyin sahibi ve bütün işlerin sonunda dönüp kendisine varacağı Allah Teâlâ’ya inanç ve güvenden mahrum kalan insanlar, kuantum fiziğinin yanlış yorumundan hareketle, düşünce dâhil her şeyin aslının enerji olduğu, dolayısıyla düşünce enerjisinin evrensel enerjiyle etkileşime girerek hayatlarındaki tüm olumsuz gidişatı durdurup kendileri için yepyeni bir hayatı başlatabileceği şeklinde yeni bir inanç geliştirmişlerdir. Son derece belirsiz ve muğlak varsayımlara dayanan bu türden inançlar, kişide geçici bir rahatlama ve umut oluştursa da asla ona aradığı gerçek huzuru ve mutluluğu vermeye yetmeyecektir. Zira bu tür inançların hiçbirisi, insanın tarih sahnesine çıktığı andan itibaren sormaya başladığı “Ben burada niçin varım, dünyada bana yüklenen asıl misyon ve görev nedir, öldükten sonra beni yeni bir hayat mı karşılayacak yoksa ebedî olarak yok mu olacağım?” gibi temel sorularına cevap verememektedir. Enerji seanslarında çığlık atıp ağlayarak Aylan bebeğin Akdeniz sahillerinde kıyıya vuran cesediyle ilgili insani ve vicdani duygularınızı harekete geçiren derin bir şuur kazanamazsınız. Çünkü bir tür enerji olan düşüncenin evrensel enerjiyle etkileşime geçerek hayata yön verebileceği inancı, bize bir sorumluluk yüklemez. Aksine sadece bizde söz konusu seanslar esnasında deneyimleyebildiğimiz bir iki saatlik geçici bir rahatlama sağlayabilir. Buna karşılık “Zerre miktarı iyilik yapanın onun karşılığını göreceği, zerre miktarı kötülük yapanın da onun karşılığını göreceği (Zilzal, 99/7-8)” düşüncesini zihinlerimize kazıyıp kalbimizin derinliklerine yerleştiren bir ahiret inancı, bize büyük sorumluluklar yükler. Bu tür inanca sahip olan herhangi bir kimse ne Aylan bebeğin sahile vuran cesedi karşısında ne de dünyada işlenen diğer büyük küçük her türden zulüm karşısında duyarsız kalabilir.
Bu itibarla beşerî arzu ve heveslerle oluşturulmuş hiçbir din, vahye dayalı ilahi bir dinin yerini tutamaz. Vahye dayalı son din olan İslam, Nahl suresinin 90. ayetinde buyrulduğu üzere tüm insanlığa adaleti, her türlü söz ve davranışta iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emretmiş, onları her türlü yüz kızartıcı ve iç karartıcı suçtan, azgınlık ve taşkınlıktan men etmiştir.
Günümüzde artan stres, yabancılaşma ve bireysel çatışmalar göz önüne alındığında New Age ritüelleri ve spiritüel pratiklerin psikolojik rahatlama ve bireyin anlam arayışı süreçlerindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Modern insanın bu uygulamalara yönelmesinin altında yatan motivasyon nedir?
Sürekli bir anlam arayışı içerisinde olan insan, aklıselim ve vicdan gibi Allah’ın yaratılışta fıtratına yerleştirdiği temel melekelerinin dikte ettiği istikametin aksi yönünde bir yol takip etmeye başlarsa varoluşsal bir boşluk içerisine düşecektir. “Tabiat boşluk kabul etmez.” ilkesi uyarınca, söz konusu boşluğu doldurma ihtiyacını fırsata dönüştürmeye çalışan maneviyat tüccarları, günümüzde tezgâhlarına koydukları New Age ritüeller gibi spiritüel uygulamaları, psikolojik rahatlama ve iç huzuru sağlama vaadiyle pazarlamaya başlamışlardır. Hint düşüncesinde ve Budizm’de dinî bir ritüel olan yoga ve meditasyon, maalesef Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık gibi kadim dinî kültürler içerisine bir tür zihinsel, bedensel rahatlama ve gelişme aracı olarak girmeyi başarmıştır. Bunun en önemli nedenlerinden biri hiç kuşkusuz Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık gibi kurumsal din mensuplarının, anlam oluşturma üzerine çalışan insan zihnini rahatlatacak ölçüde zengin bir içerik sunma konusunda yetersiz kalmasıdır. Özellikle Yahudilik ve Hristiyanlık; inanç, ibadet ve sosyal ilişkiler alanında yeterli ve tatminkâr bir içerikten yoksundur. Zaten İslam, onların bu eksikliklerini tamamlamak ve yanlışlıklarını düzeltmek üzere son din olarak gelmiştir. Bu bakımdan insanlığa son çare olan İslam özelinde değerlendirecek olursak günümüzde anlamın buharlaştığı, dolayısıyla hikmeti bilinmeyen katı kuralların ve şekilciliğin öne çıktığı tarzda gittikçe yaygınlık kazanan bir dindarlık anlayışı, maalesef modern bilim ve teknolojinin sunduğu çoğu zaman soğuk, mekanik ve nesnel bir dünya manzarası karşısında bunalan bireylere iklim krizi, savaşlar, teknolojik dönüşüm gibi etkenlerle oluşan psikolojik travmalar karşısında duygularını kontrol edip belirsizlikle baş etmelerini sağlayabilecek bir enerjiyi ve heyecanı verememektedir. Bu durumu çok iyi gören maneviyat tüccarları, çoğunluğu gençler ve orta yaş grubundan oluşan vatandaşlarımızı, estetik bir doyum sağlamak maksadıyla kristaller, mumlar, tütsüler, renkler ve sembollerle zenginleştirilmiş ortamlarda sezgi, duygu, iç ses, sır ve mistik deneyimler vaadiyle boş hayaller ve kuruntular peşinde sürüklemektedirler.
