FİLİSTİN MESELESİNDE
YAHUDİ VE HRİSTİYAN
SİYONİZMİ

Ayşe KIZILAY

Siyonizm, dünyanın dört bir yanına yayılmış olan Yahudilerin vadedilmiş topraklara dönüp Kudüs’te bir Yahudi devleti kurma ideolojisinin adıdır. Kökeni Yahudi teolojisine dayandırılsa da 19. yüzyılda sosyal bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. İlk olarak Avrupa’daki bazı hahamlar tarafından dile getirilmiştir. Siyonculuk şeklinde Türkçeleştirebileceğimiz bu kavramdaki “Siyon”, Yahudi kutsal metinlerinde Kudüs’ün isimlerinden biri olarak geçer. Davut Peygamber’in (a.s.) ele geçirdiği ve “Davut Kenti” adını verdiği bir kaledir. Ayrıca Siyon, Rabb’in oturduğu yerdir. (Mezmurlar, 9:11) Mezmurlar kitabında sık sık tekrar eden Siyon’a dair şöyle bir ifade geçmektedir: “Çünkü Tanrı Siyon’u kurtaracak, Yahuda kentlerini onaracak; halk oraya yerleşip sahibi olacak. Kullarının çocukları orayı miras alacak, O’nun adını sevenler orada oturacak.” (Mezmurlar, 69: 35-36) Ayrıca Babil sürgününden dönüşü anlatan Mezmurlar 126:1’de Siyon’a dönüldüğü tabiri kullanılır. Yahudi kutsal kitabında bahsedildiği şekilde defalarca geçen Siyon kelimesi, Kudüs’e dönmek isteyen Yahudilerin ideolojisini en iyi şekilde anlatan bir kavram olmuştur. Bu sebeple siyonizm, dinî temelleri olan sosyal bir ideolojik harekettir.
Yahudi inancına göre yer ve gök tamamen Tanrı’ya aittir. Tanrı’nın Yahudilere vadettiği toprağa yerleşenler istilacı kabul edilmektedir. Yahudiler, Tanrı’ya asi oldukları zamanlarda sürgünle cezalandırılmaktadırlar. (Tesniye, 28; Levililer, 26) Aynı şekilde topraklarına geri dönmeleri de ancak Tanrı’nın yardımıyla ve rızasıyla gerçekleşmektedir.
Yahudi savaş hukukunda “milhemet mitsva” adı verilen Tanrı’nın emriyle yapılması zorunlu savaşlar vardır. (Tesniye 20; Gaon vd., Tefsiru’t-Tevrat bi’l-’Arabiyye: Tevrat (Tora) Tefsiri, 2/1730) Tevrat’ta İsrailoğulları, Filistin bölgesine gelmeden önce oraya yerleşmiş uluslardan bahsedilir ve bu uluslarla savaşmak zorunludur. Çünkü onlara göre bu uluslar vadedilmiş toprakları istila etmişlerdir. Tevrat’ta adı geçen Filistin topraklarındaki kabilelerden biri de Amaleklerdir. Amalekler, Tevrat’ta yaptığı kötülükler anlatılan ve savaşılması zorunlu bir halk olarak geçmektedir. (Çıkış, 17; I. Samuel, 15: 3-9)
Tevrat’a göre Rab, kuşaklar boyunca Amaleklere karşı savaşacaktır. (Çıkış, 17:16) Bu inanç çerçevesinde Yahudiler tarih boyunca onlara zulmedenleri Amaleklerle ilişkilendirmiştir. Günümüzde ise Filistin bölgesinde yaşayan Müslümanlar, Amalekler olarak görülmektedir İsrail Başbakanı özelde Hamas’ı, genel olarak Filistin halkını Amaleklere benzetmiş ve moral olması amacıyla ilgili Tevrat pasajlarını içeren bir mektubu İsrail askerlerine göndermiştir.
