ARAYIŞTAN SAVRULUŞA MODERN ÇAĞ İNANIŞLARI
Prof. Dr. Ali AYTEN
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Maneviyat; maddi ve materyal olmayan, maddi olana hareket ve canlılık veren, anlam, amaç ve değer kazandıran, bireyin maddi boyutunu ve kendini aşmasını mümkün kılan şeylerin tamamı için kullanılan genel bir isimlendirmedir. Sosyal bilimlerde giderek daha yoğun bir şekilde manevi boyut insanın biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutuna ilave dördüncü bir boyut olarak kabul edilmektedir. Geçmişte geleneksel anlayışlarda maneviyat daha ziyade dinin ve dindarlığın sınırları içerisinde tanımlanmış, dinin ve dindarlığın özü daha deruni tarafını içeren bir kutsallık arayışı olarak görülmüştür. Ancak günümüzde özellikle bireyselleşmiş ve sekülerleşmiş Batı toplumlarında maneviyat dendiğinde dinî ve kültürel unsurlar taşısa da dinin dışında da var olabilen bireyselleştirilmiş ve aşkın olanla bağı koparılmış bir kutsallık arayışı kastedilmektedir. Batı toplumlarındaki bu durum sosyolojik boyutta “Dindar değilim ama maneviyatım oldukça yüksektir.” sözüyle ifade edilmiştir. Batı toplumlarındaki bu olgusal durum, sosyal bilimlerin bazı alanlarında örneğin sosyoloji ve psikolojide bu iki kavramın farklı olarak tanımlanması ve ölçülmesini beraberinde getirmiştir. Hatta örneğin din psikolojisi alanında maneviyatın bireysel bir teşebbüs olmasından da yola çıkılarak din ve maneviyat ayrımına o kadar önem verilmiştir ki din psikolojisi alanının ismi din ve maneviyat psikolojisi olarak değiştirilmiştir.
Amerika ve Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında Müslüman ülkelerde genel olarak bireylerin manevi ihtiyaçlarını ve iyi oluşlarını geleneksel dinî değer ve inançları bünyesinde karşıladıkları söylenebilir. Bu çerçevede Türkiye’de bireylerin önemli bir kısmı için maneviyat hâlâ dinî değerler, dua, ibadetler, dinî emir ve yasakların bireysel ve toplumsal hayata yansıtılmasında karşılaşılan deruni duygular çerçevesinde oluşmaktadır. Ancak her ne kadar toplumun tamamına genellenecek bir durum olmasa da küresel anlamda etkili olan bireyselleşme ve dünyevileşmenin de etkisiyle Türkiye’de orta sınıfın üstü eğitimli ve genellikle kadın bireyler arasında spiritüel arayışların (yoga, reiki ve meditasyon gruplarına katılma, spiritüel enerji bazlı inançlara sahip olma vb.) yaygınlaştığına dair bulgular (Cengiz, Küçükkural ve Gür, 2021) da bulunmaktadır. Bu durum özellikle gençler arasında daha bariz bir hâl almaktadır.
Bugünün gençleri internet çağında doğan “dijital yerliler” ya da “internet nesli” olarak isimlendirilen bireylerdir. Z kuşağı da denilen bu neslin en temel özellikleri 1995 sonrası yani internetin yaygınlık kazanmasından sonra doğmuş olmaları ve çevrim içi bağlantıya önem veren ve bilgi kaynaklarını sadece yakın çevresiyle sınırlandırmayan bireyler olmalarıdır. Bu neslin yetişkin hayatına ve yetişkin hayatının getireceği sorumluluklara olan ilgileri daha düşüktür. Kendi kimliklerini hâlihazırda mevcut kurumsal yapılar üzerinden tanımlamak yerine çevrim içi bilgilerle de harmanlayarak yeniden inşa etme ve kurumsal, geleneksel yapılara alternatifler oluşturma eğilimleri daha yüksektir. Günümüzde özellikle gençler arasında Yeni Çağ (New Age) arayışlarını da içeren manevi akımlara ve oluşumlara olan ilgi giderek artmaktadır. Genel olarak bakıldığında maneviyat arayışlarının temelinde bireyselleşen ve sekülerleşen bireylerin kutsallık arayışlarını geleneksel ve kurumsal anlam sistemlerinin dışında karşılama eğilimleri yer almaktadır. Bu eğilim, mevcut kurumsal dinî yapıların dışında kimi zaman mevcut olandan esinlenerek bireysel insani unsurların eklendiği eklektik yapılar hâlinde kendini göstermiştir. Dijital dünyanın verdiği imkânlar bu süreci hızlandırmış, bireyler kendi kişisel kurgu dünyalarında pek çok farklı dijital kaynaklardan da etkilenerek ürettikleri maneviyat içerikli görüşlerini daha hızlı bir şekilde pazarlayabilmektedirler. Dijital imkânların sunduğu pazarlama ve etkileme seçenekleri yeni dönemde kazanılan tüketim alışkanlıklarıyla birleştiğinde geleneksel olan görece daha korunaklı olan ve bireysel muhayyilenin müdahalesine daha az imkân tanıyan yapılara göre bu tür maneviyatçı arayışlar daha çok rağbet bulmakta ve gençlerin dinî ve manevi kimliklerini karşılamada etkili olmaktadır. Bu durum farklı yoğunluklarda olsa da pek çok toplumda görülmektedir.