Bu durumda bizim kendi insanımıza, sezgi, duygu, iç ses, sır ve mistik deneyim gibi belirsiz unsurlar yerine aklıselimin, vicdanın, sağduyunun ve ilahi vahyin etkileyici ve yönlendirici sesini duyurmaya çalışmamız, böylece onlara meditasyon ve yoga seanslarında yaşamaya çalıştıkları mistik deneyimleri, Allah’ın huzurunda bulundukları şuuruyla kıldıkları namazlardan fazlasıyla edinebilecekleri inancını ve güvencini vermemiz gerekir. Artık namazlarımızı kıyamın, kıraatin, rükû ve secdenin mana ve hikmetine ererek her ne kadar biz Allah’ı göremesek de O’nun bizi gördüğü şuuruyla eda etme düzeyine çıkarmalıyız. Gençlerimize gecenin derinliği ve sabahın sessizliğinde, kılınan iki rekât namazdan alınan manevi hazzın ve duyulan huzurun hiçbir New Age ritüeliyle elde edilemeyeceğini öğretemezsek onları söz konusu maneviyat bezirganlarının kurdukları tezgahlâra düşmekten kurtaramayız.
New Age akımlarının modern toplumlarda bireyciliği ve yüzeyselliği teşvik ederek toplumsal ahlaki ve kültürel değerlerin erozyonuna yol açtığı yorumları üzerine ne düşünüyorsunuz?
New Age akımlar, insanlara sadece psikolojik rahatlama, yalnızlığı giderme, belirsizlikle baş etme, kişisel travmalar karşısında direnç geliştirip iyileşme yolunu bulma, evrensel enerjiyle bütünleşerek her türlü sorunla yüzleşme ve onlara karşı en uygun çözümleri bulma gibi bir dizi elle tutulur hiçbir karşılığı bulunmayan kuruntularla yalancı bir dünya cenneti vadetmektedir. Bu durum tahmin edilebileceği gibi toplumsal dayanışma ve yardımlaşmaya değil aksine bencilliğe, bireysel haz ve lezzet uğruna acımasızca rekabet etmeye, dolayısıyla toplumsal sorunlara duyarsız kalmaya teşvik edecektir. Hâlbuki İslam, hiçbirimizi sahte vaatlerle avutmamakta, bize insan için ancak çalışmasının karşılığının bulunduğu öğüdünü vermekte, yeryüzünde adaleti, hakkı, hukuku ve eşitliği ikame etmenin en temel sorumluluklarımız arasında yer aldığını hatırlatmakta, bizi dünya hayatını iyileştirmeye ahiret hayatındaki ebedî ödülü de kazanmaya hazırlamaktadır.
New Age akımların aile yapısı ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkilerini İslam’ın aile ve toplum üzerine kurduğu değerlerle karşılaştırabilir misiniz? Bu akımların toplumumuzdaki geleneksel aile yapısını nasıl etkilediğinden bahseder misiniz?