Milhemet mitsva türündeki savaşlarda herhangi bir canlıyı sağ bırakmamak gerekir. Aksi hâlde Tanrı Yahudilere gazap edecektir. Bu emre yer veren pasajda şöyle geçmektedir: “Ancak Tanrı’nız Rabb’in miras olarak size vereceği bu halkların kentlerinde soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız.” (Tesniye, 20:16) Yahudilere göre zorunlu kabul edilen bu savaşlardan çekilmek de dinen yasaktır. (Tesniye 20; Gaon vd., Tefsiru’t-Tevrat bi’l-’Arabiyye: Tevrat (Tora) Tefsiri, 2/1730) Bu nedenle İsrail; kadın, çocuk, hastane ya da hayvan demeden bölgede bulunan her şeyi yerle bir etmekten çekinmemektedir. (Fatma Seda Şengül, “Siyonist Katliamın Teolojik Temelleri”, Sabite, s.6, 2024)
Dünyada sayıca çok az olan Yahudi toplumuna ait siyonizm hareketinin bu denli yayılması ve bir noktaya kadar başarılı olmasının nedenlerini düşünmek gerekmektedir. Siyonizmin Avrupa Yahudileri arasında ortaya çıkması, geçmişten günümüze siyonizmin en büyük desteğini Hristiyan dünyadan alması, Filistin meselesinde Hristiyan dünyanın merkezî bir konumda olduğunu göstermektedir.
Hristiyan inanç esaslarına göre Yahudiler, İsa Mesih’in çarmıha gerilmesinin müsebbibidir. İsa Mesih’e yaptıkları sebebiyle Yahudiler, Hristiyanların düşmanıdır. Orta Çağ Hristiyan dünyasından Nazi Almanyasına kadar tarih birçok Yahudi soykırımına şahitlik etmiştir. Endülüs’te Latinler tarafından katledilmiş ve sürgüne gönderilmişlerdir. Aynı şekilde Fransa, Polonya ve Çarlık Rusya’da da benzer katliamlara maruz kalmışlardır. Bütün bu sürgünlerde Yahudilere topraklarını açan Osmanlı Devleti olmuştur. Yahudilerin Hristiyanlar tarafından uğradığı katliamların en büyüğü ise Naziler tarafından yapılan soykırımdır. Yaşadıkları bu acıları Holokost endüstrisine dönüştüren Yahudiler, dünyaya karşı mazlum bir halk imajı çizmeye çalışmışlardır. (Norman G. Finkelstein, Holokost Endüstrisi, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2011) Hristiyanların Yahudilere olan bu tavrı sebebiyle antisemitizm denilen bir kavram ortaya çıkmıştır. Yahudi Hristiyan ilişkileri tarihi, bir nevi antisemitizmin tarihidir. Antisemitizmin gelişmesindeki etkilerden biri ise İslam düşmanlığıdır. Orta Çağ’dan itibaren Hristiyan dünya, Yahudi ve Müslümanları kendisine ortak düşman olarak belirlemiş, bu iki topluluğun birbirleriyle iyi anlaşmasından rahatsız olmuştur. (Bülent Şenay, “Yahudi-Hıristiyan İlişkileri Tarihi ve Anti-Semitizm–Oryantalizm İlişkisi”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002, c.11, s.2)
Yahudi Hristiyan ilişkileri tarihine bakıldığında Hristiyan dünyanın siyonizme destek veriyor oluşu şaşırtıcıdır. Bu noktada Hristiyanları bütün olarak ele almak yerine kilise özelinde değerlendirmek gerekir. Hristiyanlık tarihine baktığımızda Orta Çağ Avrupa’sı, Yahudilerin Tanrı katili olduğu düşüncesine sahip olan Katolik kilisesinin tahakkümü altındadır. Protestanlığın yayılmasıyla birlikte Yahudilere karşı olan tutum değişmeye başlamıştır.
