KİBİRLE GÖĞE AĞMAZ KİŞİ

Gülşen ÜNÜVAR
Dinle Toprağım!

Özün özümden, sözün sözümden; seni el bilmem, bilirim kendimden. Gönlümden kopan bir selam ile mektubuma başlarım. Arka arkaya uladığım kâğıt parçalarının ve onlara emanet ettiğim cümlelerimin tez elden sana ulaşması en büyük temennimdir. Ama ondan da öncesi senin sağlığın, selametin. Dilerim gönlün, özün hoştur. İstikbaline yaraşır umutları kendine kılavuz bellemişsindir. Zira umut olmadan gelecek olmaz evlat!
Geleceğin temellerini toprağa atmak, güvenli zemini oluşturmanın ilk şartından birisidir bana göre. Toprak ki ceddinin senden önce geçtiği ve iz bıraktığı kutsal istikamet. Toprak ki söylenen sözün, kaynatılan aşın, kurulan otağın, dikilen fidanın miras kaldığı yer. Toprak ki mücadelenin adı, ataların duası, anaların rızası…
Bu yüzden sana toprağım derim evlat. Kalemin mürekkebe ve ardından kelimelere değdiği şu topraklardan gün gelecek sen geçeceksin. Gümüş misali çağlayan ırmaklardan billur sular içeceksin. Benden sana, senden ona; böyledir bu devri daim.
Ana kucağında geçmez ömür. Yürümek, koşmak ve dahi uçmak icap eder. Toprağa, suya, havaya karışmak icap eder. Ayaklarının üzerinde sımsıkı durmak, senden sonra gelecek nesiller hatırına göğe ağmak icap eder.
Kişi göğe ağar ağmasına; dağları delen, yolları tümseklerden geçiren, suları dev duvarlarla çevreleyen, dalgaları sakinleştirip bent çekmeyi akıl eden insan bunu mu yapamayacak? Yapar elbet, başarır da. Lakin yaşamda mühim olan şey bilgidir, sevgidir, tevazudur. Ana kucağından sonra toprağa ayak basar basmaz yükselme, ilerleme gayesindedir insan. İlim ve bilimde ilerleme olarak anlaşılsa da bu söylem; hoşgörüde ilerleme, sabırda ilerleme, metanette, hidayette, olgunlukta, öngörüde de aynı azimle bayrağı taşımaktır ilerlemek. “Görgülü kuşlar gördüğünü işler.” der bilenler. Gördüğünü işleyen kuşlar bir de kendi ilmini katarsa işin içine, belli bir nizamla dizilmiş tuğlaların üzerine bir sıra da onlar çıkmış olur. Nesilden nesle muntazamca dizayn edilmiş duvar, her kuşakta biraz daha yükselir ve zenginleşirse kuşların yararına olmaz mı? Ufku genişleyen yavru kuşlar daha rahat, daha bilerek, daha görerek uçmaz mı? Uçar elbette! İnsan da böyledir evlat, kuş misali, anadan atadan gördüğü ile kalsa bir arpa boyu yol almaktan öteye geçemezdi çabası.
Az evvel de dediğim gibi, ilerlemek deyince salt ilim bilim gelmemeli akıllara, maneviyatınla da ilerleyebilmelisin. Fakat bunu yaparken özünü tanımalı, insanlıkla bağdaşmayan yanlarını törpülemelisin. Arşa kadar yükselen duvarın en tepesine çıkıp tırnaklarınla kazıyarak bu mertebeye ulaşmış tavrı takınırsan işte orada hata edersin, kibre düşersin. Düşmeyesin evlat! Kendini herkesten üstün görme huyu, huyların en istenmeyenidir. Aman ha! Kendini böyle hislerden, düşlerden, heveslerden sakınasın. Gözden düşmeyi, itibarını zedelemeyi, özünü küçük düşürmeyi göze alan hırs tutkunlarının işidir bu. Böyle kişi oğlu, emek emek örülmüş duvara bir değil bin tuğla koysa ne koymasa ne? Kendisini vazgeçilmez sayan, tuğla koymayınca duvar hepten yıkılacak sanan bir kuş kendini nasıl zavallı duruma düşürür, varın siz görün. Dediğim gibi; bu, kendini bilmezler işi. Kibirle göğe ağmaz kişi.* Velev ki ağdı, tutunamaz, kanat çırpamaz, yarı yolda soluğu kesilir de nihayeti nereye varır kimse bilmez.
Gel biz kendini bilenlerden olalım toprağım. Tevazu denilen cevheri sarıp sarmalayıp en emin yerlerde saklayalım. Yani nazarımızda muhafaza edelim onu. Gördüğüne gördüm, bildiğine bildim demeden evvel iki kez düşünelim, söz üstüne söz söylemeden imtina edelim, zira susmak bazen erdemlerin en yücesidir. Niyetimizi hoş tutalım, öyle hoş tutalım ki nahoş tutanlar ar eylesin tavrından. İnsanları küçük düşürmek olmasın gayemiz, üzümün bile üzüme bakarak kararma ihtimali varsa ağarma ihtimali de vardır elbette. Niyeti halis olmayanlar aka bakıp ağarsın o hâlde, örnek alsın özü düzgünden, yüzü gülenden, her daim bir adım geri gelenden…
Diyeceklerim bitmedi, bitmez evlat! Bitirmek de istemem doğrusu. Hâl hatır sormak işin bahanesi, bence insan dertleşmek için mektup yazar. Bir bak etrafına, en çok yazanlar en dertli en içli insanlardır. “Yüzü yüzüme bakan değil de özü özüme bakan daha çok anlar şu yufka gönlümü.” umudu ve niyeti ile başlanır her mektuba. Mektup uzar, yol uzar, maruzat belli olduğu hâlde cümleler uzar ve o noktayı koymak hiç işimize gelmez. Bazen düşünürüm, şu noktalama işaretleri anlamı güçlendirmek için değil de yazmayı çok sevenlerin kararında yazıp bitirmeleri için icat edilmiş olabilir mi?
Yurdumun bereketli coğrafyasından, kâh kahveye kâh yeşile çalan ve üzerine basıp geçen herkesin, her şeyin hatırasını bağrında özenle saklayan şu kutlu topraktan, senin yaşadığın ve belki zamanın behrinde benim de küçük bir iz bıraktığım diyarlara selam olsun evlat. Gencine ihtiyarına, az konuşup çok susanına, kurduna kuşuna, ağacına taşına, çorağına sulağına ve dahi hiç bilmediği hâlde çok biliyormuş gibi yapanına da selam ederim.
Her şeyin bir izi vardır elbet, aslolan güzel iz bırakabilmekte. Maharet, göğe tevazu ile ağabilmekte. Göğün açık, tevazun daim olsun evlat. Selametle…
*Kutadgu Bilig