UZMANINA SORDUK

Prof. Dr. İhsan ÇAPCIOĞLU
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Tarih boyunca gözetim ve kontrol sistemlerinin bireysel özgürlükler üzerindeki etkileri ne gibi sonuçlara yol açmıştır? Günümüzde dijitalleşmeyle yeni bir boyut kazanan, yaygınlaşan bu sistemlerin evrimi, insan doğası üzerinde hangi dönüşümlere neden olmaktadır?

İnsanlık, tarih boyunca büyük toplumsal değişimlere sahne olmuş ve bu değişimler çok çeşitli sonuçlara yol açmıştır. Gelenekselden moderne, modernden postmoderne, bilgiden bilişime bir izlekte ilerleyen söz konusu büyük değişim dalgasının son durağı, dijitalleşme olarak nitelendirilmektedir. Nesnelerin interneti, yapay zekâ, veri madenciliği, artırılmış gerçeklik, metaverse gibi kavramlar dijital çağın ürünleri olarak ortaya çıkmış; dijitalleşen dünyada gücü elde etmek veri üretimi ve üretilen verilere sahip olmakla eş değer kabul edildiği için devletlerin ve özel şirketlerin gündemini oldukça meşgul eden bir rekabet alanına dönüşmüştür. Dijitalleşme ekseninde yaşanan toplumsal değişim, ekonomik, politik, kültürel ve dinsel alanlar başta olmak üzere toplumsal sistemin bütününde yeni bir dönemin başlangıcına işaret etmektedir. Bu değişimler, hem kolektif düşünce ve yaşam pratiklerinde hem de bireysel yaşam alanlarında yeni dinamikleri beraberinde getirmektedir. Söz konusu dinamiklerin gündelik yaşam alışkanlıklarına nüfuz eden küçük ölçekli değişimlerden başlayarak hayatın bütününü kuşatan bir zihniyet değişimini amaçladığı söylenebilir. Kontrol ve gözetim kavramları da bu süreçte sıkça gündeme gelmektedir. Esasen her iki kavram da birbiriyle yakından ilişkilidir. Gözetim, gözetlenenlerle gözetleyenler arasındaki etkileşimi açıklamaktadır. Esasen insanlar, bir arada yaşayıp sosyalleşmeye başladıktan sonra çevresindekilerin ya da “diğerleri”nin ne yaptığını merak etmiş, bu duygu önce gözetim davranışının ardından gözetime dayanan yönetim modelinin, yani kontrol işlevinin ya da “gözetim toplumu”nun doğuşuna kapı aralamıştır. Artık gözetleyen, gözetlemede elde ettiği başarıya göre egemen olabilme ayrıcalığına sahip olmaktadır.

Dijital gözetim ve mahremiyet ihlalleri, bireylerin dinî yaşamlarını nasıl etkilemektedir?