16. yüzyılda ortaya çıkan Protestanlık akımı, Hristiyanlığı kilisenin tarih boyunca ürettiği bidatlerden arındırarak ilk dönemindeki saf hâline döndürmeyi amaçlamıştır. Bu ilk dönem, Hristiyanlığın henüz Yahudilikten ayrışmadığı havariler dönemidir. Bu nedenle Protestanlık düşüncesinde Yahudilik etkisinin bulunması kaçınılmaz olmuştur. Protestanlığın doktrinlerinden biri olan “restorasyon doktrini”ne göre Tanrı’nın Yahudilerle olan anlaşması devam etmektedir. Yahudiler vadedilen topraklara dönmelidir. 16. yüzyılın sonlarına doğru İngiltere’de ortaya çıkan Püritenler, mezkûr restorasyonun en etkili savunucuları olmuştur. (Eldar Hasanoğlu, “Yahudiler Siyonizm’i Hristiyanlardan mı Aldılar?”, Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2022, c.9, s.1)
Bazı araştırmacılara göre restorasyon doktrini göz önünde bulundurulduğunda siyonizmin Avrupa’daki hahamlar tarafından dile getirilmiş olması tesadüfi değildir. Hristiyan siyonizmi, Yahudi siyonizminden önce şekillenmiş ve Yahudi siyonizminin yayılmasına destek sağlamıştır. Hristiyan siyonizmi, Yahudilerin vadedilmiş topraklara dönüşünü ve burada bağımsız bir Yahudi devleti kurulmasını destekleyen bir ideolojidir. Bu ideolojinin 19. yüzyılda İngiltere’de ortaya çıktığı, daha sonra ABD’ye yayıldığı kabul edilmektedir. İlk defa 1899’da kullanılan Hristiyan siyonizmi tabirinin 1990’lara kadar kullanımı yaygınlaşmamıştır. Bu nedenle Hristiyan syonizminin Yahudi siyonizmine temel olduğu düşüncesi çoğu araştırmacı tarafından kabul görmemektedir. Amaçları aynı olması sebebiyle birbirini destekleyen ve geliştiren iki ideoloji olarak kabul etmek yerinde olacaktır.
17. yüzyılda Püritenlerin İngiltere’de yönetimi ele geçirmesiyle Yahudilerin vadedilmiş topraklara iskânı büyük bir desteğe kavuşmuştur. 1917 yılındaki Balfour Deklarasyonu Yahudi devleti kurulması konusunda ilk adım olarak görülse de aslında o yıla kadar İngiltere’de geliştirilen Hristiyan siyonizmi ideolojisinin bir sonucudur. İngiltere’nin Yahudiler konusundaki tutumu sadece dinî bir sebep olmayıp bu tutumun siyasi ve stratejik sebepleri de mevcuttur. İngiltere, Yahudilerin Filistin’e yerleşmesiyle Osmanlı Devleti’ne ve Papalığa karşı güç elde edeceğini düşünmüş ve Yahudileri stratejik ortak olarak kabul etmiştir. Ayrıca Hristiyan siyonizmi İngiliz emperyalizmi için önemli ideolojik bir zemin oluşturmuştur. 1838 yılında İngiltere, Kudüs’te konsolosluk açarak hedeflerine yönelik ilk somut adımı atmıştır. Bu dönemde siyonizm ortaya çıkmış ve aliya adı verilen göç dalgalarıyla Yahudiler Filistin’e yerleşmeye başlamıştır. 20. yüzyılın başlarında ise Kudüs, İngiltere’nin yönetimine geçmiştir. Böylece Yahudi devletinin kurulması için uygun ortam oluşmaya başlamıştır.
Günümüzde Amerikan emperyalizmine de ideolojik zemin sağlamakta olan Hristiyan siyonizmi, Amerikan Protestanlığı arasında yaygındır. Amerika’da bu denli büyük bir destek görmesinin bir sebebi, Amerikan Protestanlığı içerisinde 19. yüzyılda gelişen evanjelikalizm ve fundamentalizm hareketleridir. İncil’i yanılmaz otorite olarak kabul eden evanjeliklerin gayesi İncil’deki müjdeyi tüm insanlara yaymaktır. Evanjelikalizm 20. yüzyılda Amerikan halk dini konumuna gelmiştir. Fundamentalizm ise evanjelikalizmle doğrudan bağlantılıdır. Evanjelikalizmle birçok noktada aynı inanca sahip olmanın haricinde fundamentalistler militan Protestan olarak tanımlanmaktadırlar. Milenyumculuk (İsa Mesih’in bin yıl boyunca dünyayı yöneteceği ve Tanrı’nın krallığını kuracağı inancı) ve Kutsal Kitap’ın yanılmazlığı inancı en önemli doktrinlerindendir. Onlara göre binyıllık yeryüzü krallığını tesis etmek için mesih, fiziki olarak gelecektir. Fundamentalizm, kutsal kitap yorumlarına tamamen kapalı olduğu için kutsal kitapta geçen kıyamet senaryoları gibi hususları olduğu gibi kabul etmektedir. (Ali İsra Güngör, Evanjelikler, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, Ankara, 2016, 19-35)
