İLETİŞİMDE

NEBEVİ ÖRNEKLİK


Doç. Dr. Bayram KÖSEOĞLU

DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi



İnsanlığın hidayeti için gönderilen Kur’an-ı Kerim, dil ve üslubuyla eşsiz bir mucize olduğu gibi muhtevasında yer alan konular, emir ve yasaklar, öğüt ve tavsiyeleriyle de insanlığa rehberlik eden, onların yollarını aydınlatan bir kitaptır. Muhatapların ihtiyaçlarını dikkate alan, bazen uyaran bazen müjdeleyen, mesajlarını bazen doğrudan bazen ise örnekler üzerinden dolaylı olarak veren çok yönlü bir hitap çeşitliliğine ve üslup zenginliğine sahiptir.

Yüce Allah, Hz. Musa ve Hz. Harun’u Firavun’a gönderirken “Ona yumuşak söz söyleyin…” (Taha, 20/44) buyruğu ve Hz. Peygamber’e, “Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et…” (Nahl, 16/125) hitabıyla davet, tebliğ ve irşatta dikkat edilecek yöntemleri göstermekte; böylece iletişimde dil ve üslubun önemine işaret etmektedir. Kur’an’ın rehberliğinde, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (Enbiya, 21/107), Kur’an’ı insanlara tebliğ etmiş, hem sözleriyle hem de bizzat yaşantısıyla açıklamış, hayata aktarmış ve örnek olmuştur. Zira o, Kur’an tarafından kendisine tabi olunacak en güzel örnek olarak takdim edilmiştir. (Ahzab, 33/21)

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi artık Allah’a tevekkül et (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Âl-i İmran, 3/159) mealindeki ayet-i kerime, Hz. Peygamber’in muhataplarıyla ilişkilerinde takip ettiği yöntem ve üsluba işaret etmekte, aynı zamanda affedici olmak, istişare etmek gibi etkili bir iletişimde son derece önemli olan ilkeleri de haber vermektedir.

İletişimde muhatabı tanımak, ilgi, ihtiyaç ve hassasiyetlerini bilmek oldukça önemlidir. Herkese aynı şekilde muamele edilemeyeceği de bir hakikattir. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in hayatında son derece önemli ve dikkat çekici örneklere şahit olmaktayız. İnsanlarla iletişimde onların seviyelerini ve konumlarını dikkate almayı ve ona göre davranılmasını tavsiye eden Hz. Peygamber’in (Ebu Davud, Edeb, 23), muhatapların durumuna uygun yöntemlerin kullanılmasının önemini vurguladığını da görmekteyiz. “Sizden kim imam olursa namazı hafif kıldırsın. Çünkü onların içinde ihtiyar, zayıf ve ihtiyaç sahibi olanlar vardır.” (Buhari, Ahkâm, 13; Müslim, Salat, 182) şeklindeki hitabı, ibadette dahi insanları gözetmenin, durumlarını dikkate almanın önemine dikkat çekmektedir. Onun, “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” (Buhari, İlim, 11) şeklindeki beyanı da bu bağlamda hatırlanması gereken önemli ilkelerdendir.

Etkili bir iletişim ve irşat için son derece önemli olan bu genel ilkeler yanında bizzat hayatından somut örnekler de sunmuştur bizlere Hz. Peygamber. Muhataplarına yönelik gerek hitap tarzı, gerek davranış biçimi, gerek yaptığı latifeler, gerekse verdiği görevlerle kim nasıl etkilenecek, verilen mesajı nasıl daha iyi anlayacaksa ona göre davranmıştır. Çocuklarla kurduğu iletişimde, gençlere verdiği değerde, kadınlara yönelik tavsiyelerinde, yaşlılara gösterdiği şefkat ve merhamette, kısacası toplumun her bir bireyine yönelik tutum ve davranışlarında, hitap ve söylemlerinde muhataplarını dikkate almıştır. Onun örnek hayatı bizim için model olacak güzelliklerle doludur.