Dijital platformlarda paylaşılan içeriklerin etkisiyle artan gözetim, mahremiyete yönelik tehditleri ve etik ihlallerini beraberinde getirmektedir. Dijital gözetim, bireysel yaşantıyı ve bireyselliği zayıflatarak toplumu sıradan ya da standart vatandaşlardan oluşan bir “nesne”ye dönüştürmektedir. Özellikle sosyal medya içerikleri yoluyla zamanının önemli bir kısmını “diğerleri” arasında geçiren, hayatının pek çok anını onlarla paylaşmaya zorlanan insan, kendi bireyselliğinden, onurundan ve saygınlığından yoksun kalma riskiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Böylece her ihtiyacı, arzusu, zevki ve düşüncesi, kamusal bir soruşturmaya ya da denetime konu olmaktadır. Dijital gözetimin yol açtığı başlıca sorunlardan ve tehditlerden biri, çeşitli istismar alanlarına zemin hazırlamasıdır. Bu bağlamda, günümüzde sıkça gündeme gelen siber suçlar arasında yetkisiz erişim ve sabotaj, dolandırıcılık ve yasa dışı yayınların yanı sıra, taciz ve çocuk istismarı gibi etik sorunlar sayılabilir. Sabotaj ve dolandırıcılık durumunda kişisel verilerin güvenliği ihlal edilmekte; taciz ve istismar ise kişiler üzerinde travmatik sonuçlara yol açabilmektedir. Sosyal medya platformlarında bu tür etik dışı örneklerin yaygınlaşması toplumsal duyarsızlaşma ve çözülme riskini beraberinde getirmektedir. Dijitalleşme çağında insan davranışı ve düşüncesine çağlar boyu kaynaklık ve rehberlik eden kadim değerlerin yerini, teknoloji kaynaklı yeni sosyal ilişkiler ağı ve değerler skalası almıştır. Bu yeni ilişki ağı ve beraberinde getirdiği “değerler” toplumsal hayatta hızla yaygınlaşmaktadır. İnsanlar bu süreçte çok farklı ve değişken bir dinî kültürü de deneyimlemektedir. Bu çerçevede dijitalleşme ve din ilişkisi yeni dindarlık formlarının doğuşuna zemin hazırlamaktadır. Söz gelimi insanlar, ibadethanelere gitmek ya da evlerinde ibadetlerini yerine getirmek yerine, dijital platformların sunduğu imkânlar sayesinde televizyon ve radyodan yapılan canlı dinî yayınlarla, duygusal bir dinî katılım örneği sergileyebilmektedir. Böylece geleneksel dindarlık biçimlerinin önemi azalmakta, bunun yerini bireysel veya kitlesel dindarlık ve bağlılık duygusunun oluşturduğu yeni dindarlık biçimleri almaktadır. Elbette bu değişimin ana aktörü, dijital iletişim platformlarının hayatın bütünleşik bir parçası hatta neredeyse “altıncı duyumuz” haline gelmesidir.

Dijital çağda mahremiyetin korunması, dinî inanç ve ifade özgürlüğü için neden bu kadar kritik bir öneme sahiptir? Bireysel ve toplumsal huzur bağlamında düşünecek olursak; özellikle sosyal medya, gözetim teknolojileri ve mahremiyet arasındaki etkileşim hakkında neler söylersiniz?

Dijitalleşmenin gündemimize taşıdığı ve neredeyse sabitlediği kavramların başında gelen mahremiyet, öncelikle başkaları tarafından ne ölçüde tanınıp bilindiğimiz ve fiziksel olarak ne ölçüde ulaşılabilir olduğumuzla ilişkilidir. O, aynı zamanda başkalarının ilgi ve dikkatinin ne ölçüde nesnesi olduğumuzla da yakından bağlantılıdır. Bu aşamada gündeme gelen mahremiyet hakkı, bireylerin, grupların veya kurumların, diğerleriyle iletişime girdiklerinde kendileri hakkındaki bilgiyi ne zaman, nasıl ve ne ölçüde paylaşacaklarını belirleme yetkisini ifade eder. Mahremiyet, dinî inanç ve ifade özgürlüğü açısından kritik öneme sahip olduğu için insanlığın başlangıcından itibaren, özellikle dinî inanç ve uygulamalarla ilişkilendirilmiş, dinî hayatın hemen her alanında önemli işlevlere aracılık eden bir olgu olarak görülmüştür. Dijital çağda da inanç, korunması zor ancak bir o kadar da önemli olguların başında gelir. Sosyal medyanın kontrol dışı ortamında bizim gibi düşünmeyen ve inanmayan insanların hayat tarzlarına, özellikle inanç ve değerlerine hakaret içerikli yayınlar ve paylaşımlar konusunda duyarlı davranmak durumundayız. Zira dışlayıcı, ayrıştırıcı ve çatıştırıcı içeriğiyle nefret suçu kapsamında değerlendirilebilecek bu tür paylaşımlar, temel insan haklarının başında gelen ve anayasamız tarafından güvence altına alınan kişisel özgürlük alanlarına yönelik yüksek riskleri beraberinde getirir. Esenlik, huzur ve mutluluk aracı olarak gönderilen dinimizin çatışmalarla gündeme gelmesi, toplumsal dayanışma ve kardeşlik kültürünün yerini ayrışmaya bırakmasına zemin oluşturmaktadır. Bu yönüyle kişisel verilerin izinsiz kullanımına zemin hazırlayan dijital istismar örneklerinin tespit edilerek, mahremiyet hakkının korunmasına yönelik bilinçlendirici adımların atılması hem bireysel hem de toplumsal bir zorunluluğa dönüşmüş durumdadır. Sorumluluk sahibi kurum ve kuruluşların da bu konudaki yasal düzenlemeleri sıklıkla gözden geçirmesinde ve gerekli düzenlemeleri ivedilikle sonuçlandırmasında sayısız yararlar vardır.

