BİREYDEN TOPLUMA
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK YOLCULUĞU

Şule TÜZÜN

İnsan, doğası gereği anne karnından itibaren çevreyle kurduğu etkileşimler aracılığıyla gelişir. Bu etkileşimler, ilk çocukluktan yetişkinliğe kadar kişinin bulunduğu çevre, örnek aldığı insanlar ve edindiği bilgilerle şekillenir. Çevre bilinci; içinde bulunduğumuz toplumun, eğitim sistemimizin ve dinî anlayışlarımızın bir yansımasıdır. Toplumumuz, eğitim anlayışımız ve özellikle dinî inançlarımız bizi doğaya saygılı olma konusunda yönlendirir ve bu sayede doğru çevre bilincini besler.
Çağlar boyunca insanın tabiatla olan ilişkisi, özellikle dinî öğretiler çerçevesinde şekillenmiştir. Çevre, insan için bir hizmet alanı olarak görülürken insan da çevreye hizmet etmekle yükümlüdür. Aslında her iki tarafın da birbiri için var olması ve birbirine hizmet etmesi gerektiği açıktır. Ancak modern zamanlarda, pek çok kişi tabiattan uzak bir yaşam tarzı seçerek hem doğal dengelerden kopmuş hem de kendini sürekli tüketim çarkının içinde bulmuştur. Bu durum, insanın fıtratından uzaklaşmasına ve doğayı sadece bir kaynak olarak görmeye başlamasına neden olmuştur. Oysa sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimseyerek hem tabiatla uyum içinde olabilir hem de kendimizi ve sonraki nesilleri tüketim probleminden koruyabiliriz.
Çevresel bilinç, bireyin çevreye karşı farkındalığını artırması ve bu farkındalıkla çevreye zarar verme potansiyeli olan davranışlardan kaçınmasıdır diyebiliriz. Psikolog Icek Ajzen tarafından geliştirilen “Planlanmış Davranış Teorisi / Theory of Planned Behavior”, insanların belirli bir davranışı gerçekleştirmek için nasıl bir niyet geliştirdiklerini ve bu niyetlerin gerçek davranışlara nasıl dönüştüğünü açıklar. Bu teoriye göre, bir bireyin çevreyi koruma eylemlerine katılma olasılığı; çevreye değer verme tutumu, çevresel eylemlerin sosyal çevresi tarafından nasıl algılandığı ve bu eylemleri gerçekleştirme konusunda kendini ne kadar yetkin hissettiği ile ilişkilidir.
Birey, yaşamının ilk yıllarından itibaren ailesinden etkilenir. Aile, çocukların dünya görüşlerini, değer yargılarını ve çevre bilincini şekillendiren temel bir çevredir. Aile, çocuklarına tabiatla olan ilişkilerini nasıl kuracaklarını öğreten ilk kurumdur. Çocuklar, aile bireylerinin doğaya nasıl davrandığını gözlemler ve onların tutumlarını taklit etmeye başlarlar. Ailenin çevre dostu ve çevreye saygılı davranışları, çocukların çevre koruma konusunda aktif bir tutum sergilemesini sağlar. Örnek olarak bir ailenin evde geri dönüşüm programı başlatması olabilir. Ebeveynler plastik, cam, kâğıt, gibi atıkları ayrıştırmaya başlayarak çocuklarına erken yaştan itibaren bu konuda bir bilinç kazandırmış olurlar.
İnsanların dinî hassasiyetleri, çevre bilincinin artırılması ve çevre konusundaki tutumlarının şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Dinî inançlar, çevreye dost uygulamaların benimsenmesini hızlandırırken çevreye karşı daha saygılı bir tavır geliştirmeyi de teşvik eder. İslam, suyu israf etmemeyi ve bir lokmanın bile ziyan edilmemesini vurgulayan öğretileri ile bireylerde derin bir çevre hassasiyeti oluşturur. İslam bireyin çevre bilincini şekillendirme konusunda derinlemesine bir etkiye sahiptir. Aileden başlayarak toplumsal düzeye kadar uzanan bu çevre bilinci bireyleri çevreye karşı daha sorumlu, daha merhametli daha duyarlı hâle getirir.
Bireyin çevresel duyarlılığının gelişmesine katkıda bulunan önemli yöntemlerden biri çevre eğitimidir. Çevre eğitimi, bireylerin doğayla karmaşık ilişkilerini derinlemesine anlamalarına yardımcı olurken insan-doğa ilişkisine dair kritik soruları da gündeme getirir, bireyin varoluşunu sorgulamasına ve doğadaki yerini keşfetmesine olanak tanır. İnsanın tabiatın bir parçası mı yoksa onun üzerinde mi olduğu gibi temel sorularla yüzleşmesini sağlar ve bireyi çevreye karşı sorumlu bir perspektif geliştirmeye yönlendirir. Bireyin sadece kendine değil, toplumun diğer bireylerine karşı da sorumluluklarının farkına varmasını sağlar. Bu durum, kişinin toplumsal ve evrensel bağlarını güçlendirir ve çevre eğitiminin bireyin gelişimine ve toplumsal huzura olan katkısını ortaya koyar.
Çevreye olan saygıyı ve onu korumayı teşvik eden bir anlayış olarak karşımıza çıkan çevresel etik, insanların tabiatla olan ilişkilerini nasıl düzenlemeleri gerektiğini inceleyen felsefi bir disiplindir. Çevre etiği, insan faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkilerini, doğal kaynakların kullanımını ve türlerin korunmasını değerlendirir. Çevresel etik, insan merkezli yaklaşımlardan diğer türlerin haklarını da dikkate alan yaklaşımlara kadar geniş bir yelpazede konuyu ele alır.
Sonuç olarak bireyin gelişimi, çevre bilincinin artırılması için hayati önem taşımaktadır. Çünkü bireylerin çevresel konulara duyarlı olması, toplumsal bilincin oluşmasına olanak sağlar. Her birimiz, çevre eğitimi yoluyla kazanılan bilgi ve farkındalıkla donanarak günlük yaşam tercihlerimizde daha bilinçli seçimler yapabilir, doğal kaynakların korunmasına aktif olarak katkıda bulunabiliriz. Bu yüzden çevre bilincini geliştirmek, birey olarak üzerimize düşen en önemli sorumluluklardan biridir.