Dünyada manevi arayışlar söz konusu olduğunda akla ilk gelen Batı’da New Age olarak isimlendirilen Yeni Çağ akımlarıdır. Bu akımlar, aslında Batı’da 1980’lerden sonra popüler olmaya başlamıştır. Söz konusu akımlar arasında gizil doğa güçlerine inanmayı içeren okültizm yaklaşımları, insanın potansiyellerini optimal düzeyde geliştirmeyi içeren insani potansiyel yaklaşımları, tabiatı kutsallaştırmayı içeren doğal maneviyatçılık, yeni pagan anlayışlar, witccraft denilen büyücülük, şamanizm ve satanizm sayılabilir. Bu eğilimlerin sınırları muğlaktır ve aralarında oldukça esnek geçişler söz konusudur. (Köse, 2017) Bunların en temel özellikleri günümüzde dijital imkânlarla birlikte çok geniş kitlelere ulaşabilmeleri ve bireylerin özellikle, gençlerin kimlik, anlam ve aidiyet ihtiyaçlarına daha acil ve bireyi sorumluluk altında bırakmayacak çözümler sunmalarıdır. Bu özellikleriyle de mevcut kurumsal dinî yapılara alternatif oluşturmakta, maneviyatçı ve dinimsi yapılarıyla bireylerin dinî kimlik ve anlam arayışlarına, kendini bulma ve hayatta bir yer edinme ihtiyaçlarına palyatif çözümler üretme iddiasındadırlar. Bireyi, heva ve heveslerini, ihtiyaç ve arzularını ön planda tutan içerikleriyle bu tür manevi akımlar günümüz dijital dönemde kolektif bağlarından daha çok kopan, kolektif davranış kalıplarından ve anlam örüntülerinden giderek uzaklaşan bireyler için daha cazip, pratik ve deneyimlemesi farklı ve külfetsiz yapılar olarak kendilerini sunmaktadırlar. Bu tür manevi yaklaşımlar, kurumsal ve geleneksel dinî içerikleri de kendi sistemlerine dâhil etmekten hiç çekinmemektedirler. Çünkü geleneksel dinî yapılardan alınacak örüntüler, davranış kalıpları bireyler için manevi bir aşinalık oluşturmakta ve bu yeni içeriğin daha hızlı ve güçlü kabullenilmesini sağlamakta, ayrıca oluşabilecek muhtemel dirençleri de kırmaktadır. Bu tür yaklaşımlarda astrolojik yorumlar, kehanetler, rüya yorumlamaları, semavi dinlere ait mistik yorumlar (Hristiyan mistisizmi, kabala ve sufi içerikler), fizik, tıp, psikoloji ve biyolojiye dair bilimsel kavramlar ve gerçeklikler (kuantum, bilinçdışı, epigenetik, motivasyon), şaman ve pagan unsurlar hep bir arada eklektik olarak yer alabilir. Bu da ortaya konulan ürünün daha çok insan tarafından tercih edilmesini sağlamaktadır. Çünkü herkes istek ve arzusuna göre bir şeyleri bu pazarda bulabilmektedir. Bu tür manevi yaklaşımların bir kısmı ürettikleri manevi içerikleri piyasa ekonomisinin kuralları çerçevesinde insanlara sunmaktadırlar. Maddi karşılığının olması, bu tür gruplara katılanlar için yaptığı uygulamanın anlamlı ve faydalı olarak algılanmasını da sağlamaktadır. Çünkü insan için bedelini ödediği şey değerlidir ve anlamlıdır. Bu psikolojik fonksiyon bu tür uygulamalara katılanların zihin dünyasındaki sorgulamaları da azaltmaktadır. Aynı zamanda kendilerini tüketim kültürü, eklektik ve sekülerleştirilmiş bir yapı içerisinde pazarlayan bu manevi yaklaşımlar tüketim alışkanlıklarının bir parçası ve dinî açıdan nötr olarak algılandıkları için kişiler tarafından dinî hassasiyetlerini tehdit edecek derecede riskli görülmemektedir. O nedenle namaz kılan, oruç tutan birisi bu tür manevi yaklaşımları benimseyebilmekte, maneviyatçı yaklaşımların uygulamalarını rahatlıkla uygulayabilmektedir.