Bugün sosyal medyada bireylerin paylaşımlarına yönelik beğeni ve onay arayışı, birey ve toplum sağlığı açısından sizce nasıl bir risk barındırıyor? Bu sorunlara yönelik çözüm önerileriniz nelerdir? Bireyler ve toplumlar dijital çağın getirdiği bu zorluklarla nasıl başa çıkmalıdır?

Dijital platformların beraberinde getirdiği sorunlara her geçen gün yenileri eklenmeye devam etmektedir. Elbette söz konusu sorunlar kadar bu sorunlara yol açan ya da onlarla sıkça karşılaşan insanları, özellikle de yeni nesli daha yakından tanımak gerekmektedir. Çünkü teknoloji ile doğar doğmaz tanışan, onunla büyüyen ve dijital dili ana dili gibi kullanan bu nesil, günlük işlerinin tamamına yakınını dijital teknolojinin sunduğu imkânlar aracılığıyla yürütmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla onlar, teknoloji ile geç tanıştıkları için yeni teknolojik gelişmelere uyum sağlamaya çalışan kendilerinden önceki nesillerden oldukça farklı inanç, ilgi, ihtiyaç, tutum, davranış ve alışkanlıklara yönelebilmektedir. Esasen dijital yerlilerin gerçek yaşam ve ilişkiler dünyasına ilgileri düşük, dijital yaşam ve ilişkiler dünyasına ilgileri ise oldukça yüksektir. Hâl böyle olunca bu nesilden çocuklara ve gençlere yerleşik değerlerin, tutum ve alışkanlıkların aktarılması her gün daha da zorlaşmaktadır. Bu nedenle dijital dünyada sıkça karşılaşılan dini sorunların, özel olarak ise mahremiyet içerikli sorunların çözümüne giden yolda atılması gereken adımların başında dijital medya okuryazarlığının geliştirilmesi gelmektedir. Çünkü sosyal medya ortamlarındaki özel yaşamın gizliliğinin ihlali başta olmak üzere yaşanan her türden sorunu en aza indirmek ve var olan sorunları çözmek için sorunun kaynağının tespiti önemlidir.

Mahremiyete ilişkin mevcut risklerin ve tehditlerin kaynağında kullanıcıların sosyal medya kullanımı konusunda eksik bilgilenmesi yatmaktadır. Söz konusu sorun çözüldüğünde kullanıcılar; kamusal, sivil ve siyasal alanlarda bilgi, duygu ve düşüncelerini daha bilinçli bir şekilde açıklayabilecektir. Böylece dijital medya platformlarını kullanan bireyler, kullanıcısını pazar yönelimli bir anlayışla ‘salt müşteri ya da tüketici’ olarak konumlandıran bu ortamdaki risklerin farkına daha kolay varabilecek ve bunlardan kaçınma yollarını öğrenmeye gayret edecektir. Çünkü dijital platformların okuryazarı olan bireyin internette risk oluşturabilecek niteliksiz ve sakıncalı içeriklere erişim konusunda bilinçlenmesinin yolu, aracın ve ortamın iletişim sürecindeki dolayımlayıcı niteliğinin farkına varmasından geçmektedir. Esasen, özellikle informel ve anonim özelliği nedeniyle sosyal medya içerikleri kullanıcılar arasında kolaylıkla bir dedikodu zincirine dönüşebilmektedir. Bu anlamda, informellik ve anonimlik olgusu, özellikle sosyal medya içeriklerinde karşılaşılan yaygın etik sorunlar arasında yer almaktadır. Sosyal medyada formatların ve içeriğin çeşitlenmesi ile birlikte, informel ve anonim üretimlerin sayısı artmış, bu durum da kaynağa olan güveni zayıflatmıştır. Bu yeni durumda, sıradan bir izleyici bir sosyal medya kanalı açarak içerik üreticisi olabilmekte, üstelik kendi medyasını kurarak bu yolla bırakın içerik üretmeyi onun patronu bile olabilmektedir. Böylece sosyal medya, bireylere kendi medyasını oluşturma imkânı vermekte ancak bu durum denetimsiz ve güvensiz içerikleri yaygınlaştırarak hemen her alanda olduğu gibi dini bilgi alanında da enformasyon kirliliğine yol açabilmektedir.

