ZÜBEYR B. AVVAM

BASRA DENİNCE

AKLA GELEN YİĞİT



Enbiya YILDIRIM




“İnsan, hayatını Kur’an ve Resulullah yoluna nasıl vakfetmelidir?” diye bir soru sorulacak olursa tarihî süreçte binlerce insan zikredilebilir. Hiç şüphe yok ki listenin başında sahabe gelir. Onların içinde de Zübeyr b. Avvam (r.a.) çok özel bir yere sahiptir.

İslam’la kucaklaşma ve

ilk çile

Mekke’de doğan Zübeyr, hem Resulullah’ın hem de sevgili eşi Hz. Hatice’nin akrabasıydı. Çocukluğunun büyük kısmını onların çocuklarıyla birlikte geçirdi. Babasını küçük yaşta kaybettiğinden yetim kaldı. Disiplinli bir kadın olan annesi iyi yetişmesi için gayret gösterdi. Ona ayakları üzerinde durmayı öğretti. Zaten tabiatı da böyleydi. Bu çerçevede ok atma, kılıç kullanma ve ata binme hususunda kendisini çok iyi yetiştirdi.

Zübeyr b. Avvam, sorgulayan karakteri nedeniyle puta tapmak başta olmak üzere Cahiliye inanışlarından uzak durdu. Hz. Peygamber İslam’ı tebliğ etmeye başladığında ise onun yaşı henüz on altıydı. Onun durumunu ve karakterini bilen Hz. Ebubekir, Hz. Osman ve başkalarıyla birlikte onu Resulullah’a götürdü. Allah Resulü (s.a.s.) onlara İslam’ı tebliğ etti ve hepsi birden Müslüman oldu. Böylece o da İslam’a ilk girenlerden olma şerefine erdi. Müslüman olduğunu öğrenen amcası Nevfel buna çok sinirlendi. Önce sözlü olarak vazgeçirmeye çalıştı. Başarılı olamayınca koca delikanlıyı birilerinin yardımıyla hasıra sarıp tavana astı ve altında yaktığı ateşle işkence etti. Yeğenini hâlâ tanıyamadığı belliydi. Durumu öğrenen annesi koşup oğlunu amcasının elinden kurtardı.

Hz. Peygamber’e (s.a.s.) büyük bir tutkuyla bağlanan Zübeyr, bir gün evindeyken Allah Resulü’ne yönelik olumsuz gelişmelerin etkisiyle “bu müşrikler ya Hz. Muhammed’i katlettilerse” diye bir endişeye kapıldı. Kılıcını kaptığı gibi dışarı fırladı. Yolda Allah Resulü ile karşılaşınca Peygamberimiz ona neden telaşlı olduğunu ve yalın kılıç geldiğini sordu. O da durumu anlatınca Resulullah ona dua etti. (Müstedrek, 5551) Sonrasında Hz. Peygamber, birbirleriyle dayanışmaları için ilk Müslümanlardan olan Abdullah b. Mesud ve Talha b. Ubeydullah ile onu kardeş yaptı. (İbn Sa’d, Tabakât, III, 75)

Habeşistan hicreti

Müşrikler Mekke’deki zulmü artırınca Hz. Peygamber ilk muhacir grubuyla birlikte onu Habeşistan’a gönderdi. Oradayken Mekkeli müşriklerin imana geldiği haberini alınca sevinerek geri döndü ama haber asılsızdı. Kendi başına şehre girecek olursa başına her şeyin gelme ihtimali olduğundan Zem’a b. Esed’in himayesinde Mekke’ye girdi. Bir müddet sonra zulümlerin daha da artması üzerine ikinci kez Habeşistan’a göç etti. Buradayken onları misafir eden Necaşi’ye karşı bir ayaklanma oldu. Hz. Zübeyr ve diğer muhacirler hep birlikte onun yanında yer alıp isyanın bastırılmasında etkili oldular. Necaşi de bu cengâver, gözü pek gence kıymetli bir mızrak hediye etti. Zübeyr bu mızrağı ileride çokça kullandıktan sonra Hayber Gazvesi’nden dönerken Peygamberimize takdim edecekti. (Belâzûrî, 1052)

Medine’ye göç

Zübeyr, Hz. Peygamber hicret etmeden kısa bir süre önce Mekke’ye döndü ve Hz. Ebubekir’in kızı Esma ile evlendi. Ardından ticaretle meşgul olmaya başladı. Bu yolculuklarından birinde Şam’dan dönerken Medine’ye doğru yol almakta olan Resulullah’la karşılaştı ve ona satın aldığı beyaz elbiselerden hediye etti. (Müstedrek, 4277) Mekke’ye ulaştıktan hemen sonra o da hamile eşiyle birlikte hicret yoluna koyuldu. Medine’ye varır varmaz Efendimiz onu ensardan Seleme b. Selame veya Ka’b b. Malik ile kardeş yaptı. Böylece kardeşi, şehre alışana kadar ona sahip çıkacaktı. Ardından Hz. Peygamber, Medine’nin güneyinde bir tarım arazisini ona tahsis etti. O da hem tarlayla ilgilenmeye hem de çarşıda kasaplık yapmaya başladı. Hicretin ilk yılında da oğlu Abdullah b. Zübeyr dünyaya geldi. Böylece Medine’de muhacirlerden çocuk sahibi olan ilk baba ünvanını da kazandı.

