HÂKİMİN
KENDİSİ ŞAHİT


Mustafa MEHMETOĞLU
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı


يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَمٖيعاً فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواؕ اَحْصٰيهُ اللّٰهُ وَنَسُوهُؕ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدٌࣖ


“O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yapıp ettiklerini kendilerine haber verecektir. Allah bunları bir bir saymış, onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye tanıktır.”
(Mücâdele, 58/6)
Kur’an-ı Kerim’de inanılması emredilen esaslardan birisi de ahirete imandır. Ahirete inanmak, en temelde, kişinin öldükten sonra dirileceğine ve yapıp ettiklerinden hesaba çekileceğine inanması demektir. Ahiret ile ilgili en önemli detay ise hâkimin, hesabı görecek olanın Allah Teâlâ olmasıdır. Zira O, her şeyi gören, işiten, her şeyi gözeten, bilen, her şeyden haberdar olan, ve her şeye şahit olandır. Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayet Allah’ın ilmini ifade eder. Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmışken insanın akıbetini ilgilendiren yönüyle de insanın yapıp ettikleri ve yeryüzünde ortaya koydukları Allah’ın bilgisi dâhilindedir. Bu bağlamda Allah’ın “el-Alîm, es-Semî‘, el-Basîr, el-Habîr, er-Rakîb, eş-Şehîd” gibi isimleri bir yandan mazlum ve muttaki müminlere güven verirken diğer taraftan zalim, günahkâr kimselere ve kâfirlere de büyük bir uyarıda ve tehditte bulunmaktadır. Mümin, her anında Yüce Yaratıcı’nın gözetimi ve denetimi altında olduğunu bilir ve yapıp ettiklerinin mutlaka bir karşılığı olacağını unutmaz. Böylece Allah’a teslimiyet içerisinde günahlardan uzak bir vaziyette yaşar. Nihayetinde büyük bir mahkemenin kurulacağı ve hesabın görüleceği güne ve “el-Hakem, el-Hasîb, el-Müntekım” olan Allah’a iman eder.
Hesabın görüleceği gün, öyle dehşetli olacaktır ki “O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.” (Abese, 80-34/36) Kişinin, en yakınlarından kaçmasının sebeplerinden biri elbette onlara yaptığı yanlışlar ve haksızlıklardır. İşte o gün bu duruma düşmemek için şimdiden önlem almak ve salih amellerle hazırlık yapmak gerekir. Sonuçta dünya bir yolculuktur ve asıl yurt ahiret yurdudur. (Mü’min, 40/39)
Mahkemenin kurulacağı, hesabın görüleceği, ceza ve mükâfatların belirlenerek hak sahiplerine verileceği o günde, önemli olan en büyük detay ise hesabı görecek zatın, “serî‘u’l-hisâb” olan ve yaptıklarımıza şahitlik eden Allah (c.c.) olmasıdır. Cafer-i Sadık’ın “Kork o mahkemeden ki hâkimin kendisi şahit” sözünün ne kadar anlamlı olduğu buradan da anlaşılmaktadır. Zira böyle bir mahkemede ne hâkimi aldatmak ne mahkemeyi yanıltmak ne de konuşma ve ikna kabiliyetine güvenerek güzel bir sözlü savunma ile kurtulabileceğini düşünmek mümkündür. Çünkü “O Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur ve Allah her şeye şahittir.” (Bürûc, 85/9) İşte ahirette kurulacak mahkeme, dünya hayatında alışılagelen bir mahkeme anlayışından farklıdır. Çünkü orada Hâkim’in kendisi aynı zamanda şahittir.
