GÖRMESEK DE BİLİYORUZ, DUYUYORUZ, SEVİYORUZ

Bülent ACUN
İstanbul Bağcılar Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı

Deryada Bir Damla
İnsanız, aciziz, fâniyiz. Nefeslerimiz sayılı lakin Rabb’imiz tarafından bize lütfedilen nimetler sayısız. Bu hakikati Kitab-ı Kerim’inde şöyle beyan eder bize: “O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrahim, 14/34)
Beşikten mezara bir nimetler deryasının içinde yüzüyoruz hepimiz. O deryada yüzmek her kişinin kârı, yüzdüğü deryayı fikredenlerden ve kendisine ihsan edilen nimetlere şükredenlerden olabilmek ise er kişinin kârıdır. Bütün gücümüzü, enerjimizi ve dikkatimizi mahrum olduğumuz nimetlere teksif ettiğimiz için maalesef mazhar olduğumuz nice nimetlerin farkında bile olamıyoruz çoğu zaman. Hâl böyle olunca sahibi olduklarımızı paranteze alıyor, talibi olduklarımızı da merkeze alıyoruz. Böylece “şükreden bir kul olma” erdem ve faziletinden de fersah fersah uzakta kalıyoruz.
Bendeniz, mazhar olduğumuz nimetlerin farkında olmanın engelsiz bir tasavvura sunacağı hatırı sayılır katkının ümit ve duasıyla meseleye engellilik zaviyesinden mütevazı bir pencere açmak istiyorum.
Çuvaldızı başkasına batırmadan evvel iğneyi kendimize batırmak adına, yazımızı dört yaşından bugüne imtihan edilmekte olduğumuz görme engelimiz üzerine bina ettik. “Durduğumuz yeri idrak etmeden durum tespiti yapamayız.” diyor ve durduğumuz yeri anlamaya ve anlamlandırmaya niyet ediyoruz.
Evet, Göremiyoruz
Evet göremiyoruz. Güneşin doğuşunu, batışını, şimşeklerin çakışını, sevenlerimizin ve sevdiklerimizin bakışını.
Evet, göremiyoruz. Denizleri, dağları, bahçeleri, bağları. Göremiyoruz birbirinden güzel şehirleri ve o şehirlerin içinden geçen nehirleri.
Göremiyoruz şafağın söküşünü, karanlığın çöküşünü, gülistanda bir bülbülün ötüşünü.
Göremiyoruz şu kadim şehrin tarih kokan sarayını, gecesinde yıldızını, ayını, fatihlerin kılıçlarının kınını, oklarının yayını, hattatların elifini vavını.
Göremiyoruz ilkbaharda açan nadide çiçekleri, gökyüzünde özgürce uçan kuşları böcekleri.
Göremiyoruz bir yağmur damlasını, bir kar tanesini, bir gül yaprağını, bir dost yüzünü.
Görmesek de Biliyoruz
Evet, bütün bunları göremiyoruz. Fakat görmesek de biliyoruz bizi yoktan var edeni, varlığından haberdar edeni, aşkıyla gönülleri bikarar edeni.
Görmesek de biliyoruz, ümmetini sünneti ile ihya, sireti ile inşa eden o Rahmet Elçisi’ni (s.a.s.).
Görmesek de biliyoruz, Din-i Mübin-i İslam’ın iki cihan saadetinin anahtarı olduğunu.
Görmesek de biliyoruz, en büyük körlüğün nankörlük olduğunu.
Görmesek de biliyoruz, görmek istemeyenden kör, duymak istemeyenden sağır ve anlamak istemeyenden cahilinin olmadığını.
Görmesek de biliyoruz, sonsuzluk karşısında bütün sayıların ve rakamların sadece sıfır ettiğini.
Görmesek de biliyoruz, dünyanın döndüğünü, zalimlerin yaktıkları bütün harlı ateşlerin er ya da geç mutlaka söndüğünü.
Görmesek de biliyoruz, hikmetin, hakikatin, muhabbetin ve marifetin ana yurdunu, kutlu bir davaya adanmanın soylu derdini.
Görmesek de biliyoruz, Rahman’ın rızasına, nimetine, rahmetine ve cennetine şirk ve inkârdan başka hiçbir şeyin engel olmadığını.
Görmesek de Duyuyoruz
Görmesek de duyuyoruz, bütün sevenlerimizin ve sevdiklerimizin farklı tonlardaki o güzel seslerini, yağmurun coşkusunu, rüzgârın neşesini.
Görmesek de duyuyoruz, suların şırıltısını, kuşların cıvıltısını, güzel sesli bir hafızın Kur’an tilavetini, Rahmanın kullarına ayet ayet davetini.
Görmesek de duyuyoruz, âlemdeki her şeyin âdeme verdiği sesi ve ses veren her şeyin ilahi kudretten aldığı diriltici nefesi.
Görmesek de duyuyoruz, cana ve kana doymayan zalimlerin zulümleri altında inim inim inleyen mazlumların feryadını.
Görmesek de duyuyoruz, “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna “Filistinli çocuklar hiç büyümez ki!” diyen çocuğu, “Biz, yaşamak için ölenlere inat ölmek için yaşayan çocuklar doğururuz.’” diyen o kahraman anneyi.
Görmesek de Yürüyoruz
Görmesek de yürüyoruz, evimize, camimize, okulumuza, iş yerimize.
Görmesek de yürüyoruz, yüreğimizin götürdüğü her yere, dünden bugüne geçmişten geleceğe.
Görmesek de yürüyoruz, elest bezminden mahşer meydanına.
Görmesek de yürüyoruz, sevgiye, dostluğa, umuda, ufka.
Görmesek de yürüyoruz, çağların efendisi o kutlu çağa, varlığın kara kutusu Beytullah’a, Mübarek Ravza’ya, o nurlu dağa, kutsal iklimden iktibas ettiğimiz o aşkla yedi iklim dört bucağa.
Görmesek de Seviyoruz
Görmesek de seviyoruz, bizi biz kılan ne varsa cümlesini, sevdiğimizde sevileceğimiz ve sevindirileceğimiz her şeyi.
Görmesek de seviyoruz, rahmeti gazabını geçen Rahman’ı ve onun en muhteşem sanat eseri olan insanı.
Görmesek de seviyoruz, nazlı bir çiçeği, etrafına gülücükler saçan şu şirin bebeği, çalışkan arıyı, yılmayan karıncayı, ilgimize kanat çırpan kelebeği.
Görmesek de seviyoruz, insanın gayretle döktüğü alın terini, gözyaşını ve gayesi uğruna verdiği o soylu savaşını.
Görmesek de seviyoruz, bir annenin yavrusu uğruna fedakârlığını, sabrını, bir babanın ekmek kavgasında çektiği dünyanın o büyük kahrını, bir dedenin ellerine yuva yapmış nasırını.
Görmesek de seviyoruz, mavi denizi, yalçın dağı, ekilmiş toprağı, o toprağın bitirdiği başağı, istiklal şarkıları söyleyerek özgürce dalgalanan şanlı bayrağı.