EVLİLİKTE KARŞILIKLI GELİŞİM VE
DESTEK

Büşra BOZKURT
Psikolog

İnsan, en yüksek gelişme potansiyeline sahip canlıdır. Onu diğer canlılardan ayıran en önemli özellik, bilinçli bir şekilde yaşamını sürdürebilme yeteneğidir. Ergenliğin sona ermesi ve yetişkinliğe geçişle birlikte olgunlaşan beynimiz, farkındalıklı yaşam için gerekli tüm kapasiteye sahiptir. Fıtraten bizde var olan bu potansiyeli kullanmak ya da kullanmamak, insanın özgür iradesine bırakılmıştır. Yaklaşık 100 milyar nörona sahip beynimizin sadece 300 nöronunda yapılan bir araştırmada, yaşamın herhangi iki anında aynı nöronal aktivitenin oluşmadığı anlaşılmıştır. Kâinatta var olan her canlı için her an yeni bir yaratım, bir değişim ve dönüşüm süreci vardır. O halde yetişkin bir birey olarak gelişim, benim için bir ihtiyaçtır. Hayat yolculuğunda sağlıklı ve mutlu olmak istiyorsam bu ihtiyacımı karşılamam gerekir.
Evlilik, kadının ve erkeğin birbirini karşılıklı olarak geliştirebileceği bir kurumdur. Bireyler evlenirken, ortak gelecekleri için bir anlaşma yaparlar. Nasıl ki şirketler geleceklerini güvence altına almak için çalışanlarının gelişimini ve takım ruhunu önemsiyorsa evlilik de eşlerin ortak kurumu olarak onların takım ruhu içinde birbirlerinin gelişimini önemsemelerini gerektirir. Bu, evlilik için başarılı bir yatırımdır. Çünkü insanın gelişim gösterebileceği en verimli alan ilişkileridir ve eş ile olan ilişki, tüm ilişkilerin merkezindedir. Son zamanlarda insan davranışlarına dair yapılan araştırmalarda, en dikkat çekici buluşlardan biri olan “ayna nöron” sistemi bize şunu söyler: Yakın ilişkide bulunduğun kişi kendini geliştirirse sende aynı nöronlar aktive olur ve sen de gelişmek için çaba göstermeye başlarsın. O halde eşinizle birbirinize destek olmanız hem kendi gelişiminizi hem de eşinizin gelişimini kolaylaştıracaktır. Peki, insan nasıl gelişir? Biraz bunun üzerine düşünelim.
Gelişim Kendini Tanımakla Başlar
Kişisel gelişim, insanın önce eksik yönlerini fark etmesiyle başlar. Kendi iç dünyasına yönelen birey, değiştirmek istediği yönlerini, eksikliklerini ve geliştirmek istediği yanlarını fark edebilir. Etimolojik açıdan bakıldığında, Türkçede “düşmek” ve “düşünmek” kelimeleri akrabadır. İnsan, kendi içine düştüğünde ancak düşünebilir. Bu nedenle gelişim içeride başlar ve dışarıya yansır.
Kendimizi Geliştirmek İçin Düşüncelerimizi Tanımalıyız
Hayata çıplak gözle değil gözümüzdeki “lensler”le bakarız. Bu lensleri genetik faktörlerimiz, anne-babamızdan öğrendiklerimiz ve çevremiz oluşturur. Başımıza gelen tüm olayları bu lenslere göre yorumlar; duygularımızı ve davranışlarımızı bu yorumlara göre şekillendiririz. Yani duygu ve davranış dünyamızın temelinde düşüncelerimiz vardır. Düşüncelerimizi değiştirdiğimizde duygularımız ve davranışlarımız da değişir. Bu nedenle gelişim ve değişim için önce düşüncelerimizi fark etmemiz gerekir. İnsan zihni günde 6 binden fazla düşünce üretir. Ancak değişim için her düşünce değil hayatımızı etkileyen düşünceler önemlidir. Bu önemli düşünceleri analiz etmenin yolu, onları yazmaktan geçer. Haftada birkaç gün kendinize zaman ayırarak düşünce takibi yapmanız ve bunları yazıya dökmeniz gelişiminizi destekler. İlacın fayda sağlaması için süreklilik gerekliyse düşünceleri yazmak için de süreklilik gereklidir. Düşüncelerinizi ve algılarınızı fark edip değiştirdikçe beyniniz de değişecektir. Beynin bu özelliği nöroplastisite olarak adlandırılır; yani düşünce, duygu ve davranışlar değiştiğinde beyin de buna uyum sağlar. Gelişmesini istediğiniz her yönünüz için beyniniz size fırsatlar sunacaktır. Yapmanız gereken tek şey, tekrarlamaktır.
İdeal Benlik Oluşturmak Gelişim sürecinde kendimize “ideal benlik” oluşturabiliriz. Bu, sahip olmak istediğimiz kişilik özellikleri ve gerçekleştirmek istediğimiz hedefler sonucunda oluşturduğumuz bir kimliktir. Ancak bu ideal benliğin gerçek benliğimizle uyumlu olması önemlidir. Çünkü her insanın güçlü olduğu alanlar farklıdır ve her alanda yeterli olmamız beklenemez. Bu noktada, yapabildiklerimizi ve yapamadıklarımızı ayırt ederek ulaşılması daha kolay bir hedefle yola çıkmak sağlıklı olacaktır.