Amerikan muhafazakâr Protestanları oluşturan bu gruplar, Hristiyan dünyasında şimdiye dek görülmemiş bir Yahudi sempatisine sahip olmuşlardır. Bu durum Amerika dış politikasına yön verecek seviyeye çıkmıştır. Ayrıca fundamentalizmi benimseyen evanjelik Protestan gruplar, Amerika siyasetinde etkili bir konumdadır. Bu sebeplerden dolayı Amerikan siyasetinde net ve koşulsuz bir İsrail desteği görülmektedir. Amerika’nın İsrail’in bir numaralı destekçisi olması Hristiyan siyonizmi ile doğrudan bağlantılıdır. (H. Şule Albayrak, “ABD’de Hristiyan Siyonizmi: Kökeni, İnanç Esasları ve Günümüz Amerikan Siyasetine Etkisi”, Darulfunun İlahiyat, 2019, c.30, s.1)
2. Dünya Savaşı sonrasında siyonizm konusunda Amerika, İngiltere’ye nazaran daha fazla ön plana çıkmaya başlamıştır. İngiltere, siyonizmi zaman zaman politik zaman zaman dinî bakışla ele alsa da Amerika tamamen inanç ekseninde bir yaklaşım sergilemektedir. Hristiyan siyonizmine dair ideolojik fikirler Amerika başkanları tarafından açıkça dile getirilmektedir. Yahudilerin desteği ile iktidara gelen Harry Truman, 1952’de ziyaret ettiği bir Yahudi enstitüsünde kendisini Koreş olarak tanımlamıştır. Koreş, Babil sürgünündeki Yahudilerin MÖ 538 yılında vadedilmiş topraklara dönmesini sağlayan İran kralıdır. Truman, bu söylemiyle Yahudilerin 2000 yıllık sürgününü sona erdirdiğini anlatmaya çalışmıştır. George Bush döneminde ise Hristiyan siyonizminin gücü daha etkin hâle gelmiştir. 2017’de Donald Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak benimsemiş ve Amerika büyükelçiliğini Kudüs’e taşımıştır. Bu desteği sebebiyle Trump da Koreş’e benzetilmiştir.
Hristiyan Siyonistler, Yahudilerin Filistin’i işgaline ve orada yaptıkları katliama en ufak bir tepki vermemişlerdir. Bunun temel nedeni Hristiyan siyonizminin inanç esaslarından biri olan premilenyal dönemlendirmedir. Bu inanç esasına göre İsa Mesih’in kuracağı 1000 yıllık Tanrı krallığından önce felaketlerin olacağı bir dönem yaşanacaktır. İsa Mesih’in gelişi için Yahudi devletinin bölgede mutlak hâkim olması gerekmektedir. Filistin bölgesinde gerçekleşeceğine inandıkları nihai savaş olan Armagedon Savaşı, Tanrı krallığının da habercisi olacaktır. Kutsal Kitap’ta geçen Armagedon, nihai savaşın vuku bulacağı yerdir. (Vahiy, 16:16; Grace Halsell, Tanrıyı Kıyamete Zorlamak, Kim Yayınları, Ankara 2003) Hristiyanlar Filistin’de iki devletli çözüm talebine dahi karşı çıkmaktadırlar. Hristiyan siyonistler vaazlarında Armagedon anlatısına fazlaca yer verirler.
İnanç noktasında farklılıkları olmasına rağmen ortak bir ideolojide buluşan Yahudi ve Hristiyan siyonistler, İsrail Devleti’nin kuruluşunu Tanrı’nın dileği olarak görmekte ve Filistin bölgesinde yaptıkları her şeyi Tanrı buyruğu olarak nitelendirmektedirler. Hem Hristiyan hem de Yahudi siyonistler için bölgeden çekilmek, dinî emirlere karşı gelmek demektir. Ayrıca Kudüs’ün Yahudiler tarafından ele geçirilmesi Hristiyan siyonistler için Kutsal Kitap’ta yer alan ahir zaman vaatlerinin gerçekleşmesi olarak kabul edilmektedir.
Tarihte
bu ay neler oldu?
Arap ülkeleri ile İsrail arasında
Yom Kippur Savaşı başladı.
(6 Ekim 1973)
1. Balkan Savaşı başladı.
(8 Ekim 1912)
Kerbela Olayı yaşandı.
(10 Ekim 680)
Ankara başkent oldu.
(13 Ekim 1923)
Cumhuriyet ilan edildi.
(29 Ekim 1923)