BEKLENENDEN BİLE
Erken
Yomeddine / Yevmeddin / Yargı Günü

İshak KOÇ

Sinema, yaşanan olayları veya gerçekleri aşarak bazen ortaya çıkan eserleri fantastik kurguya dönüştürür. İnsanlar genellikle kendilerini olduğundan daha farklı, daha saygın ve önemli göstermek ister. İnsanoğlu, ilginç ve tanınır biri olarak bilinme arzusu içindedir. Bu istek, kişiyi popüler yapar ve modern zamanların düzeni bu hedefe ulaşmayı oldukça kolaylaştırır. Gençler ve genç yetişkinler, kabul görmüş medya platformlarında daha fazla görünür olmak için çabalarlar. Ancak bir süre sonra, yaptıklarının gerçek bir değere sahip olmadığını fark ederler. İçeriği zenginleştirmeye çalışsalar da bu farkındalık genellikle geç kalındığında gelir ve bu eksiklik eğer kaderde varsa kişi tarafından fark edilir.
Yönetmen için görselle ilişki çok daha farklı bir seyirde ilerler. Onun derdi, bilvesile görünme değil, göstermektir. Gösterdiği şeyler sayesinde kendisi de tanınmış olur ama yine de kendisi istemedikçe görünmez. Gösterilenler ise yönetmenin amaçladığının da dışında birçok anlam barındırır. Yönetmen, toplumun kılcallarında gezinip edindiği izlenimleri hikâye ederek köşeleri belirlenmiş bir çerçevede sanata dökebilirse ortaya sinema çıkar. Fantastik olarak nitelendirilen bir kurguda bile en azından göstermekle iştigal eden bir yönetmen temel alınırsa toplumun ne ile uğraştığı, ufku, emeli, alanı belirginlik kazanır. Tamamıyla absürt bir iş bile aynı şeyin yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda toplumun aynası olan ürün ortaya çıkarken yönetmen de ayırt edilir biçimde aydın sayılabilir.
Görünmemesi gerekenler de vardır! Hani sosyolojinin dahi belirgin şekilde fark edemediği, hayatın ve dünyanın kıyılarına kaçan, izbelerine saklanan insanlar... Öyle tercihen de değil, besbelli istenmeyen, ötekileştirilen, itilen ve nihayet gözlerden ırak bir yaşamı sürüyen insanlar... O saklı olanı, gizleneni, öteki kabul edileni yönetmen dikkatlice alır, imge ya da metaforla göz önüne getirir. Kimi zaman üstü örtük, kimi zaman doğrudan... Düne değin Mısır’daki Müslüman kitle, özellikle İhvan, ötekidir. Bugün bu ötekileştirme, küresel etkiyle kendi içinde meşru bir hâle bürünür. Yani belli toplumlar, topluluklar değil, ötekileştirme olgusunun bizzat kendisi meşru sayılır. Zira artık tüm dünyada öteki olarak yansıtılmayı aşıp adamakıllı öcüleştirilen, korkulan ve korkutulan insanlarla karşılaşmak mümkündür. Belki cüzzamı aşalı bir asır olmuş dünyada, cüzzam ve cüzzamlıdan kaçışı anlatmak güçtür ama ötekileştirilenin aynı faşist duygularla imlenişi başka nasıl anlatılır? İşte Mısırlı genç yönetmen Abu Bakr Shawky, 2018 çıkışlı ilk uzun metraj filmi Yomeddine’de, o horlanan, toplum ve ailesi tarafından kabul görmeyen, dışlanan insanı cüzzamlı bir karakter, Beshay Qenawi (Rady Gamal) üzerinden örnekler.
Beshay ve her yaş grubundan arkadaşları, aileleri tarafından cüzzamlılar kolonisine bırakılmış, diğer insanlardan izole bir hayat sürmektedirler. Tıpkı şehirlerin varoşlarında yaşamaya mahkûm edilen, kader eseri oluşturabildikleri gettolardan çıkarılıp şehrin daha da dışına sürülen, gecekonduları uyanık müteahhitlere peşkeş çekilen insanlar gibi... Ki onlar, lüks mekânlara girip şehrin insanının arasına karışamaz. Varlıkları dahi iyi aile çocuklarını tedirgin eder. Özellikle büyükşehirlerde bayram seyran deyip toplu ulaşım ücretsiz olduğunda göze çarpan bu insanlar, işte Mısır’ın cüzzamlılar kolonisinde çöp toplayıp geçinen hastalar gibi bulduklarını seyyar tezgâhlarda satıp geçimlerini sağlarlar. Göze battıklarında seyyar arabalarına, kötürüm atlarına, tezgâhlarına kahraman zabıta tarafından el konulur. O zaman yaşam biraz daha zorlaşır ama şikâyet edecek bir makam, adalet aranacak bir merci, hak iddia etmek için aşındırılacak kapı yoktur. Garip zaten adaletin kapısı nerden açılır, nasıl yoklanır, hangi kenarından girilir bilmez.
Kolonide yaşayan herkes standart toplum tarafından dışlanmış, terk edilmiş, kendi hâline bırakılmış görünür. İnsanların ekranda dahi görmek istemeyeceği türden deforme olmuş bedeni dolayısıyla toplum tarafından “ucube” ya da “canavar” diye nitelendirilen Beshay, daha çocukken bizzat babası tarafından ölmek üzere koloniye terk edilir. Beshay’ın Kısmi’l - Emrazi’l-Akliyye’ye (kısmi akıl hastalıkları) sevk edilen ve sonra orada ölüp giden karısı İreny, bir yetimhaneden diğerine gönderilen Obama, ömrünün son demlerini yaşayan Ahmet, tüm bu insanların yaşamak adına oyalandıkları mekânlar hep metruktur. Nakil vasıtası Harby bile gariptir, itilmiştir, sahibi ve çer çöp yanında alabildiğine gam taşır. İlginç şekilde kameranın görüntülediği mekânlar kasvetsiz, hatta eğlenceli, neşelidir. Zira insanlara, kötülere dışlayanlara rağmen hayat devam eder.