Maneviyatçı yaklaşımlar genel olarak tıbba, fizik anlayışına, psikolojik verilere, maneviyat ve doğa anlayışına dair yeni bakış açıları getirmektedir. Bu anlayışları ve bilgileri herkesin anlayabileceği bir formatta ancak bilimsellik kılıfından çıkarmadan ele almaktadır. Eski geleneksel iyileşme ve sağaltım yöntemlerini modern kavramsallaştırmalarla eklektik bir şekilde sunmaktadırlar. Bu tür maneviyatçı yaklaşımlarda doğa mutlak kutsaldır. Doğayı yaratıcısıyla olan bağından koparan ve bu yönüyle geleneksel dinlerden ayrışan bu yaklaşım, doğanın bizatihi yaratıcı olduğu tezini savunur. O nedenle yaratıcılık vasfı olan doğa aynı zamanda huzur verici ve iyileştiricidir. İnsanı doğaya karşı sorumlu kabul eden bu tür maneviyatçı yaklaşımlar, doğayı aşkın olan yaratıcısından kopardıkları için bireylerin kutsallık arayışını kendi kurdukları yapay kutsallık ortamında yeni dua şekilleri, ayinler ve ritüellerle karşılamaya çalışırlar. İnsan benliğine aşırı değer atfeden ve yücelten bu tür yaklaşımlarda insanın değeri Yaradan’dan ötürü değildir. İnsan benliği ebedîdir ve sınırsız güçlere sahiptir. Her insan biraz kutsaldır bu anlayışlara göre, kozmik bilincin bir parçasıdır. İnsan yeterince meditasyon yaptığında ve düşünce gücünü kullanabildiğinde evrendeki sınırsız enerji potansiyeliyle irtibat sağlayabilir, ondan istifade edebilir, kendini gerçekleştirebilir ve aşabilir.
Sosyal bilimler maneviyatı bireyin temel bir boyutu olarak görmüştür. Örneğin psikolojide kimi psikologlar maneviyatı zekânın türü ya da kişiliğin boyutu olarak değerlendirmiştir. Nasıl ki insanın biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutu varsa manevi bir yönü de vardır ve bu boyutunun da sağlıklı bir şekilde tatmin edilmesi bireyin bütüncül sağlığı ve uyumu için oldukça önemlidir. Biyo-psikososyal ihtiyaçları tatmin edilen ancak manevi ihtiyaçları ihmal edilen birey bu ihtiyacını bir şekilde tatmin etme yoluna gider. Bu durumu oluşturan sebepler arasında kimi zaman ailenin dinî ve manevi kültür aktarımındaki eksiklikleri kimi zaman da toplumda üretilen dinî ve manevi içeriğin bireyler tarafından ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde yararlı bulunmaması etkili olabilir. Genel olarak maneviyatçı akımlara bireylerin, özellikle gençlerin yönelmesinin sebepleri şu şekilde ifade edilebilir. Sanayileşme ve şehirleşmenin getirdiği yeni toplumsal yapı içerisinde bireyin kurumsal dinî yapılarla olan ilişkisi zaman içerisinde değişmiş, bireylerin sosyal çevreleri geleneksel dinî kurumlar çerçevesinde oluşmayıp bireysel tercihler etrafında şekillenmeye başlamıştır.
