KESME TAŞLAR

Şerife DOĞAN

Dost dost diye deli derviş gezdiğim,
Bir ağladığım, bir güleyazdığım,
Adını dağa taşa kazıdığım

Kan ter dolandığım yollar gölgesi,
Kara ekmeğimin akça mayası,
Susayınca çağıldak sular sesi,
Ahmet Muhip Dıranas

“Biliyor musun bugün ne oldu?” diye neşeyle aradığımız, “Hadi yeter artık helak ettin üzme kendini bu kadar.” diyerek kederle sırtını sıvazladığımız, “Sohbet ne kadar iyi geldi, saatin çok geç olduğunu fark etmedim bile.” dediğimiz kişiler varsa çok şanslıyız. “Bak bu çiçeği senin için fideledim.” “Sen gel ben çayı demliyorum.” cümlelerini işitebiliyorsak hayatımızda yer edinmiş gerçek dostlara sahibiz demektir. Sizi yargılamadan dinleyen; neşenize, kederinize ortak olan birileri varsa onlara sımsıkı sarılın ve sakın bırakmayın.
Hepimiz sosyal varlıklarız. Hikâyemizi anlatmak, karşıdakinin hikâyesini dinlemek, kökü derine inen bağlar kurmak isteriz. Günümüzde modernleşme ve dünyevileşme insanı yalnızlığa itiyor olsa da doğal olan, insanın cemiyet içinde varlığını koruyarak dostlar edinmesidir. Kadim kültürümüz sağdıçlıkla, kirvelikle, yârenlikle ne güzel tanımlıyor Anadolu’yu mayalayan dostluğu. Daha çocukken insanları birbirine emanet ediyor ki hayatın başlangıcında hazır arkadaşı olsun diye. Annelerimizin bizi gönül rahatlığıyla emanet ettiği, her derdini sevincini anlattığı ahretliği vardır. Aralarında hiçbir çıkar ilişkisi yoktur, birbirlerini Allah için severler. Biz de biliriz o komşu teyzeyi; özel saygı gösterir, hürmet ederiz. İyi arkadaşlık dostluğun kapısını açar. Yalnızlıktan kurtulup beraber olmanın zevkine varınca tefekkür âlemimizin zenginleştiğini, merhametimizin arttığını fark ederiz. Bu duygular güçlü, sağlıklı bir toplumun temelini oluşturur.
Dost iz bırakandır; Şems’in Mevlana, Sokrat’ın Eflatun üzerinde bıraktığı gibi bir iz. Yanımızda olmadığı zaman da içimizde konuşması devam edendir. Hem yeni ve tazedir hem de eski ve sağlamdır. Cicero Dostluk Üzerine adlı kitabında “Kendinle konuşuyormuş gibi her şeyi teklifsizce konuşabildiğin birine sahip olmaktan daha güzel ne var? Senin kadar sevinecek biri olmasa iyi günlerinin anlamı olur muydu?” diye anlatır dostluğun önemini. Dostlukla erdemi birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak görür.
Dostluk sadece doğruyu göstermek, nasihat etmek değildir. Bazen de dost; duymaya ihtiyacımız olan “aman boşver iyi yaptın, senin canın sağ olsun.” cümlesini şartsız, koşulsuz söyleyen, kaygan zeminde tutunduğumuz, uçurumda sarıldığımız, “kalbimi bildi” dediğimiz kişidir. İnsan evladı, ötekinin yankısında kendisini arar. Hallac-ı Mansur’un “Cehennem, acı çektiğin yer değil acı çektiğini kimsenin bilmediği yerdir.” sözü insanoğlunun duyulma, fark edilme, görülme arzusunu özetler. Yanındayken çocuklaştığın, evinin huzurunu hissettiğin sana güven veren kişidir. Kırılınca hemen “kıymak” yerine tamir etmeye çalışandır. Dost gıyabında övülen, şahsında eleştiri yapılandır. Dostluk sadece hissedilen bir duygu değildir, bazen karar da vermen gerekir; hasbi bir arkadaşlık geliştirmeye, alıngan olmamaya, menfaatsiz bir ilişki kurmaya, beklentini azaltmaya.
