İSTİAZE

ALLAH’A SIĞINMAK


Dr. Nurhayat HARAL YALÇI

İstanbul Maltepe Vaizi



Yüce Allah dünya hayatını, inananların ahiretlerini inşa ettikleri bir süreç olarak tayin etmiştir. Gökte ve yerde ne varsa hepsini kendinden bir lütuf olarak insanın hizmetine sunarak (Casiye, 45/13) ondan dünyada yaratılış amacına uygun bir yaşam sürmesini istemiştir. İnsanın yaratılış amacı, Allah’ın gönderdiği Kur’an’a ve rehber olarak tayin ettiği Hz. Muhammed’e uyarak ona kulluk etmektir. (Zariyat, 51/56) Dünya hayatının yaratılış amacımız olan kulluğun gerçekleştiği ve ebedî hayatımızın burada yapıp ettiklerimizle inşa edildiği bir süreç olduğunu idrak etmek de kulluğumuzun bir gereğidir. Rabbimiz bu süreçte bizleri başıboş bırakmadığını, rahmeti ile kuşatarak koruyup kolladığını ve başımıza gelen her durumda kendisine sığınıp güvenenlerin yanında olduğunu Kur’an ve sünnet yoluyla bize öğretmiştir.

Kulluk yolunda karşılaşılan zorlu süreçler ve sarp yokuşlar Allah’a dayanmak, O’na sığınmak ve güvenmekle aşılır. İstiaze inananların dünya hayatında başlarına gelen veya gelmesi muhtemel olan her durumdan korunmak için Allah’a sığınmalarını ifade eder. Güvende olma ve beğenilme (sevilme) ihtiyacı insanın doğuştan getirdiği en temel ihtiyaçları arasında ilk sıralarda yer alır. İnsanın bu ihtiyaçları dünyaya geldiği andan sonraki ilk bebeklik döneminde ailesinin gösterdiği ilgi ve koruma ile karşılanır. Sonraki süreçte dünya yolculuklarında ihtiyaç duydukları her anda Yüce Allah kullarının yanındadır ve “Rahman” esma-i hüsnası ile onları koruyup gözetmektedir.

Rabbimiz O’na sığınıp güvenenleri kendi emniyeti altına alacağını Kur’an’da peygamberleri örnekliğiyle bize öğretmiştir. Hangi durumlarda ve nelerden Allah’a sığınmamız gerektiğini yine Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin sünnetinden öğreniriz. Kur’an’da Hz. Nuh (a.s.) bilmediği şeyi istemekten (Hud, 11/47), Hz. Yusuf (a.s.) kendisine davetkâr bir şekilde yaklaşan kadının onu etkilemesinden (Yusuf, 12/23), Hz. Musa (a.s.) ahirete inanmayan kibirlilerden (Mümin, 40/27) ve onların düşmanlıklarından (Duhan, 44/20) Allah’a sığınarak O’ndan yardım istemişlerdir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’e de (s.a.s.) başta şeytanların vesvese ve hilelerinden, kalpleri kin dolu olanların ve hiçbir delile dayanmaksızın Allah’ın ayetleri hakkında tartışanların kötü niyet ve davranışlarından Allah’a sığınması emredilmiştir. (Araf, 7/200; Nahl, 16/98; Mümin, 40/56; Fussilet, 41/36; Felak, 113/1-5; Nas, 114/1-6; TDV İslam Ansiklopedisi, XXIII, 318)

Müslümanlığımızın iki temel ilkesi iman etmek ve salih amel işlemektir. Salih amel, hem bu dünyada hem ahirette insana, yakın ve uzak çevresine ve tüm insanlığa faydası olan iyi ve güzel şeyleri kapsar. Peygamberimiz hadislerinde kötü fiil ve sıfatlardan, insana eziyet veren şeylerden, dünya ve ahirette fayda vermeyen işlerden de Allah’a sığınmıştır. Yine nimet ve sıhhatin yok olup gitmesinden, Allah’ın gazabı ve ahiretteki azabından, acizlik, bunaklık, tembellik, korkaklık ve cimrilikten, ödenmesi çok zor olan ağır borçtan, organlarımız ile işleyeceğimiz günahlardan, kabir azabından, zulmetmekten, zulme uğramaktan, kötü huylardan ve bizi Allah’a kulluk yapmaktan alıkoyan arzu ve isteklerden Rabbimize sığınmıştır.

