EVLİLİKTE
ALMA VERME DENGESİ

Cihan ULUÇ
Psikolog

Kâinatta hemen her şey bir denge üzerine kuruludur. Bu denge şaştığında birtakım problemler, krizler meydana gelir, hayatın akışı sekteye uğrar. Evlilik ilişkisi de yakınlık beklentileri, kök aileyle ilişkilerin sürdürülmesi, ortak bir gelecek ideali, beklenti ve ihtiyaçların karşılanması, para yönetimi, birbirini geliştiren ve destekleyen bir ilişki ortamı oluşturmak gibi birçok farklı alanda denge gerektirir. Örneğin; çiftlerden birinin büyüdüğü aileyi daha ön planda tutması ve tam olarak onlardan ayrışmaması, ilişkilerinde bir dengesizlik oluşturur ve bir tartışma alanı meydana getirir. Bu sorun çözülemediğinde mesele dallanıp budaklanır ve kanserli hücre gibi diğer sağlıklı kısımları da olumsuz etkilemeye başlar.
Öte yandan, evlilik ilişkisi bir ekip çalışmasıdır. Karı-koca bu ekibin ilk ve en önemli üyeleri olup çeşitli görev ve sorumluluklara sahiptirler. Ancak bu sorumlulukların itidalden uzak dağılışı, bir tarafın daha fazla yük üstlenmesi, diğer tarafın yapması gerekenleri aksatması, ilişkide bir dengesizlik doğurur. Aşırı sorumluluk üstlenen taraf, kendini aşan yükün altında ezilmeye ve daha tepkisel biri olmaya başlar. Diğer taraf ise ilişkide kendini yetersiz, beceriksiz ve yaptığı işleri önemsizleştirilmiş hissederek savrulabilir.
Evlilikte Alma ve Verme Dengesinin Önemi
Evlilikte alma verme dengesi, ilişkinin canlı ve sağlıklı sürdürülebilmesi için hayati öneme sahiptir. Bu dengenin; fiziksel (ev işleri, maddi katkı, emek), duygusal (ilgi, şefkat, anlayış, yakınlık) ve zihinsel (sohbet etme, birlikte üretebilmek, geleceğe dönük ortak planlar yapabilme) boyutları vardır. Bu boyutlar arasında uyum ve denge olduğunda çiftler sağlıklı ve besleyici bir ilişki konusunda aşama kaydederler. Denge bozulduğunda ise taraflardan biri ya da her ikisi tükenmişlik, değersizlik, yetersizlik, öfke, kırgınlık, tepkisellik, eleştirel olma ve ihmal edilmişlik gibi duygular yaşamaya başlar.
Almaya Değil, Vermeye Odaklanın
Çoğu zaman genç karı koca adaylarında sıkça rastlanan bir durum vardır: “Bu yapacağı evlilikle kişi ne kazanacak ne elde edecektir? Bu evlilik ona hangi imkânların kapısını aralayacak, hangi yaşam standardını bahşedecektir?” Bunu beklemek bir noktaya kadar doğal olabilir. Fakat ilişkiye “Ben ne vereceğim, ne katacağım?” sorusu sorulmadığı sürece tablo eksik kalır. Bu soru, kendini yok sayarcasına bir verme hâlinden ziyade adil bir ilişki zemini oluşturmak amacıyla sorulmalıdır. Sevgi, emek, fedakârlık, gayret ve saygı gibi kavramlar, karşılıklı olarak birbirine ikram edildiğinde anlamlı, besleyici ve sürdürülebilir hâle gelir.
Verirken Kayıt Tutmayın ya da Skor Saymayın
İlişkide denge, her zaman misliyle karşılamak değildir. Yaptıklarımıza çok odaklandığımızda bir süre sonra alamadıklarımız daha önemli hâle gelir ve eksiklikleri daha büyük görmeye başlarız. Bu da çarpık bir algı ve ardından huzursuzluk duygusunu ilişkiye davet eder.