Dostluk emek ister, çaba ister. Geçinmeye gönlü olan insanlar arasında sabır, gayret ve iyi niyetle inşa edilir. Bize güç veren şey dostlarımızın yardım etmesi değil yardım edeceklerinden emin olmamızdır. Galiba dostluklarda en önemli unsur alma verme dengesini ayarlamaktır. Çok veren yorulur, tökezler; çok alan alışır, duyarsızlaşır. Araya mesafeler girse de sıcak bir çayın etrafında yeniden buluşabiliyorsanız dostlarınızla ne mutlu size. Çünkü dost bekleyendir, zamanı dert etmeyendir. Arkadaşlık, dostluk hep oluş ve inşa sürecindedir, itina gerektirir. Hallac-ı Mansur’a dostu gül atınca; “Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, bizi incitmez ama hâlden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı.” der.
Dost edinmek istiyorsan ünlü yazar Emerson’un söylediği gibi “İyi bir dost bulmak için iyi bir dost olmalısın.” Çünkü dostluk kâinata ve insanlığa karşı bir duruş, bir tavırdır. İlmek ilmek örülür, bizi onarır, güçlendirir, hayata bağlar. Dostluk güven duygusunun üzerine inşa edilir. Öyle tek bir zıtlaşmada, fikir ayrılığında yıkılmaz, affedicidir. Bazen ruhunuz bir pazar günü gibi ağırken o sizi taşır bazen de kendinizi pazartesi günü gibi hızlı hissedersiniz, siz onu taşırsınız. Dost hatırı için katlanırsın bu uyumsuzluğa. Sonra ikindi vaktinde uzayan gölgeler gibi kaynaşıp akıp gidersiniz hayatın içinde. Bazen hayat akışında araya mesafeler girer ama dost tekrar bir araya gelince kaldığı yerden devam edendir.
Merhum Fethi Gemuhluoğlu, Peygamberimizle Hz. Ebubekir’in mağara dostluğunu çok güzel anlatır. Der ki; “Dost ol kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede Peygamber-i Ekber’in yatağında yatar. Ona ‘Şah-ı Velâyet’ denir. Dost ol kişidir ki ‘Yâr-ı Gâr’dır. Kucağında mübarek bir emanet vardır. Bütün delikleri elbisesinden muhtelif parçalarla tıkar, son deliğe tabanını dayamıştır. Kucağındaki mübarek emanet, uyumayan uyanıklık içinde uyur görünmektedir. Oradan Ebû Bekr’i yılan sokar. Dost son deliğe tabanını, taban gibi görünen gönlünü uzatandır, gönlü ile orayı tıkayandır.” İşte kuşun yuvası, örümceğin ağı, insanın dostları vardır.
Modern dünya bizlere “kendine vakit ayır, en çok kendini sev” gibi düşünce ve eylemler aşılar. Ruhumuza uygun olmayan bu yeni nesil insan modelleri önce yalnızlaştırıyor sonra da grup terapileri, atölyeleri, birlikte çalışma seansları gibi şeylerle tedavi etmeye çalışıyor. İnsanı özünden koparan bu yaklaşımlar Batı kökenlidir. Hâlbuki ruhumuzun mutlu olduğu, güven duygumuzun tazelendiği yer bir dost meclisidir. Kültürümüzde insan insana şifadır. Yakında doktorlar ilaç niyetine reçeteye yazacak, günde bir defa dostla sohbeti. İnsanoğlu derin bağlara sahip olmazsa psikolojik olarak da zayıf hâle düşüyor. Dost sözü içini ısıtan, yüreğini ferahlatandır.