Her daim Allah Resulü’nün etrafında

Hz. Zübeyr, Medine’ye geldikten sonra hep Allah Resulü’nün yanında bulundu. Onunla beraber bütün gazvelere katıldı. Nitekim Bedir’deki üç süvariden biri de oydu. Kafasındaki sarı sarığıyla sağ cenahı idare etti ve büyük kahramanlıklar gösterdi. İki de darbe aldı. Resulullah onun olağanüstü gayretini ve ardından gelen başarıyı, “Melekler Zübeyr’in suretinde (sarı sarıkla) indiler.” buyurarak övdü. (İbn Asakir, Tarihu Medîneti Dimeşk, XVIII, 353)

Uhud Savaşı öncesinde Allah Resulü havaya kaldırdığı bir kılıcı göstererek “Bu kılıcın hakkını kim verecek?” diye sordu. Zübeyr hemen öne atılıp “Ben.” dedi ancak Resulullah kılıcı Ebu Dücane’ye vermeyi uygun gördü. (Zehebi, Tarihu’l-İslâm, I, 107) Bunun ardından Zübeyr, bazı sahabilerle birlikte ön cephede konumlandı. Savaş başlamadan önce Mekkelilerin sancaktarı Talha b. Ebu Talha mübareze için öne çıkınca öldürüldü. Onun intikamını almak için meydana atılan bir diğer müşrik Kilab b. Talha’yı da Hz. Zübeyr öldürdü. Bu savaşta okçuların yerlerini terk etmeleri sebebiyle oluşan kargaşada Allah Resulü’nün etrafında pervane olan ve onu koruyan sahabilerden biri de oydu. Savaşın ardından Resul-i Ekrem, düşmanın yapıp ettiklerini takip etmek amacıyla Hz. Ebubekir komutasında yetmiş kişilik bir birlik gönderdi. Zübeyr de birliğin içindeydi.

Hendek Gazvesi öncesinde Mekkelilerden Nevfel b. Abdullah, mübareze için öne çıkınca Zübeyr karşısına dikildi ve çarpışmada hasmını öldürdü. Savaş sırasında Benî Kurayza Yahudilerinin Müslümanlara ihanet ettiği bilgisi de gelince Hz. Peygamber haberin gerçekliğini teyit etmek istedi. Zübeyr hemen göreve talip oldu. Vazifeyi yerine getirip Resulullah’ı bilgilendirince Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Her peygamberin bir havarisi vardır, benim havarim de Zübeyr’dir.” (Müslim, 48 [2415]) Ardından söz konusu Yahudilerin cezalandırılmasında Zübeyr’i de görevlendirdi.

Hudeybiye Antlaşması’nda Resulullah’ın yanında olanlardan biri yine oydu. Hayber Savaşı’nda da büyük kahramanlıklar gösterdi. Müslümanların Mekke’yi fethetmek için yaptıkları hazırlıkları Mekkelilere haber veren mektubu taşıyan kadını yakalamak üzere görevlendirilen ekipte de o vardı. Şehri fethetmek üzere gönderilen ordunun kumandan ve sancaktarlarından biri de oydu. Muhacirlere ait üç sancaktan birini taşıyordu. Huneyn, Taif ve Tebük seferleriyle Veda Haccı’nda da hep Peygamberimizin yanındaydı. Velhasıl, Allah Resulü nerede ise o da oradaydı. Bu yüzdendir ki pek çok kere Hz. Peygamber’in duasına mazhar olup cennetle müjdelendi (Tirmizi, 3748) ve onun vahiy kâtipliğini yaptı.

Resulullah’tan sonra

Allah Resulü’nün vefatından sonra Zübeyr’in gönlü Hz. Ali’den yanaydı ancak çoğunluğun Hz. Ebubekir’i istemesi nedeniyle ona biat etti. Ardından Medine yakınlarına kadar gelen mürtedlere karşı halifenin emriyle Hz. Ali ve diğer sahabilerle birlikte savaştı. Diğer bölgelerdeki ridde isyanlarını bastırmak için gönderilen birliklere katıldı. Yermük Savaşı’na iştirak etti ve büyük kahramanlıklar gösterip yaralandı. Yaraların izleri daha sonra vücudunda kaldı. On üç yaşındaki oğlu Abdullah da bu savaşta destek biriminde çalıştı.

