FATMA ALİYE HANIM
Türk Edebiyat Tarihinin İlk Kadın Romancısı
Meryem DALĞIÇ
DİB Türk İslam Sanatları Daire Başkanı
Dünya tarihi çeşitli evrelerden geçmiş; ilimde, bilimde, sanayide, teknolojide gelişme ve ilerleme kaydetmiştir. Şüphesiz bu süreçte milletler, ülkeler de çağın sunduğu yeniliklerden, beraberinde getirdiği risklerden etkilenmiştir. Modern dönem olarak adlandırılan 19. yüzyılda Osmanlı Devleti de Batı’da yaşanan fikrî, siyasi, ekonomik, sosyal ve teknolojik alandaki gelişmelere kayıtsız kalamamıştır. Nihayetinde Tanzimat Fermanı ilan edilmiş, birçok alanda yapısal dönüşüm gerçekleşmiştir. Kuşkusuz bu değişim başta kadın, aile ve toplumsal konular üzerine yaşanan tartışmaları gündeme taşırken aynı zamanda o dönemin romanlarına da yansımıştır. Türk Edebiyatı’nın ilk kadın romancılarından olan Fatma Aliye de eserlerinde toplumsal değişimi büyük bir titizlikle ele almıştır.
22 Ekim 1862’de İstanbul’da dünyaya gelen Fatma Aliye, Osmanlı devlet adamlarından hukukçu ve tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’nın kızıdır. Henüz küçük bir çocukken ilme, öğrenmeye olan merakı, ailesinin dikkatini çeker ve özel hocalardan Fransızca, tarih, edebiyat ve felsefe dersleri aldırırlar kızları Fatma Aliye’ye. Onun hayatına yön veren, ders aldığı hocalardan biri babası Ahmet Cevdet Paşa, diğeri de Ahmet Mithat Efendi’dir. Fatma Aliye, babasının resmî görevleri dolayısıyla Halep, Yanya, Şam ve Beyrut şehirlerinde bulunur. Beyrut’tan İstanbul’a dönen (1879) Fatma Aliye Hanım, aynı yıl II. Abdülhamid’in yaverlerinden Kolağası Faik Bey’le evlenir. Bu evlilikten Hatice, Ayşe, Nimet ve Zübeyde İsmet adlarında dört kızı dünyaya gelir.
Fatma Aliye, bir taraftan çocuklarını yetiştirirken diğer taraftan edebiyat dünyasına adım atar. İlk olarak George Ohnet’in, Volonté romanını Meram adıyla Fransızcadan Türkçeye çevirir. Bu çalışmasında kimliğini gizler ve “Bir Kadın” müstearını kullanır. Servet’te ve Tercümân-ı Hakîkat gazetesinde, bu tercüme hakkında yazılar yayınlanmasıyla başta edebî muhitler olmak üzere geniş kitlelerin dikkatini çeker. Tercümenin bir kadın tarafından yapılması nedeniyle Merâm kısa zamanda meşhur olur. Tercümân-ı Hakîkat gazetesinde aynı takma adla kadınlarla ilgili yazılar yazmaya başlar. Bir müddet sonra “Sürat: Eiler’in Prensese Yirmi Birinci Mektubu” başlıklı yazısında Fatma Aliye imzasını kullanarak yayın dünyasında gerçek kimliğini açığa vurur. (H. Emel Aşa, Fatma Aliye Hanım, DİA, c.12, s.261-262)
Tercüme çalışmaları yanında telif eserler de veren Fatma Aliye, ilk olarak Ahmet Mithat Efendi ile birlikte Hayal ve Hakikat adlı romanı kaleme alır. Ardından Osmanlı toplumundaki zengin bir ailenin hayatını yansıtan ve en önemli eseri sayılan Muhâdarât’ı kendi ismiyle yayımlar. Aile, kadın ve kadın haklarını anlattığı diğer romanları; Refet, Udi ve Enin’i kaleme alarak dönemin toplumsal değişimlerine dair duygu ve düşüncelerini ifade eder.
Fatma Aliye, makalelerinde ve edebî eserlerinde kadınların taleplerini İslam ile bağdaştırmanın yanı sıra bir “İslam kadını” algısı oluşturmaya çalışır. Eserlerinde, Batılı bazı yazarların, Osmanlı kadınlarına ilişkin aşağılayıcı ifadelerine karşı çıkar. İslam tarihi boyunca çok sayıda kadın muallimenin ortaya çıktığını ifade ederek yabancıların bu konudaki menfi kanaatlerini zihinlerden silmeye gayret eder. Bu minvalde tarihte yaşamış başarılı Müslüman kadınları anlattığı Meşahir-i Nisvan-ı İslam adlı eseri yazar.
Fatma Aliye, yazılarında kadınlarla ilgili meseleleri sık sık dile getirirken kadınların haklarını edinmelerinde erkeklerin desteğinin elzem olduğunu dile getirir. İslam’ın insana vermiş olduğu değerlerden yola çıkarak kadın ve erkeğin birbirlerine karşı hak ve sorumluklarına dikkat çeker. Genç kızların ve kadınların eğitim almalarının önemini tüm yazılarında ve konferanslarında ifade eder. Dolayısıyla Fatma Aliye, o dönemde İslami ve geleneksel çizgide kadın haklarını savunması bakımından öncü isimlerden olur. O, değişim ve dönüşümün millî ve İslami değerleri esas alan ve onlarla çelişmeyen bir yapıda olmasını savunur.
Hatıra, tarih ve felsefe alanında da kitaplar kaleme alan Fatma Aliye Hanım’ın bazı eserleri Fransızca, İngilizce ve Arapçaya çevrilir. Nihayetinde ömrünü kadınların ve toplumun bilinçlenmesine adayan Fatma Aliye’nin hayatı, hocası Ahmet Mithat Efendi tarafından kaleme alınır. Böylece o, hakkında müstakil bir monografi yazılan ilk kadın yazar olarak anılır.
Fatma Aliye, tüm bu çalışmalarının yanı sıra sosyal faaliyetlerin içerisinde de yer alır. İlk resmî dernek olan ve başkanlığını da kendisinin yaptığı, üyelerinin tamamının kadınlardan oluştuğu Cemiyet-i İmdadiye Derneğini kurar. Derneğin çalışmaları, II. Abdülhamit tarafından duyulur ve Fatma Aliye Hanım beratla ödüllendirilir. Yine bir başka yardım kuruluşu olan Hilal-i Ahmer Cemiyetinin de ilk kadın üyeliğini yapar ve bu derneğin kâtiplik görevini üstlenir.
Hakkında birçok yazılar kaleme alınan Fatma Aliye Hanım, Notre Dame de Sion mezunu küçük kızı Zübeyde İsmet’in, ailesinden ayrılarak Katolik rahibesi olmasıyla derin bir üzüntüye gark olur. Bu hadisenin gazetelere yansıması onu daha da sarsar ve kederden sağlığı bozulur. Yıllarca kızına ulaşma ve onu bulma çabası neticesiz kalır. Nihayetinde bu zorlu mücadeleden yorgun düşer. 13 Temmuz 1936 yılında İstanbul’da vefat eden Fatma Aliye Hanım, Feriköy Mezarlığı’na defnedilir. (Hayrunnisa Ünsal, Fatma Aliye Hanım’ın Eserlerinde Kadın Olgusu (Yüksek L. Tezi), Haziran 2019, s. 20-80)