Bİ’ KAHVE

Bİ’ SORU

Yumurtanın İç Kısmındaki Lekeler Ne Anlama Gelir?
En besleyici yiyecekler arasında yer alan yumurtanın iç kısmında zaman zaman karşılaştığımız kırmızı ve kahverengi lekeler, tüketimi konusunda bizleri çoğu zaman şüpheye düşürüyor. Bunlar, basitçe kan ve et lekesi olarak açıklanabilecek oluşumlardır. Yumurta içindeki kan lekesi, foliküllerde olgun yumurtayı tutan kese üzerindeki kılcal damarların çatlaması ve kan damarlarının yumurtayla birlikte yumurta kanalına düşmesiyle oluşur. Et lekeleri ise sıklıkla yumurta kanalının iç duvarındaki vücut dokularının küçük parçalarından oluşmaktadır.
Kalıtım, sürekli aydınlatma, hayvanın yaşı, kümes içi çevre şartları, A ve K vitaminleri eksiklikleri kan ve et lekeleri oluşumunu etkilemektedir. Yapılan araştırmalarda, kahverengi yumurtacı tavuklarda, beyaz yumurtacı tavuklardan daha fazla et ve kan lekesi görüldüğü tespit edilmiştir. Oluşumlar lamba kontrolüyle kolayca fark edilirler. Yumurta ve Yumurta Ürünleri Tebliği’ne göre bu yumurtaların tüketiciye sunulmaması gerekmektedir.
Yumurtanın içerisinde yer alan beyaz ipliğe benzeyen kısma “kalaza” adı verilir. Kalaza yumurtanın sarısını yumurtanın ortasında sabit tutmakla görevlidir. Aynı zamanda bu kısım yumurtanın taze olduğunu gösterir. Yumurta bayatlamaya başladığında bu beyaz kısım da giderek yok olur.
Bİ’ KELİME
Alopesi Areata
Alopesi, saç dökülmesi anlamına gelir. Bir kişide yuvarlak veya oval şekilli; saçlı deri, kaş, kirpik, sakal, bıyık veya vücut kıllarında yama biçimli kayıp olmasıdır.
Otoimmün bir hastalıktır. Burada, savunma hücrelerinin kişinin kendi kıl köklerine saldırması ile alopesi areata gelişir. Tam bir tedavisi yoktur. Hastaların büyük kısmı bir yıl içinde tamamen iyileşir ancak bazı hastalarda tedaviye yanıt alınamayabilir bazılarında ise yeniden dökülme devam edebilir. Alopesi areata; tiroit, vitiligo, atopik egzaması olanlar ve ailelerinde astım, şeker ve alerjik hastalık bulunanlarda daha sık görülür. Bulaşıcı değildir.
http://www.turkdermatoloji.org
Bİ’ ESER
Kırkçeşme Suları
İstanbul’un zamanla artan su ihtiyacını karşılamak amacıyla Kanuni Sultan Süleyman devrinde yaptırılan Kırkçeşme Tesisleri, o döneme kadar inşa edilen tesislerin en mükemmeli olduğu gibi mühendislik bakımından Mimar Sinan’ın en önemli yapısı ve hacim yönünden de en büyük eseridir. Nitekim Süleymaniye Külliyesi 35 milyon akçeye, Kırkçeşme Tesisleri ise 50 milyon akçeye mal olmuştur. Kaynaklara göre Kanuni bir gün av maksadıyla Kâğıthane civarında gezinirken eski bir su yolundan sızan suları görerek o civardan İstanbul’a su getirmenin mümkün olup olmadığını araştırmaya başlar. Komisyonlar kurup bilgiler alır ve konuyu incelemek üzere de Mimar Sinan’ı görevlendirir. Mimar Sinan, gerekli incelemeleri yapar; işin mümkün olduğunu padişaha arz eder. Bunun üzerine padişah su yollarının yapımını emreder. Ancak devrin sadrazamı Rüstem Paşa, şehre bol su getirilirse farklı bölgelerden insanların İstanbul’a geleceğini, şehrin nüfusunun artacağını, iaşesinin zorlaşacağını ileri sürerek bu işe muhalefet eder fakat, Kanuni suların kendi vakfı olarak getirilmesi ve inşaata devam edilmesi emrini verir. İnşaata başlanınca bu defa Sinan’ın bu işi beceremeyeceğini, paraların boşa gideceğini, yeteri kadar suyun bulunmadığını, suyun İstanbul’a gelmesinin mümkün olmadığını iddia edenler olur. Kanuni söylenenleri bizzat tahkik ederek bunların yanlış olduğunu tespit eder ve inşaata devam kararı alır. Sonuçta 1554 yılında yapımına başlanan Kırkçeşme Tesisleri 1563’ten önce bitirilir.
(Kazım Çeçen, “Kırkçeşme Suları” Mad., TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 25, s. 476-478)