Hz. Peygamber (s.a.s.) de dâhil olmak üzere insanların vereceği hükümlerde adaletin mutlak tecelli edememesi mümkündür. Bunun sebebi ise insanoğlunun vereceği hükümlerde zahire bağlı kalması, kendisine sunulan delil ve karineleri esas alması, savunmaları dinlemesi, olayları şahitler, ikrarlar muvacehesince değerlendirmesi ve neticede bunlardan hareketle bir hüküm vermesidir. Dünya hayatında taraflardan birinin hakka riayet etmemesi, vicdanın sesini dinlemeden hareket etmesi, yalan yanlış ifadelerde bulunması, baskıyla karşı tarafı sindirmesi ya da yalancı şahitler bulması mümkündür. Bundan dolayı burada görülen mahkemelerin ahirette tekrar görüleceği ve hak sahiplerine haklarının tastamam verileceği de unutulmamalıdır. Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Siz davalarınızı bana getiriyorsunuz ve huzurumda muhakeme oluyorsunuz. Belki içinizden bazıları kendisini daha iyi savunuyor ve ben de sonuçta işittiğim doğrultusunda (zahire göre) hükmediyorum. Kime, kardeşinin hakkından bir şey hükmetmişsem asla onu almasın; zira ben aslında ona ateşten bir parça ayırmışımdır.” (Buhari, Şehâdât, 27, Ahkâm, 20; Müslim, Akdıye, 4) Dünyada kurulan mahkemelerde haksız bir kazanca nice ben kazandım diye sevinen ama aslında kaybeden insanlar vardır ki onlar bunun bedelini ahirette cehennem azabıyla ödeyeceklerdir. Zira “Bir insan, başkasının bir karış yerini haksız bir şekilde alırsa o yerin yedi katı o kimsenin boynuna geçirilecektir.” (Buhari, Mezâlim, 13) Böylelikle kapandığı ve unutulduğu sanılan sayfalar açılacak, hükme bağlanan kararlar da aynı zamanda şahit olan o Hâkim’in huzurunda tekrar görülecektir.
Allah’ın hükmünde herhangi bir şaşma olmaz. Nitekim O, her şeye tüm detaylarıyla vâkıf olan ve adaletle hükmedendir. O’nun hükmünün ortağı da bulunmamaktadır. (Kehf, 18/26) O gün amel defterleri, insanların amellerine göre kimisine sağ tarafından kimisine ise sol tarafından verilecek (İnşikâk, 84/7-11) ve hiçbir şeyin eksik bırakılmayarak adaletle hükmedildiği ve kimseye haksızlık yapılmadığı görülecektir. (Kehf, 18/49)
Tüm bu aktarılanlara binaen insanoğlu yaşadığı hayata Yüce Allah’ın şahitlik ettiği bilinci ve şuuruyla hayatını sürdürmeli, ahireti hatırından çıkarmamalı, helal ve haram sınırlarına riayet etmelidir. İnsanlar, başkalarının ayıp ve kusurlarını araştıran, onları haddi olmadığı hâlde yargılayan, birilerinin günahını ifşa eden, linç ortamı oluşturan, linçe dâhil olan bir kimlik ve kişiliğe bürünmemelidir. Şâhidin her zaman hazırda bulunduğunun, bir taraftan gözetlerken diğer taraftan gözetlendiğinin, bir taraftan ifşa ederken aslında ifşa olduğunun farkına varılmalıdır. Bununla birlikte sosyal medya kullanan bir Müslüman’dan normal hayattaki bilinç ve duyarlılığını bu mecrada da göstermesi ve sürdürmesi beklenir. Allah’ın ilminin sanal-gerçek ayırt etmeden tüm teferruatı da kuşattığı bilincine sahip olması gerekir. Bu şuurla hareket eden bir kimsenin, her türlü ortamda gıybet, iftira, dedikodu, yalan, müstehcenlik vb. ahlaksızlıklardan uzak durması beklenir. Bu itibarla murakabe altında olduğunu bilen bir insanın maddi ve manevi kul haklarıyla Allah’ın huzuruna çıkmamaya gayret göstermesinin kaçınılmaz olacağı değerlendirilmektedir. Unutulmamalıdır ki bizi yaratan, işiten, bizden haberdar olan ve bizi bizden daha iyi tanıyan Allah (c.c.), bizim üzerimize şahittir ve nihai hükmü verecek O’dur.