Uhud Savaşı’nda babası şehit olan Beşir’i ağlarken gördüğünde onu, “Ağlama!” diye teselli ettikten sonra, “Ben senin baban olayım, Aişe senin annen olsun istemez misin?” diyerek başını okşaması (İbn Asakir, Târîhu Dımaşk [Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1995], 10/300), o sahabinin zihninde hayatı boyunca unutamayacağı, hep hayırla yâd edeceği güzel bir iz bırakmıştır. Çok sevdiği kuşu ölen bir çocuğun üzüntüsünü hafifletmek için latife yaparak onu teselli etmesi de (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/201, 288) bu bağlamda hatırlanabilecek bir diğer örnektir. Küçük yaştan itibaren Hz. Peygamber’in yanında yetişen ve yaklaşık 10 yıl onun hizmetinde bulunan Enes b. Malik’in, “Resulullah’a (s.a.s.) on sene hizmet ettim. Vallahi bana bir kez olsun ‘Öf!’ bile demedi. Herhangi bir şeyden dolayı, ‘Niçin böyle yaptın?’ demediği gibi ‘Şöyle yapsaydın ya!’ da demedi.” (Müslim, Fedâil, 51; Buhari, Edeb, 39)

şeklindeki ifadeleri ve Hz. Peygamber’in kendisine, “Enesçik” (Ebu Davud, Edeb, 1) ya da “Yavrucuğum” (Müslim, Adab, 31) şeklinde hitap etmesi, hata yaptığında telafi etme imkânı vermesi (Müslim, Fedâil, 54) gibi güzellikler, Allah Resulü’nün çocuklarla iletişim yöntemlerine dair son derece kıymetli örneklerden sadece birkaçıdır. (Hz. Peygamber’in çocuklarla iletişimine dair örnekler için bkz. Hadislerle İslam, DİB Yayınları, 4/141-150)

Çocuklarla şakalaşması (Tirmizi, Birr, 57; Ebu Davud, Edeb, 92), hasta olan çocuklara geçmiş olsun ziyaretlerinde bulunması (Buhari, Merdâ, 9, 11), “Ben namaza okuyuşumu uzatmak niyetiyle dururum. Fakat geriden bir çocuğun ağlamasını duyunca annesine güçlük çıkarmamak için namazımı kısa keserim.” (Buhari, Ezan, 65) buyurması da onun hem çocuklara hem de annelere verdiği değeri gösteren örneklerdendir.

Hz. Peygamber’in evlatlığı ve azatlısı olan Zeyd b. Harise’nin ona olan sevgi, saygı ve sadakatini de burada hatırlamakta fayda vardır: Uzun süre Allah Resulü’nün yanında bulunan Hz. Zeyd, nihayet ailesinin kendisini bulup geri götürmek için gelmesi üzerine Hz. Peygamber’in kendisine, dilerse ailesiyle gidebileceğini söylemesine rağmen Resulullah’ın yanında kalmayı tercih etmesi son derece dikkat çekicidir. (İbn Sa‘d, et-Tabakât [Kahire: Mektebetü’l-Hâncî, 2001], 3/40) Hiç şüphesiz bu, Hz. Peygamber’in etkili iletişimi, samimi davranışı ve Hz. Zeyd’e ailesinin bir ferdi gibi davranmasının bir sonucu ve insan kazanma sanatının en güzel örneklerinden biridir. Her alanda olduğu gibi özellikle toplumun zayıf, güçsüz ve dezavantajlı kesimlerine yönelik Hz. Peygamber’in yaklaşım tarzı da her zaman için örnek alınması gereken bir model sunmaktadır bizlere.

Hz. Peygamber’in iletişim dilinin yanı sıra, gençlerle kurduğu iletişim de dikkat çekici örneklerle doludur. Gençlere değer vermesi, onlara güvenmesi, son derece kritik görevleri gençlere emanet etmesi bu bağlamda ilk akla gelenlerdendir. Hz. Ali, Talha b. Ubeydullah, Abdullah b. Mesud, Abdullah b. Ömer, Zübeyr b. Avvam, Zeyd b. Sabit gibi her biri erken yaşta Müslüman olan pek çok genç sahabiye önemli görevler vermesi, bu sahabilerin İslam’a hizmet eden öncü şahsiyetler olmasında etkili olmuştur hiç şüphesiz. Habeşistan’a hicret eden sahabilerin başına Hz. Cafer’i görevlendirmesi ve Hz. Cafer’in de Necaşi’nin huzurunda sözcülük yapması (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/201-203); henüz genç bir sahabi olan Hz. Ali’yi Yemen’e kadı olarak görevlendirmek istediğinde Hz. Ali’nin kendisinin genç, yaşının küçük olduğunu ve bu görev için yeterli olmadığını söylemesi üzerine elini Hz. Ali’nin göğsüne koyarak ona dua etmek suretiyle cesaretlendirmesi (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/149), bu bağlamda zikredilebilecek örneklerdendir. Bütün bunlar elbette ki Hz. Peygamber’in gençlerle olan etkili iletişiminin bir sonucudur. Bu nebevi örneklikle hareket edildiğinde; gençlerimize

ilgi göstermek, onları dinlemek, değerli olduklarını hissettirmek, onlara güvenerek yetki ve sorumluluk vermek, onları zararlı akımların ve kötü alışkanlıkların pençesine düşmekten, enerjilerini boşa tüketmekten koruyacağı gibi sağlıklı bir gelecek inşa edebilmek adına da son derece önemli ve gereklidir.