Hz. Ömer zamanında halifeye en yakın insanlardan biri oldu. İnsanların taleplerini ulaştırıyor, halkı yönetme tarzı hususunda gerektiğinde tavsiyelerde bulunuyordu. Cenk insanı olarak elbette bununla yetinmedi. İran ve Suriye taraflarındaki bazı fetihlere katıldı. Amr b. As, Mısır’ı fethetmek için halifeden ek kuvvet isteyince Hz. Ömer, yiğitlikte bin atlıya bedel olduğunu söylediği Zübeyr komutasında destek kuvvet gönderdi. Amr, yola çıktıktan sonra ona bir mektup yazarak bölgede veba salgını başladığını ve girmemesini tembihlese de ona şu cevabı yazdı: “Vurulmak ve vebaya yakalanmak üzere yola çıktım.” Böylece Hz. Zübeyr, o coğrafyada gerçekleştirilen fetihlerde büyük katkı sağladı. Yedi ay süren kuşatmaya rağmen fethedilemeyen Babilon şehrine gizlice sızıp kale kapısını açtı. Oraların fethi tamamlandıktan sonra kurulmasına karar verilen Fustat (bugünkü Kahire) şehrinin planlamasında da görev aldı.

Hz. Ömer, bir Mecusi tarafından hançerlenip vefat edeceğini anlayınca kendisinden sonra halife seçilmesi için altı kişilik bir heyet oluşturdu. Bilge ve tecrübeli bir kişi olarak takdir ettiği Zübeyr’i de heyete dâhil etti. Komisyonu belirledikten sonra da şöyle dedi: “Onlar, Allah Resulü’nün vefat ederken kendilerinden razı olduğu kimselerdir.” (İbnu’l-Esir, Usdu’l-Ğâbe, II, 307)

Hz. Osman zamanında da yerinde duramayan Zübeyr, başta Taberistan’ın fethi olmak üzere birçok sefere katıldı. Ağırlıklı olarak da ticaret ve ziraatla meşgul oldu. Saygın konumundan yararlanarak fitne çıkarmak isteyen bazı kimseler, onun ağzından Hz. Osman’a karşı ayaklanmaya çağıran mektuplar yazıp sağa sola göndermeye başlayınca her ortamda bunu reddetti. Bununla yetinmeyerek isyancılar tarafından kuşatılan halifeyi korumak üzere oğullarını görevlendirdi.

Namazda gelen şehadet

Zübeyr, Hz. Osman’ın şehadetinin ardından Hz. Ali’ye biat etti ve ondan halifeyi katledenleri yakalayıp cezalandırmasını istedi. Şehirlerin valilerini değiştirmede de acele etmemesini söyledi. Tavsiyelerinin dikkate alınmaması ve isyancıların şehirden ayrılmaması üzerine Talha b. Ubeydullah ile birlikte umre için Mekke’ye gitti. Mekke’de ikisi birlikte Hz. Aişe ile buluşup Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılması ve asilerin şehirden sürülmesi için bir ordu hazırlamaya karar verdiler. Bunu gerçekleştirmek üzere Basra’ya geçtiler. Durumu öğrenen Hz. Ali, ordusuyla birlikte Medine’den yola çıkarak Basra’ya hareket etti. Nihayetinde iki ordu Basra önlerinde karşılaştı. İki taraf arasında anlaşma aşamasına gelinmesine rağmen Hz. Ali’nin ordusunda bulunan ve Hz. Osman’ın katline katılmış olan bir kısım asilerin karşı tarafa ani baskın düzenlemesi üzerine herkes kendini Cemel Savaşı diye anılan harbin içinde buldu. Savaş sırasında Hz. Ali, Zübeyr ile karşılaştı. Aralarında geçen konuşma sonrasında Hz. Zübeyr, Medine’ye dönmek üzere savaş alanını terk etti. Lakin bunu gören Hz. Ali’nin ordusundaki bazı kişiler peşine düştüler. Yolda namaz kıldığı bir sırada altmış dört yaşındaki sahabiyi şehit ettiler. Haberi alan Hz. Ali çok üzüldü, gözyaşı döktü ve katilinin cehennemlik olduğunu söyledi. Türbesi Irak’ın Basra iline bağlı Zübeyr kentindedir. Topkapı Sarayı Müzesi Mukaddes Emanetler Bölümünde de ona nispet edilen bir kılıç bulunmaktadır.

Örnek şahsiyeti

Fethedilen yerlerde dağıtılan araziler yanında ticaret ve ziraatla meşgul olan Hz. Zübeyr, maddi olarak oldukça iyi bir duruma ulaşmıştı. Bu nedenle Hz. Ömer’in vefatından sonra ganimetlerden pay almamıştır. Bunun yanında son derece cömertti. Keza o kadar güvenilir bir insandı ki Hz. Osman, Abdullah b. Mesud ve Abdurrahman b. Avf gibi bazı sahabiler vefat ederken mallarını ve ailelerini ona emanet ettiler.

Efendimizden otuz sekiz hadis rivayet etmiştir. Oğlu Abdullah, bir gün ona, her daim Hz. Peygamber’in yanında olmasına rağmen neden az hadis rivayet ettiğini sorar. O da Allah Resulü nezdinde özel bir konumu olmakla birlikte söylemediği bir sözü ona nispet edenin cehenneme gireceğine dair hadisi bizzat Resulullah’tan işittiğinden dolayı dinlediği hadisleri aynen nakledememekten korktuğu için bundan geri durduğunu belirtir. (Ebu Davud, 3651)