Onları bir cüzzam kolonisinde şayet yaşarlarsa yaşamaya, ölürlerse de ölüme terk edenlerin yegâne tezi, içinde bulunduklarında yadırganma ihtimali olan toplumdan uzaklaştırmak, güya dışlanmalarının önüne geçmektir. Böylece onlara iyilik edilmiş olur! Aksi takdirde tüm uyumsuz sanılanlar gibi doğal yoldan dışlanacaklardır. Hem sosyal, siyasal, ırksal ya da dinsel açıdan ötekileştirilenler için geçerli bir sebep aramak gerekmez. Dünyanın hangi cihetine bakılsa dışlandığı için yerinden yurdundan edilenler, istenmedik bir mekâna tıkıştırılanlar, hayatı geceden ibaret kabul edenler ya da dünyayı karanlık görmek zorunda bırakılanlara rastlanır. Yevmeddin’den bir replik olarak “Kahire’ye cüzzam uğramaz.” mesela, ancak Beshay’ın nezarette karşılaştığı İhvan üyesi, yani o toplumun Müslüman unsurları da aynı akıbete uğrar. Dışlanmak adına cüzzamlı muamelesi hemen her toplum için başlı başına bir metafor oluşturur.
Asıl adı Selim olan ama hayata kolonidekilerin koyduğu isimle devam eden Beshay, gün gelip akrabalarını bulmak için doğduğu yer olan Kina’ya doğru yola çıkar. Zorlu bir yolculuk olacaktır, belki yollarda telef olmak söz konusudur, kimseye haber vermez, kimseyle vedalaşmaz. Eşeği Harby’ye gerekli malzemeleri yükler ve yola koyulur. Uyanık bir çocuk olan Obama peşine düşer.
Film boyunca doğal olarak din günü, “yevmeddin” vurgusuna rastlamak mümkündür. “Mahşer günü hayvanlar da yargılanır mı?” gibi sorulara rastlanır. Üstelik Beshay bir Kıptî yani Hıristiyan, Obama (Muhammed Abdurrezzak) ise Müslüman’dır. Birlikte yaşam dâhilinde farklılıkları ibraz eden hoş muhabbetler bulunur:
- Neden okulda değilsin?
- Bugün Cuma.
- O zaman neden camide değilsin?
- Erken gelmemi söyledin.
Yomeddine, modern zamanlarda Mısır sinemasının başyapıtlarından biridir dense yeridir. Çünkü bütün sanatsal kaygılardan öte, ötekileştirilenin bir başka ötekiyle kurduğu bağı, empatiyi ve samimiyeti “Ben de insanım.” diye bağırarak öteki olmayan dünyaya duyurmayı amaçlayan bir film ancak başyapıt olarak nitelenir. Var olan her şey doğal olarak insan tarafından görüldüğü, bilindiği, fark edildiği durumda tescillenir. Varoluşsal açıdan böyle bir tescil belki gereksizdir fakat insan yine kendisi için bunu tanımlamak ister. Şimdiye kadar tanımlanmış şekliyle izlenenin kurgusu, seyirci onu görünceye dek bitmez. Görülmek itibarıyla da tamamlanmış sayılmaz ki her görüntü kesitinin bağışladığı anlam kişiden kişiye, gözden göze, akıldan akla değişkenlik gösterir. Dolayısıyla eserdeki sanatsal karşılıklar, bir zaman mefhumuna sığmayacak kadar genişler. Tarkovsky’nin “mühürlenmiş zaman” diye nitelediği bu durum, sadece görüntünün, karenin, planın alındığı zamanı bağlar. Yoksa ne gösterilip ifşa edilen sadra şifadır ne de bir yaranın sancısı diner. Hani gerçeklik, görülse de görmezden gelinse de kabuk bağlamayan ve arada sırada kanayan bir yara gibi sürekli orada bir yerlerdedir. Orada, ötekileştirilmiş, örselenmiş, öksüz bırakılmış hayatlar vardır ve bunu insanların önüne getirmek kimsenin işine gelmez.
Beshay ve Obama’nın yolda tanıştıkları, onlara sahip çıkan ötekileştirilmişlerden birinin tiradı pek manidardır:
- Hamid’i görüyor musun? Eskiden tır şoförüydü. Şu büyük tırlardan. Her yere giderdi. Libya, Tunus, Sudan… Sonra kaza geçirdi. Yeni arabası olan bir genç… Bir de uyuşturucu almış. Hamid bu hâle geldi. Mout, Hamid ve ben hepimiz dış görünüşümüzle yargılanıyoruz. Bizler dışlandık ve bunun bir çözümü yok. Başka bir yaşam şansımız yok. Ben, sen ve oradaki diğer canavarlar asla normal olamayacağız. Ama bu utanç içinde yaşamamız gerektiği anlamına gelmiyor. Sence Hamid kendinden utanıyor olsa sana kafa tutar mıydı? Mahşer günü hepimiz eşit olacağız, buna inanıyoruz.
- O gün gelecek.
- Beklediğinden bile erken olabilir.
Orijinal İsmi:
Yomeddine
Vizyon Tarihi:
31 Mayıs 2018
Süre:
93 dk
Tür:
Dram, Macera, Komedi
Yönetmen:
A. B. Shawky
Senarist:
A. B. Shawky
Yapım:
2018 - Mısır