MEDENİYETİMİZE DAMGASINI VURAN SEÇKİN HADİS KLASİĞİ

SAHÎH-İ BUHÂRÎ


Dr. Elif ERDEM

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İlahiyat Fakültesi




Muhammed b. İsmail el-Buhari’nin Horasan diyarından çıkıp hac için geldiği Mekke’den başlayarak uzun soluklu bir ilim yolculuğuna çıktığı hicri üçüncü asırda pek çok hadis eseri vücut bulmuştu. Fakat bunların içerisinde “sahih” diye anılan güvenilir rivayetler olduğu gibi daha az güvenilir ve zayıf rivayetler de vardı. Dönemin meşhur âlimlerinden biri olan hocası İshak b. Rahuye’nin “Keşke Resul’ün sahih sünnetini ihtiva eden özet bir kitap telif etseniz.” sözü Buhari’nin gönlüne bir ateş düşürdü.Sadece sahih hadislerden oluşan bir kitap telif edecekti.

On altı yıl süren hummalı çalışmaların ardından Buhari, diyar diyar dolaşarak elde ettiği bilgi birikimiyle altı yüz bin hadis içerisinden titiz bir seçim yaparak yedi bin küsur hadisten oluşan eserini tamamladı. “el-Câmi‘u’l-müsnedü’s-sahîhu’l-muhtasar min umûri Resûlillâh sallallâhü ‘aleyhi ve sellem ve sünenihî ve eyyâmih” şeklinde koyduğu uzunca isim, eserin telif amacı, yöntemi ve içeriğini yansıtan özlü bir ifadeydi. Buhari bu isimlendirmeyle kitabının Hz. Peygamber’den kendisine kadar gelen kesintisiz haber zincirleriyle (isnad) nakledilen güvenilir hadislerden özel bir seçki niteliğinde olduğunu beyan ediyordu. Aynı zamanda burada yer alan hadislerin Resulullah’ın hâl ve eylemlerine, sünnetine ve yaşadığı dönemin olaylarına dair bilgileri içerdiğini haber veriyordu.

Kitabındaki her bir hadisi abdest alıp namaz kılmak suretiyle ibadet vecdiyle yazdığı kaydedilen Buhari, halis niyetinin ve yalnızca rıza-i ilahiyi gözettiğinin bir nişanesi olarak eserinin en başına, “Ameller niyetlere göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır…” hadisini yerleştirdi. Onun bu samimiyeti ve üstün gayreti meyvesini erkenden verdi; müellifinin bir sanat eseri misali nakış nakış işlediği bu kıymetli eser, kısa sürede başka hiçbir kitaba nasip olmayan bir şöhrete erişti. Önce kitabını tamamladıktan sonra kendilerine arz ettiği Ahmed b. Hanbel ve Yahya b. Main gibi sahanın önde gelen âlimleri tarafından hüsnükabul gördü, ardından tüm İslam âleminin teveccühünü kazandı. İlk zamanlardan itibaren birtakım eleştirilere maruz kalmış olsa da nihayetinde el-Câmiu’s-Sahîh yahut Sahîh-i Buhârî adıyla meşhur olan bu nadide eser, İslam dünyasında “Kur’an-ı Kerim’den sonra en güvenilir kitap” kabul edilerek hiçbir dönemde etkisini yitirmeyen sarsılmaz bir otorite hâline geldi.

Kütüb-i Sitte olarak bilinen en muteber altı hadis kaynağı içinde ilk sırada yer alan Sahîh-i Buhârî, “kitab” adı verilen ana bölümler ile “bab” denilen alt bölümlere ayrılmıştır. Bölüm başlıkları “terceme” ismiyle bilinir ve kimi zaman ayetlere, sahabe ve tabiun sözlerine atıfların yapıldığı bu tercemeler, müellifin kendi görüşlerini yansıtır niteliktedir. Eserde iman ve ibadetten zühde, hukuki kaidelerden yeme içme adabına, siyer ve megaziden fiten ve melahim dediğimiz gelecekte ortaya çıkacağı ifade edilen sosyal kargaşa, iç savaş gibi önemli olaylar ve kıyamet alâmetlerine dair haberlere, tefsirden menakıba kadar çok çeşitli konularda hadisler mevcuttur.

İçerdiği bilgilerin güvenilirliği, tertip güzelliği ve zengin muhtevasıyla hadis disiplininde temel bir kaynak eser olan Sahîh-i Buhârî, kendisinden sonra gelen çalışmaları büyük ölçüde etkiledi. Üzerine onlarca şerh yazıldı, hadislerinden seçmelerle “muhtasar” eserler oluşturuldu, gerek senedlerinde yer alan kişiler (rical) gerekse bab başlıklarına yahut içerisindeki anlaşılmayan kelimelere dair müstakil çalışmalar yapıldı. Yanı sıra hadislerinin farklı kaynaklardaki yerlerini tespit eden eserler (müstahrec) ve hacimli olan bu eserin içeriğinden faydalanmayı kolaylaştıracak fihristler hazırlandı. Her devirde gündemini koruyan bu esere odaklanan farklı türlerdeki yüzlerce eser literatüre müthiş bir zenginlik kattı.

Yüzyıllar boyu ilim halkalarının vazgeçilmezi olan Sahîh-i Buhârî, yalnızca ilmî çevrelerde değil Peygamber sevgisinin ve ona duyulan hürmetin bir yansıması olarak Müslüman toplumunda da büyük bir teveccühle karşılandı. Buhârî okumak şifa ve rahmet vesilesi olarak kabul edilirken özellikle deprem, sel gibi doğal afetlerin, savaş, kıtlık ve salgın hastalık gibi sıkıntılı hadiselerin baş gösterdiği dönemlerde Sahîh-i Buhârî hatimleriyle Allah’a iltica edildi. Osmanlı döneminde daha sistemli bir gelenek hâline gelen Buhârî okumaları camilerde halka yönelik dersler şeklinde, kütüphaneler ve darülhadislerin açılış merasimlerinde, sarayın belirli bölümlerinde ve diğer bazı resmî kurumlarda, savaş zamanı orduda ve karargâhlarda devam etti. Bu iş için “Buhârîhânlık” diye ayrı bir müessese kuruldu ve Buhârî-i Şerîf diye hürmetle zikredilen bu kıymetli eseri özel nitelikler taşıyan ve imtihanla seçilen “Buhârîhân”ların okumasına özen gösterildi. Hattatlar itinayla yazdı Buhârî sayfalarını, müzehhipler harikulade motiflerle tezyin etti. Sanatsal değeri paha biçilmez bu yazmalar, medeniyetimizin eşsiz ürünleri olarak bugüne kadar geldi.

Asırlardır yüzlerce çalışmaya ilham olan bu kıymetli eser, bugün de gerek akademik hadis araştırmalarında gerek hadis metinlerine dair derlemelerin hazırlanmasında gerekse hadis okumalarında vazgeçilmezbir kaynak niteliğindedir. İtibarı hiçbir dönemde azalmayan, nebevi mirasın taşıyıcısı bu gözde eser, medeniyetimize damgasını vuran temel eserlerden biridir.