Eşi Hz. Aişe’nin, Resulullah’ın eliyle hiç kimseye vurmadığı (Müslim, Fedâil, 79) şeklindeki beyanı, Allah Resulü’nün özellikle zayıf ve korumasız kimselere yaklaşımına dair son derece önemli bir tespitte bulunmaktadır.

Mekke’nin fethedildiği gün Hz. Ebubekir’in, babası Ebu Kuhafe’yi Allah Resulü’nün huzuruna getirmesi üzerine Hz. Peygamber’in, “Yaşlı babanı buraya kadar yormayıp evinde bıraksaydın onu biz ziyarete giderdik.” diyerek iltifatta bulunması ve nihayetinde Ebu Kuhafe’nin Müslüman olması da Allah Resulü’nün yaşlı insanlara yaklaşımı ve onlara gösterdiği hürmetin güzel örneklerindendir. (İbn Sa’d, et-Tabakât [Beyrut: Dâru Sâdır, 1968], 5/451)

Hz. Peygamber’in insanlarla olan iletişimine dair örnekler bunlarla sınırlı değildir elbette. Sevgili Peygamberimiz, toplumun her kesimine, muhatabın özelliğine, ilgi ve ihtiyaçlarına göre en etkili ve en doğru yaklaşım tarzı nasıl ise o şekilde muamele etmiştir. Bazen bir arkadaş sıcaklığıyla, bazen bir baba şefkatiyle, bazen bir önder vakarıyla yaklaşmış; hoşgörüsüyle, sabrıyla, merhametiyle, yol göstericiliğiyle iletişimin en güzel örneklerini bizlere sunmuştur. “Güzel söz söylemek sadakadır.” (Müslim, Zekât, 56) diyerek sözlü iletişimin; “Kardeşinin yüzüne gülümsemen bir sadakadır…” (Tirmizi, Birr, 36) diyerek beden dilinin; “Müsamaha göster ki sana da müsamaha gösterilsin.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/248) diyerek tutum ve davranışların insanlara yaklaşımdaki etkisine ve önemine vurgu yapmıştır. Giyim kuşamı ve yaşantısıyla halktan biri gibi olması, bir peygamber ile karşılaşmaktan dolayı korkan birisine: Sakin ol! Ben bir kral değilim. (Güneşte) kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” diyerek onu teskin etmesi (İbn Mace, Et’ıme, 30) Hz. Peygamber’in insanlarla arasına mesafe koymadığının, doğru ve etkili bir iletişim için ortak noktalarda buluşmayı önemsediğinin örneklerinden olarak zikredilebilir.

Onun iletişimdeki nebevi örnekliğinin ancak bir kısmına işaret edebildiğimiz bu güzellikler, sadece onun hayatıyla ve onun muhataplarıyla sınırlı değildir elbette. Evrensel nitelikteki bu örnekliği, onun ümmeti olan bizler için de her çağda geçerli olan ilkelerdir. Anne baba olarak çocuklarımıza yaklaşımımızda; evlatlar olarak anne babalarımıza ve büyüklerimize karşı davranışlarımızda; eşimize yönelik muamelelerimizde; işçi işveren, amir memur ilişkilerimizde; çocuklar, yetimler, engelliler ve kimsesizler gibi ilgi ve alakaya daha fazla ihtiyaç duyanlara bakışımızda; akraba, komşu ve arkadaşlarımız gibi yakın çevremizle ve nihayet bir arada yaşadığımız toplumun her bir ferdiyle olan ilişkilerimizde onun örnekliği her daim rehberlik etmelidir bizlere. Ondan öğrendiğimiz bütün bu güzellikleri sadece anlatmak değil hayatımıza aktarmaktır aslolan. Bunu yaptığımızda nefretin yerini muhabbet, şiddetin yerini merhamet, kibrin yerini tevazu alacak; gönüller arasında sarsılmaz köprüler kurulacaktır. Her zaman olduğu gibi bugün de Kur’an’ın ve Allah Resulü’nün rehberliğinde yürümeye muhtacız. Belki de her zamankinden daha fazla…