Her insan, zaman zaman gündelik hayatında zorluklar yaşadığında ya da hayatının istediği gibi gitmediğini düşündüğü durumlarda hayatın anlamını daha derinden sorgulama eğilimi sergileyebilir. Bu tür durumlarda kişi, içerisinde bulunduğu kültürel durumun dışında da yeni arayışlara girebilir. Dijitalleşen dünyada görünürlük kazanan maneviyatçı eğilimler bireyin bu tür ihtiyaçlarına cevap verme iddiası taşır.
Sosyalleşme süreci her bireyin hayatında yaşadığı doğal bir süreçtir. Özellikle gençler, sosyalleşme ve kimlik kazanım süreçlerinde sorunlar yaşadıklarında aidiyet ihtiyaçlarını gidermek ve geleneksel yapıların sırtlarına yükleyecekleri mesuliyetlerden kaçmak için aidiyet imkânı sunan ama fazlaca mesuliyet gerektirmeyen maneviyatçı akımları denemek isteyebilir. Manevi yaklaşımlar kimi zaman bireylere bilimsel çevrelerin vadedemediği şifa ve sağaltımı vadederek ya da bunları daha az bir maliyetle sunarak taraftar toplayabilirler. Bazen maneviyatçı yaklaşımlar bilimsel yaklaşımların sunduğunu daha ucuza ve kısa sürede temin etme iddiası taşırlar. Bilinçdışı temizliği, enerji temizliği, ata dizilimi terapisi, şifalı otlar ve taşlar vb. gibi. İnsan, yapısı gereği her zaman rasyonel bir varlık olarak kalamaz. Bazı insanlar kimi durumlarda örneğin çaresizlik anlarında irrasyonel tutum içerisine girerler. Kimi bireyler ise kişiliklerinin bir parçası olarak mistik, ezoterik ve doğaüstü bilgilere merak ve ihtiyaç duyarlar.
Sonuç olarak Türk toplumu, genel itibarıyla maneviyatı hâlen büyük oranda dinî inanç ve değerler dairesinde algılamaktadır. Bu konuda Batı ülkeleriyle Türkiye karşılaştırması yapan araştırmaların bulguları da bunu destekler niteliktedir. İslam’ın Batı’daki gibi net bir kurumsal yapısının olmaması, insanların bireysel tecrübelerinde yaşadıkları aşkınlık hissini de Allah ile kurulan bağ olarak görmelerine neden olmaktadır. Bu da Müslüman zihinlerde din ve maneviyatın birbirine yakın yerlere kodlanması anlamına gelmektedir. Hem camide namaz kıldığında hem de gün batımında doğadaki ahengi seyrettiğinde Allah’ı anmaktadır. Çünkü Müslüman zihinlerde Allah ile aşkın varlık birbirinden ayrı değildir. (Düzgüner, 2021) Ayrıca Türkiye’de bireylerin kimlik olarak kendilerini dinin ötesinde bir maneviyatçı olarak görmeleri, bunu kabullenmeleri ve sözlü olarak ifade etmeleri birkaç nesil alabilir. Türk halkının bir kesimi için türbelerde yapılan uygulamalar ve türbe inancı çerçevesinde oluşan halk inançları her ne kadar dinî otoritelerce dine aykırı nitelense de insanlar yaptıklarını dinî motivasyonla yaptıklarını belirtmektedirler. Tüm bu gelişmeler, modernleşmenin ve şehirleşmenin getirdiği şartlar altında dinî ve manevi alanına dair dönüşümler yaşayan bireyler için değişen şartların gerekliliklerini kuşatacak manevi bir danışmanlık sürecinin yararlı olabileceğini akla getirmektedir.
Kaynakça
• Ö. Küçükkural, K. Cengiz ve H. Gür, Türkiye’de Spiritüel Arayışlar: Deizm, Yoga, Budizm, Meditasyon, Reiki vb. İletişim Yayınları, İstanbul:2021.
• S. Düzgüner, Maneviyat Algısı ve Yansımalar, Çamlıca Yayınları, İstanbul:2021.
• A. Köse & A. Ayten, Din Psikolojisi, 12. Baskı, Timaş Yayınları, İstanbul:2021.
• A. Köse, Milenyum Tarikatları, 5. Baskı, Timaş Yayınları, İstanbul:2017.