Japonların “kintsugi” adı verilen meşhur porselen sanatında, kırık porselen altın tozuyla onarılarak daha güzel hâle getirilir. Dostluklar da zamanla kırılabilir ama altın tozuna geçmişin tecrübesini eklemek, harmanlamak, onarmak ve yola devam etmek gerekir. Bazen ne yaparsak yapalım bu mümkün olmaz; yollar ayrılır, dostluklar bıçak gibi kesilir. Kanuni Sultan Süleyman’la Sadrazam İbrahim Paşa’nın yıllarca süren dostluğu gibi. İlk gençlik yıllarından itibaren çok şey yaşamış, çok şey paylaşmışlardır. Ama hayata bakış açıları gitgide birbirinden uzaklaşmış, farklı duygulara evrilmiştir. Hepimizin hayatında kırılmalar olabilir. Yüreğin çok istese de kalbindeki burukluk, ağzındaki kekremsi tat izin vermez yeniden bir araya gelinmesine. Ruhun mutena köşesinde saklarız eski dostumuzun adını ama gönül kaldıramaz yaşananların ağırlığını. Öyleyse yaşadığınız güzel günlerin hatırına bazen sessizce kenara çekilmek gerekir. Ayrılıklardaki duruş da dostluğa dâhildir.
Dostluklar birbirini beslemeli, dost dostun arkasını kollamalıdır. Ama sadece çıkar ilişkilerinin üzerine kurulmuş yüzeysel birlikteliklerin dostluk diye pazarlanması çok acı. Bazen de insanın zenginlikle, şöhretle, makamla değiştiğine şahit olursun. İçin acır, durdurmak istersin ama samimi duyguların yetmez sesini duyurmaya. O köşebaşını döndüğünde terk ettiği dostlarını bulacağını zanneder. Ama sert esen kibir rüzgârıyla çoktan savrulmuştur yüksek dağların zirvesine.
Dost sadece kötü günde belli olmaz, bazen dostluğun samimiyetini iyi günde de hissetmek istersin. Oscar Wilde bu durumu “Bir dostun acılarını herkes paylaşabilir ama bir dostun başarısını paylaşabilmek için çok iyi bir insan olmak gerekir.” cümlesiyle anlatır. Yükselirken haset etmeyen, güler yüzlü tuzaklar kurmayan, gizli çelmeler takmayan, tam tersine destek olan, başarınızı takdir eden, gurur duyan kişilerin varlığı iyi gelir insana. “Oh çok şükür, hadi bunu da atlattın” ya da “Sen bunu fazlasıyla hak ediyorsun.” diyerek gurur duyan, doğru yolu gösteren kişiler maalesef azaldı. Hep bir yarış ve kıyas içerisinde olmak, her şeyin en güzeline sadece ben layığım düşüncesi bitirdi dostlukları. Ufkumuzu genişletmek, kalbimizi ferahlatmak istiyorsak dostumuzu koruyup gözetmeli ve onun adına mutlu olabilmeliyiz.
İslam’da en yüce dostluk, Allah rızası için kurulan dostluktur. Bu tür dostluklar hem dünyada huzur verir hem de ahirette mükâfatlandırılır. “Birbirini Allah için seven iki kişi, kıyamet günü Allah’ın gölgesinde gölgelenecektir.” Dostluk, insanın hem bu dünyada hem de ahirette huzura kavuşmasında önemli bir etkendir. İslam, dostluğu sadece dünyevi değil uhrevi bir bağ olarak da değerlendirir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), “Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz, kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” hadisi ile dost seçiminde rehberlik eder bize. Çünkü dostlar tam yerine oturan iki kesme taşı gibi birbirlerini varlıkları ile tamamlar. Geçmişimizle geleceğimiz arasındaki bağ, hayatımızın şahitleri olurlar. Dünyanın güneşe, kalbin sevgiye, ruhun dosta ihtiyacı var. Meltem rüzgârının naif esintisi gibi kalbimize dokunan, içimizi ısıtan dostlar sarsın etrafımızı.