Değişim Şimdi ve Burada Olur
Hız ve haz çağında içimize dönebilmek için durmayı ve yavaşlamayı öğrenmeliyiz. Değişim ve gelişim, ancak “şimdi” ve “burada” mümkündür. Beyin, yapısı gereği sürekli geçmiş ve gelecekle meşguldür; “şimdi”ye odaklanmakta zorlanır. Geçmişi değiştirmeye, geleceği kontrol altına almaya çalışır. Her şey, şu anda ve olaylara verdiğimiz tepkilerde vuku bulur. Günlük yaşamda kısa molalar verip iç dünyamıza yönelmek, bu farkındalığı geliştirmede yardımcı olabilir.
Evlilikte Karşılıklı Gelişim Nasıl Olur?
Evlilik, hem kişisel gelişimimiz hem de eşimizin gelişimi için en uygun ortamdır. Eş olmanın temel özelliklerinden biri tamamlayıcı olmaktır. Ancak burada sık yapılan hata, eşimizi tamamlamak için onun eksik yönlerine odaklanmak ve onu değiştirmeye çalışmaktır. İlişkide olduğumuz kişinin bizim istediğimiz gibi olması için uğraşmak, çocukluk döneminden kalma bir davranıştır. Yetişkin birey, karşısındaki kişiyi olduğu haliyle kabul edebilmelidir. Eğer ilişkideki niyet gelişmek, öğrenmek ve değişmekse, bu yaklaşım iletişim diline de yansır; çatışmalar ve tartışmalar gelişim fırsatına dönüşür.
• Karşılıklı gelişim için eşinizle birbirinizi olduğunuz gibi kabul etmelisiniz: Evlilikte iki yetişkin bireyin arkasında, aslında iki çocuk ve iki ergen vardır. Bu iki çocuk, çoğu zaman farklı kültürlerde yetişmiş bireylerdir. Çocukluk deneyimleri, rol modelleri, aile dinamikleri, genetik özellikleri birbirinden farklıdır. İnsan zihni farklılığa açık değildir. Alışık olmadığı durumlar tehdit algısı oluşturur ve savunma mekanizmalarını devreye sokar. Örneğin, samimi ve sıcak bir ailede büyüyen biri, daha mesafeli bir ailede yetişmiş eşi tarafından sevilmediğini düşünebilir. Oysa bu sadece farklı bir aile yapısıdır. Farklılıkları kabul etmediğimiz sürece anlaşmazlıklar kısır döngüye dönüşecektir. Değiştirmeye çalıştığınız kişide direnç oluşur. Bu nedenle, eşinizi olduğu gibi kabul etmelisiniz. Kabul edildiğini hisseden insan, değişime ve gelişime daha açıktır.
• Karşılıklı gelişim için iletişim dili çok önemlidir: Eviniz sizin için nasıl bir güvenli alansa evliliğiniz de öyle olmalıdır. Ancak, eşler arasındaki iletişim yargılayıcı ve eleştirel olursa bu alan güvenliğini kaybeder. İnsan, kendini sürekli savunmak zorunda kaldığı yerde gelişemez. Sadi Şirazi’nin dediği gibi, “Yanlış üslup, doğru sözün celladıdır.” Gelişimi desteklerken kullandığımız dil, karşımızdakine güven vermelidir. Yalnızca güvenli hissedilen bir ortamda birey, kendini açabilir ve gelişebilir. Bu nedenle eleştiren değil destekleyen, yargılayan değil şefkatli bir dil kullanmalıyız.
• Gelişim ve değişiminizdeki ufak adımları görmek çok önemlidir: Bisiklet sürmeyi bile önce dört tekerleklide öğreniriz. Unutmamak gerekir ki insan doğduğu andan itibaren her şeyi süreç içerisinde öğrenir. Yürümeyi, konuşmayı, okuma yazmayı adım adım öğrendik. Gelişim de sabır gerektirir. Küçük adımları fark etmek, hem sizi hem eşinizi motive eder. Eşinizin attığı en küçük adımı dahi fark edin ve takdir edin. Bu küçük farkındalıklar, ilişkide büyük değişimlerin kapısını aralayacaktır.
• Evlilikte karşılıklı gelişim için bu soru size yol gösterebilir: Geliştirmeniz gereken yönleri bulmakta zorlanıyorsanız psikolojide “mucizevi soru” olarak bilinen şu soruyu kendinize ve eşinize sorun: Bir sabah uyandığınızda evliliğiniz tam hayal ettiğiniz gibi olacak olsaydı, nasıl bir evlilik olurdu? Bu sorunun cevabını hem kendinizle hem eşinizle paylaşın. Hayalinizdeki evliliğe ulaşmak için neler yapabilirsiniz? Hangi alanlarda gelişmeye ihtiyacınız var? Nereden başlayabilirsiniz? Bu sorular üzerine düşünmek ve konuşmak, evliliğinizde sağlıklı gelişimi destekleyecektir.