Kur’an’da bizi yaratılış amacımızdan saptırarak kulluk yolculuğumuzu sekteye uğrattığı için şeytandan ve onun şerrinden Allah’a sığınmamız öğütlenmiştir. İnananlar olarak gerek günlük hayatımızda işlerimize başlarken gerekse namazlarımızda, Allah’ın adını andığımız “Bismillâhirrahmânirrahîm” ifadesinden önce “Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” diyerek en başta şeytanın şerrinden Rabbimize sığınırız. Müminun suresinde şeytanların vesveselerinden, tahriklerinden, oyun ve hilelerinden ve yine onların inananların yanlarında bulunup onları etkilemelerinden Allah’a sığınmaları gerektiği öğretilmiştir. “De ki: Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” (Müminun, 23/97-98) ayetleri Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.s.) ve onun vasıtasıyla kıyamete kadar tüm inananlara öğretilen bir sığınma ve korunma duasıdır. İlgili ayetlerde şeytanın hiç vazgeçmeden Allah’a inanan kulları yolundan saptırmak için çabalaması ve her fırsatı kollayarak tekrar tekrar denemesini ifade etmek üzere olsa gerek, Allah’a sığınmak anlamına gelen istiaze lafzı iki farklı ayette sığınmayı ifade etmek üzere peş peşe kullanılarak Rabbimize sığınmanın gerekliliği güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.

Peygamberimizin sabah ve akşam üçer kez olmak üzere okuduğu “Kim her sabah ve akşam üçer defa ‘ismi sayesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar vermeyeceği Allah’ın adıyla (başlarım). O her şeyi işitir ve bilir’ derse ona hiçbir şey zarar veremez.” (Ebu Davud, Edep, 101; Tirmizi, Deavat, 13) şeklindeki bu dua, bir felaket isabet etsin etmesin, yaratılmış her şeyin zararından kullarının her an kendisine sığınmasını ifade etmesi açısından önemlidir. Rabbimiz azameti yüce ve her şeye gücü yetendir ve kul olmanın özü dua ile O’na sığınmaktan ibarettir. (Furkan, 25/77)

Felak ve Nas sureleri en önemli sığınma dualarından ikisidir. Peygamberimizin sabah ve akşam okunmasını tavsiye ettiği bu iki sureye, ilgili ayetlerde geçen durumlardan korumada ve güvende tutmada zırha benzetilerek “muavvizeteyn” ismi verilmiştir (Tirmizi, 5/567; Ebu Davud, 5/320). Felak ve Nas surelerinde Rabbimize sığınma duygusu en derin anlamı ile bize öğretilmiş ve bizi koruyacağına şüphesiz bir şekilde inanarak O’na sığındığımızda, insanlar başta olmak üzere görünür görünmez her türlü varlığın şerrinden korunacağımız öğretilmiştir.

Yüce Allah’ın esma-i hüsnasından biri de es-Samed’dir (c.c.). Kendisi hem var olmak hem de varlığını devam ettirmek için hiçbir şeye muhtaç olmazken, yaratılmış olan tüm mahlukatın var olmak için ve varlığını sürdürebilmek için sadece Allah’a muhtaç olduğunu ifade eden Samed esması İhlas suresiyle bize öğretilmiştir. Her konuda O’na sığınmaya muhtaç kulları olarak bizleri maddi ve manevi açıdan muhafaza eden, koruyup kollayan, kendi emniyet ve güveni ile kalplerimize huzur bahşeden Yüce Rabbimize sonsuz hamd ederiz.

Allah’a sığınmak ve korunmak için O’nunla dualar ile bağ kurmak, kendi acizliğimizin farkında olarak Rabbimizin kudretini anlamak kulluğumuzun bir parçasıdır. Hep beraber kul olduğumuz idraki ile Rabbimize yönelelim ve Kur’an’ın öğrettiği, Efendimizin sığındığı dualar ile biz de Rabbimize sığınalım.