New Age akımlar, insanlara bireysel hatalar, ihmaller ve yerine getirilmeyen temel görevler konusunda manevi bir yaptırım uygulama hedefi taşımazlar. Aksine onlar, bireyselliği öne çıkararak gerçeklikten kopmaya ve özellikle Allah sevgisi ve O’na hesap verme düşüncesi gibi insan davranışları üzerinde son derece etkin olan manevi bir otorite ile bağın zayıflamasına yol açmaktadırlar. Bu durumun kaçınılmaz olarak aile yaşantısına da olumsuz etkileri olacaktır. En olumsuz etkilerden birinin, bu tür akımların aile bireyleri arasındaki bağların zayıflamasına ve hatta kopmasına yol açmaya müsait öğretilere sahip olmalarıdır. Aşırı bireyselleşme, beraberinde sorumsuz ve umursamaz davranışlara yol açtığından düşünce enerjisini belli bir noktaya odaklamaya ve böylece hayatına yön vermeye çabalayan ebeveynler ve diğer aile bireyleri, “Ben yaşam enerjimi tüketen birileriyle birlikte olmam.” diyerek kendisini huzurun ve mutluluğun temel dayanaklarından birisi olan ailesinden soyutlayabilecektir. Yine bu tür bir inanca sahip olan ebeveyn, “Ben artık kendi spiritüel yolculuğuma çıkıyorum.” diyerek çocuklarını ihmal edebilecektir. Hâlbuki İslam bize, aile içerisindeki tüm bireylerin birbirlerine karşı haklarının bulunduğunu, bu haklara riayet etmenin tüm aile üyelerinin temel bir sorumluluğu olduğunu, bırakın aileyi terk etmeyi anne babaya öf bile demenin doğru olmadığını, dolayısıyla herkesin bu konuda hesaba çekileceğini hatırlatır.
New Age pratiklerindeki maneviyat anlayışının, İslam’ın ibadet ve kulluk kavramlarıyla olan benzerlikleri ve farklılıkları nelerdir? Bu fark ve benzerlikler, Müslüman bir bireyin bu uygulamalara yaklaşımını nasıl etkiler?
İslam’da ibadetler, içinde bireysel kusurlardan, hatalardan ve zaaflardan arınma ve ruhsal olarak olgunlaşma gibi hikmetleri ve hedefleri barındırır. Kur’an açık bir şekilde hakkıyla eda edilen namazın bizi kötülüklerden ve çirkin işlerden alıkoyacağına dikkat çeker. Diğer ibadetler için de benzer şeyler söz konusudur. Ayrıca ibadetler insanda, Allah’a bağlılık duygusunun devamlılık kazanmasına yol açar. Bu durum bizde her işimizde Allah’ı hatırlama, dolayısıyla O’nun rızasına uygun hareket etme düşüncesini pekiştirir.
New Age akımlarda ise ritüellerin temel amacı, daha çok bireyin iç dünyasında huzur ve denge sağlamaktır. Bireyler, bu ritüeller aracılığıyla düşük frenkanslı olumsuz duygulardan kurtularak sevgi, neşe ve şifa gibi yüksek frekanslı duygulara geçebileceklerini düşünür. Hep söylediğimiz gibi bu tür uygulamalar ve deneyimler, kişide belki kısmi ve geçici bir rahatlama sağlayabilir. Ancak ona, hayatına gerçek bir anlam ve değer katma konusunda yeterli katkıyı sağlayamaz. Bunun için Allah ve ahiret inancıyla birlikte amaçlarına ve hikmetlerine uygun olarak yapılan ibadetlere ihtiyaç vardır.
New Age hareketlerinde sıklıkla rastlanan “evrensel enerji” veya “kozmik güç” gibi Tanrı kavramlarını, İslam’ın tevhid inancı çerçevesinde nasıl değerlendirirsiniz?
Bir Müslüman için bu bağlamda dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan birisi, hiç kuşkusuz İslam’ın tevhid inancıdır. Bir insanın inancını, “evrensel enerji” veya “kozmik güç” gibi muğlak ve belirsiz kavramlar üzerinden belirlemesi, aklıselime uygun değildir. Evrenin her şeye gücü yeten ve her türlü yaratmayı bilen yüce bir yaratıcı tarafından yaratıldığında kuşku yoktur. Çünkü biz çok net bir şekilde evreni ve içindeki her şeyi oluşturan atomlarda ve atom altı parçacıklarda, son derece hassas ayarlar üzerine kurulu kozmik bir sistemi inşa edebilecek, dahası insan gibi, felsefe, sanat ve teknoloji üretebilecek akıllı ve zeki bir varlığı yaratabilecek bir ilme, şuura, hikmete, kudrete ve iradeye tanıklık edemiyoruz. Ancak insanın, vahiy olmadan her şeyin yaratıcısı olan bu yüce varlığı hakkıyla tanıması mümkün değildir. Çünkü Allah Teâlâ, müşahede edilemeyen gaybi bir varlıktır. Onun için Müslümanlara Kur’an’da gayba iman etmeleri öğütlenir. Gaybi bir varlık, hakkıyla ancak gaipten gelen bir bilgiyle bilinebilir. Bu bilginin kaynağı ise vahiydir.