Dijital araçların hemen herkes tarafından kullanıldığı bir çağda dijital araçların kitleselleşmesi, insan ilişkilerinde gözle görülür dönüşümlere yol açmaktadır. İnternet tabanlı bir platform olarak dijital medyanın bireysel ve toplumsal etkileri gün geçtikçe daha fazla hissedilmektedir. Yetişkinlerin yanı sıra çocukların sınırsız medya içeriklerine erişebilmesi ve bu içerikleri yoğun şekilde tüketmesi, geleneksel iletişim tarzları üzerinde bozucu işlevlere zemin hazırlamaktadır. Dijital teknolojinin imkânlarını kullanarak internete bağlanan bireyler; fotoğraf ve video yükleyip paylaşabilmekte, televizyon izleyip gazete okuyabilmekte, oyun oynayabilmekte ve 7/24 anlık iletişimler kurabilmektedir. Cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte, bu araçların kullanım süreleri de artmaktadır. İçinde bulunduğumuz yüzyılda bilişim teknolojileri, gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş ve internet, dizi, film, oyun, sosyal medya ve özçekim bağımlılığı gibi bağımlılıklar, özellikle çocukları ve gençleri tehdit eden bir gerçekliğe dönüşmüştür. Aileler, bir taraftan çocuklarının yeni medya araçlarını kullanımını teşvik ederken diğer taraftan bu teknolojilerden kaynaklanan sorunlar karşısında ciddi kaygılar taşımaktadır.

Dijital teknolojilerin aile ilişkileri başta olmak üzere toplumsal ilişkiler üzerindeki etkilerinin ve bu etkilerle başa çıkma yollarının çok yönlü olarak incelenmesi gerekir. Dijital medya kullanımının insanlar arasındaki iletişime etkileri kapsamlı olarak incelenmeli ve bu durumun yol açması muhtemel problemlerin çözümüne yönelik stratejiler geliştirilmelidir. Çünkü çocuklarda iletişim becerilerinin geliştirilmesi, öncelikle sağlıklı ebeveyn iletişimini gerektirmektedir. Başka bir ifadeyle gelecekte sağlıklı ailelerin kurulup sürdürülebilmesi, üyeleri arasında nitelikli iletişimin kurulabildiği bir ailede büyüyen çocuklarla sağlanabilir. Dolayısıyla ailenin güçlendirilmesi için anne babaların yeni donanımlar kazanması elzemdir. Ebeveynlerin yanı sıra çocukların da ailede başlayan ve okul tarafından desteklenen okuryazarlık eğitimleriyle bilinçli medya kullanıcıları haline getirilmesi ve özellikle “dijital dini okuryazarlık” becerilerinin desteklenmesi gerekir. Bu konuda topluma rehberlik eden kişi, kurum ve kuruluşlara; sosyal politika yapıcılara ve uygulayıcılara her zamankinden fazla rol ve sorumluluk düştüğü ise izahtan varestedir.