RIZAYI
KAZANMANIN YOLU
Dr. Yıldıray KAPLAN
DİB Diyanet İşleri Uzmanı
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «كَفَى بِالْمَرْءِ إِثْمًا أَنْ يُضَيِّعَ مَنْ يَقُوتُ»
Abdullah b. Amr’ın naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi kişiye günah olarak yeter.”
(Ebu Davud, Zekât, 45)
Müslüman toplumların temayüz ettiği temel dinamiklerin başında sağlam ve güçlü bir aile yapısına sahip olması gelmektedir. Bunda İslam’ın aile kurumuna yüklediği anlam, verdiği önem ve değerin çok büyük etkisi olmuştur. İslam’a göre aile, Allah’ın varlık âlemine vurduğu ilahi bir mühürdür. İlahi kudretin ayetlerinden, O’ndan gelip O’na doğru bir akış içerisinde olduğumuzun kanıtlarından olan aile, sahih nikâhla kadın ve erkeğin birbirini tamamladığı, eş olma duygusuyla birbirine bağlandığı, karşılıklı sevgi, saygı, anlayış, güven, sadakat, fedakârlık, paylaşma ve yardımlaşma ile gelişip büyüdüğü, bedenlerin yanı sıra kalplerin buluştuğu muhteşem bir birlikteliktir, âdeta kişinin dünyadaki cennetidir.
Aileyi oluşturan temel unsurlar, sevgi, rahmet, muhabbet, huzur ve mutluluktur. Ailenin temelinde Allah’ın rahmet, lütuf ve ihsanı vardır. Aile kurmamızı Allah emretmiş, huzuru ancak bu sayede elde edeceğimizi bildirmiş, ailede hak, hukuk ve görevleri belirlemiş, gönlümüze tüm dünyaya yetecek kadar sevgiyi koymuş, aile fertlerimizi sevmemizi ve gözetmemizi istemiştir. Bizleri dünyaya getiren anne babalarımız, hayatın yükünü birlikte omuzladığımız eşlerimiz, hanelerimizin tatlı meyvesi, evlerimizin neşe kaynağı olan çocuklarımız, sevgi ve ilgi odaklarımızdır.
Aile fertleri, mutlu olmasını en çok istememiz gereken insanlardır. Onları sevindirmek, yüzlerini güldürmek, Allah’ın bizlere verdiği imkânları öncelikle onlar için harcamak, onları kimseye muhtaç duruma düşürmemek, aile fertlerinin geçimini temin etmek için çalışmak Allah’ın sevgisini, rızasını, cennetini kazandıracak salih bir amel, güzel bir eylem, yüce bir erdemdir. Aile konusunda ihmalkârlık göstermek, sorumsuzca davranmak, aileyi başkalarına muhtaç duruma düşürmek ise kişiyi ahirette hüsrana uğratacak ağır bir vebal, büyük bir günahtır. Tam da bu noktada Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi kişiye günah olarak yeter.” (Ebu Davud, Zekât, 45) hadisi dikkat çekmektedir.
İslam’a göre, kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerin başında aile fertleri gelmektedir. Kişi, eşine ve çocuklarına olduğu gibi anne babasına bakmakla da yükümlüdür. Ailenin geçimini sağlamak babaya aittir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulmaktadır: “Onların (annelerin) örf-âdete uygun bir şekilde yiyecek ve giyeceği çocuğun babasına aittir.” (Bakara, 2/233) Ailenin nafakasının baba tarafından karşılanması hususunda İslam âlimleri ittifak etmişlerdir. Bu bağlamda, Allah’ın hiç kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemediği de bilinmelidir. Nitekim Cenab-ı Hak, “Eli geniş olan, genişliğine göre nafaka versin. Rızkı (eli) dar olan kimse de Allah’ın kendisine verdiği kadarından nafaka versin. Allah hiç kimseyi kendi verdiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz.”(Talak, 65/7) buyurmuştur. Bu ayet-i kerime nafaka konusunda şu ilkeyi getirmiştir: Kişi, nafakasını gelirine göre verecektir. Zengin ise fazla, orta hâlli ise orta derecede, fakir ise az verecektir. Yine nafakada malını saçıp savurmak hoş karşılanmadığı gibi cimri davranmak da doğru bulunmamış, bunun yerine dengeli bir yol takip edilmesi istenmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Rahman’ın kullarının, harcama yaptıkları zaman ne saçıp savurdukları ne de cimrilik ettikleri, harcamalarını bu ikisi arasında makul bir dengeye göre yaptıkları kaydedilmiştir. (Furkan, 25/67)
Hz. Peygamber (s.a.s.), hadislerinde bir taraftan ailenin geçimini sağlama konusunda ihmalkârlığın ve sorumsuzluğun büyük bir vebal olduğunu hatırlatmış diğer taraftan ailenin geçimini sağlamak için çalışmayı ibadet kapsamında değerlendirmiştir. Resul-i Ekrem Efendimiz’in (s.a.s.) şu hadisleri buna örnektir:
“Ailesinin nafakasını temin etmek için çalışmak sadakadır.” (Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ b. Sevre (Yezîd) et-Tirmizî, el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ (Sünenü’t-Tirmiẕî), thk. Beşar Avad Maruf (Beyrut: Dârü’l-Garbi’l-İslâmî, 1998), Birr, 42, No: 1965.)
“...Allah rızasını umarak ailen için yaptığın her harcamadan muhakkak ecir alırsın, hanımının ağzına koyduğun bir lokmadan bile!” (Buhari, Cenaiz, 36)
Kişi, harama tevessül etmeden helal yollardan kazanç sağlamalı, kazandığını da öncelikle ailesi için harcamalıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu konuda “…(İnfak ederken önce) bakmakla yükümlü olduklarından başla!...” (Buhari, Zekât, 18) buyurmuştur. Bir diğer hadislerinde ise sevap kazanmak için harcama yapılacak yerleri açıklamış, ardından bunlar içerisinde en çok sevap kazandıracak olanın aile fertlerine yapılacak harcama olduğunu bildirmiş (Müslim, Zekât, 39); bir başka hadislerinde de aile fertlerinin ihtiyaçları için yapılan harcamanın en değerli harcama olduğunu ilk sırada zikretmiştir. (Müslim, Zekât, 38) Görüldüğü üzere bütün bu hadisler, harcama yapmada aile fertlerinin öncelikli konumunu ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, Allah rızası için aile fertlerine yapılan harcamalar, sadaka olarak Allah katında sevapla ödüllendirileceği gibi maddi olarak da Allah onun yerine yenisini verecektir. Bu müjde yüce kitabımızda şöyle beyan edilmektedir: “Siz hayra ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir.” (Sebe, 34/39) Ayrıca, aile fertlerinin manevi ihtiyaçlarının ihmal edilmemesi de maddi ihtiyaçlarının ihmal edilmemesi kadar önemlidir. Zira temel dini bilgiler ailede verilir. İman ve İslam’ın şartları ailede öğretilir. İbadetin tadına ailede varılır. Ahlaki değerler ailede kazanılır. İnsan kendini, hayatı ve dünyayı ilk olarak ailede anlamlandırır. Ailenin kıymeti ailede anlaşılır.