İlişkilerde Emek ve Gayreti Takdir Etmek
Kadın ya da erkek fark etmeksizin, birinin yaptığı “görünmez işler” (duygusal emek, düşünsel hazırlık, çocukla ilgilenmek, ilişkisel sorumluluklar) çoğu zaman karşılık görmezse denge bozulabilir. Bazen çift olarak öylesine kanıksanmış ve normalleşmiş işler yaparız ki bir şey yaptığımızı fark etmeyiz ya da eşimizin o konudaki emeğine karşı körleşebiliriz. En temel şeylerde dahi takdir etmek, fark etmek, gayreti görmek çiftlere iyi gelir.
Vermeyi Bilmek Kadar Almayı Bilmek de Önemlidir
Bazı ilişkilerde taraflardan biri daima vermeye programlanmıştır. Aksi bir hâlde kendini tuhaf hisseder. Hep o hizmet etmiştir; bir konuda gayret gösterildiğinde eli ayağına karışır, ne yapacağını bilemez. Örneğin; sürekli eşine hediye alan bir beyefendi düşünelim. Eşi hediyeyi aldığında yeterince coşku ile karşılamıyorsa ve takdir etmiyorsa, bir süre sonra bu davranış pekişmediği için sönmeye başlar. Beyefendi artık bu konuda kafa yormamaya, gayret göstermemeye başlar. Ne de olsa ne yaparsa yapsın eşi beğenmeyecek ya da o beklediği coşkulu tepkiyi alamayacaktır. Zamanla özenli davranış görmeyen beyefendi, sürekli kendisinin ilişki için kafa yorduğundan ve gayret gösterdiğinden şikâyetçi olur. Fakat en başında, aslında bu durumu oluşturacak yolun taşlarını ince ince döşediğini fark etmez. İlişkide alma verme dengesi, hem verip hem alabilmekle mümkündür. Almak için karşı tarafın bir şey yapmasına da müsaade edilmelidir.
İlişkinizi Kazanan ve Kaybeden Kısır Döngüsünden Çıkarın
İlişkide bir tarafın sadece alıcı diğer tarafın ise sadece verici olduğu bir sistem, bir süre sonra tepkisel bir gerilime dönüşebilir. Veren taraf bu durumun sürekliliğinden yorulur; alan taraf ise bu zamana kadar bir şey olmazken şimdi ne olduğunu anlamakta zorlanabilir. İlişki, adı üstünde, işteş bir eylemdir; az veya çok herkesin bir katkısı olması beklenir. Tüm sorumlulukların bir tarafın üzerine yüklenmesi, bir süre sonra dengesizlik oluşturabilir.
Dengeyi Her Zaman Eşitlikte Arayamazsınız
Evlilik hayatı dinamik, hareketli ve çok değişkenli bir süreçtir. Bu nedenle bazen bir taraf daha fazla verir; çünkü o dönemde diğer eşin kapasitesi düşmüştür. Böyle zamanlarda birbirinin açığını kapatmak, destek olmak, aradaki bağı güçlendirir. Örneğin; depresif süreçten geçen bir eşin, normalde yapabildiği ama şimdi yapamadığı sorumlulukları üstlenerek onu desteklemek, bu dengeye örnek gösterilebilir. Zaman zaman biri daha çok verir, çünkü diğerinin kapasitesi düşüktür. Ancak bu uzun vadeye yayılmamalı; denge, duygusal yatırım ve çaba açısından genel olarak korunmalıdır.
Evlilikte Rol Paylaşımı
Evlilik ilişkisinde kadın-erkek rol paylaşımı, ilişkinin sağlığı açısından son derece önemlidir. Bu denge, eşitlikten çok adaletli bir paylaşımı ve karşılıklı saygıyı esas alır.
Roller, toplumsal alışkanlıklara göre değil; çiftin kapasitesi, becerileri, eğilimleri ve o andaki ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir. Kilit soru şu olabilir: “Bu işi kim daha iyi, gönüllü ve sürdürülebilir şekilde yapabilir?”
Beklentileri Açıkça Konuşun
Açıkça ifade edilmediği sürece, eşiniz ne yaşadığınızı ne hissettiğinizi ve neyi istediğinizi anlayamaz. Bu temel prensip çerçevesinde, çiftlerin birbirlerinden ne bekledikleri ve ilişki rollerine nasıl yaklaştıkları açık ve net şekilde konuşulmalıdır. Bu açıklık olmadığında kırgınlıklar, içerlemeler ve karşılıklı olumsuz tutumlar gelişebilir.
Roller Dinamiktir, Zamanla Değişebilir
Hayat nasıl değişken bir yapıya sahipse, roller de aynı şekilde esneklik ve revize gerektirir. Örneğin; çocuk doğumu, iş değişiklikleri, hastalık veya kayıp gibi zor dönemlerde roller yeniden düzenlenmelidir. Denge sabitlikte değil esneklikte sağlanır.
Roller Üzerinden Güç Mücadelesi Yapmayın
“Ben bu ilişki ve ev için daha fazla çalışıyorum”, “Ben tüm ev işlerini yapıyorum”, “Çocuklarla ilgili her şey bende” gibi ifadeler, rekabet ortamı oluşturur. Oysa esas olan, kimin ne kadar yaptığı değil; birbirini tamamlamaktır. Ayrıca bir tarafın yaptığı işleri hiyerarşik olarak daha değerli görmesi de sağlıklı bir tutum değildir.
Karşılıklı Saygı ve Takdiri Es Geçmeyin
Yapılan işlerin fark edilmesi, yeri geldiğinde dile getirilmesi, teşekkür ve şükran duygusunun ifade edilmesi ilişkiye olumlu katkı sağlar. “Yaptıklarımın bir karşılığı var, eşim emeğimi görüyor.” düşüncesi, bireyin sorumluluklara daha hevesle sarılmasına katkı sağlar. Aksi durumda, “Ne yaparsam yapayım eşimi memnun edemeyeceğim.” hissi, çaresizlik ve ümitsizliğe yol açar.
Her Eşitlik, Adaletin Sağlandığı Anlamına Gelmez
Çiftler iş ve sorumluluklardan bunaldıklarında, eşlerinin de kendileriyle aynı derecede görev almasını bekler. Ancak bu çoğu zaman sürdürülebilir değildir. Çünkü herkesin yetenekleri, eğilimleri ve becerileri farklıdır. Bu nedenle, herkese eşit görev değil; yetenek ve ihtiyaçlara göre sorumluluk verilmelidir. Herkes her şeyi eşit yapmaz ama herkes aynı derecede değerlidir ve saygıyı hak eder.
Bir Aksaklık Olduğunda Bunu Yargılamadan Konuşun
Bir iş ya da sorumluluk yapılmadığında, tepkisel davranmak yerine çözüm odaklı ve anlamaya çalışan bir yaklaşım benimsenmelidir. “Evde bana hiç yardımcı olmuyorsun.” demek yerine; “Bazen işler beni çok yoruyor, birlikte bu konuda ne yapabiliriz?” gibi bir ifade daha yapıcı olacaktır.
İşler ve Sorumluluklar Arasında Üstünlük Sırası Kurmayın
Her işin ve sorumluluğun kendine göre zorlukları vardır. Ayrıca bu zorluklar kişiden kişiye değişebilir. Çiftlerin “Ben daha önemli sorumluluklar üstleniyorum, seninkiler basit.” gibi üstünlük temelli bir sıralamaya gitmesi, kırıcı ve zarar verici olabilir.
Sonuç olarak, evlilik ilişkisi yukarıda çeşitli yönleriyle ifade ettiğimiz gibi bir denge üzerine kuruludur. Dengeli evliliklerden dengeli aileler doğar ve bu da daha sağlıklı bir topluma hizmet eder. Dengeli ve sağlıklı ailelerin toplumumuzda artması temennisiyle.