GÖNÜL ALMAK
Yunus ÖZDAMAR
New Jersey Bergen Camii Din Görevlisi
İnsanın sahip olduğu nimetlerin başında, doğuştan kendisine verilmiş olan temiz fıtrat gelir. Fıtraten temiz doğan insan (Buhari, Cenaiz, 92) bünyesinde benzer anlamı ifade eden kalbi, gönlü barındırır. Günlük hayatımızda birçok deyim içinde kullanılan gönül, insanın manevi varlığının ifadesi, inanç ve hislerinin kaynağı, önüne geçilemeyen iç kuvvet anlamına gelir.
(Doğan, Mehmet, Büyük Türkçe Sözlük, İz Yay. İstanbul, 1996) Gönül ifadesinin kelime karşılıklarından biri de kalptir. Bu manaya işaret eden Kur’an, saf hâliyle sahip olduğu gönlü, fıtratı, insanın dünya hayatında olabildiğince iyi muhafaza etmesi gerektiğini ifade eder. Bizden, gönlü, güzel düşüncelerle beslememiz, başkalarına yönelik olumsuz düşüncelerden uzak tutmamız, onu muhkem ve saf tutmamız istenir. Ana gayemiz, Allah Teâlâ’nın huzuruna selim bir kalple çıkabilmektir. (Şuara, 26/89) Bağdatlı Ruhi bunu şu dizesiyle dile getirir:
“Sanma ey hâce ki senden
zer-u sîm (altın-gümüş) isterler,
‘Yevme la yenfeu’da kalb-i selim isterler.”
Gönül kelimesinin kendisiyle bitişip daha güzel bir manayı oluşturan kıvamı, gönül almak deyimidir. Gönül almak, “gönül kırgınlığını gidermek, hoşnut etmek” anlamlarına gelir. Bizi her yönümüzle en iyi bilen Yüce Rahman, bize gönlümüzü nasıl inşa edeceğimizi tarif eder. Müslüman, gönlünü, mizacını, karakterini bütünüyle Allah Teâlâ’dan gelen öğretilerle beslemelidir. Söz konusu bu öğretiler, insanı birçok konuda güçlü kıldığı gibi ayrıca insan kazanma, gönlü fethetme konularında da çok büyük kazanımlara yönlendirir. Mevlana Hazretleri bu etkiyi, “Ben, bu ilimle düşmanı kendime dost yaparım.” sözüyle ifade ederken aslında “ben bu ilimle nice gönülleri kazanırım, fethederim” demek ister.
Çağımızın sunduğu olumlu, olumsuz şartlar, insanı çok katlı hatta küçük diyebileceğimiz evlerde yaşamaya zorladı. Birçok etkenin yanı sıra bu tarz bir hayat anlayışının neticesinde, öncesine nispeten insanlar arasında mesafe olarak önemli ölçüde yakınlık oluşurken bunun tam aksine gönüller, gitgide birbirinden uzaklaşmaya başladı. Millî Şairimiz Mehmet Akif, Müslümanların birbirlerinden kopuk hâlinin giderilmesinin aciliyetini, “Zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mateme.” şeklinde ifade eder. Bu bağlamda bizler, zaman geçirmeden, önce kendi gönlümüzü tamir etmeli, sonrasında ise yakınımızdan başlayarak etrafımızda bahsi geçen kırılmış, tahrip olmuş gönülleri yapma, o gönüllere girmeyi göze alma gayreti içerisinde olmalıyız.
Gönlün zor imtihanları
Allah Teâlâ, gönlün davranışa yansıyan zor imtihan aşamalarından bahsederek insanın bu tür sınavlara karşı hazırlıklı olması gerektiğini hatırlatır. Çünkü gönlün temizliği, güzelliği ancak davranışa yansıyınca ortaya çıkar. İşte o zaman belli olur, sahip olduğumuz gönül sağlam mıdır? Dirençli midir?
Kur’an, “Rahman’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, ‘selam’ der(geçer)ler.” (Furkan, 25/63) ayetinde, selam ifadesini kullanır.
Erzurumlu İbrahim Hakkı,
“Hiç kimseye hor bakma,
İncitme, gönül yıkma,
Sen nefsine yan çıkma,
Mevla görelim neyler,
Neylerse güzel eyler…”
şiirinde insanın nefsine yan çıkmasından bahseder. Nefse yan çıkmak, Allah Teâlâ’nın insanı sınaması durumunda Rabbimizin isteğine göre değil nefsin isteğine göre bu imtihana karşılık vermektir.
Kur’an’ın birçok ayetinde insanın kalbinin incineceği, gönlünün kırılacağı hususlarından bahsedilir. Öyle ki değil sıradan bir iş, yaptığımız herhangi hayır için dahi olsa gönül incitmekten kaçınmaya vurgu yapılır. “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın.…” (Bakara, 2/264) ayeti bunun açık örneklerindendir.
İnsanı her yönüyle tanıyan Rahman, insanın neden incindiğini, alındığını da en iyi bilendir. Bunun için sıradan bir hareket olan yürüme hususunda da nasıl bir usul olması gerektiği bizzat Kur’an tarafından tarif edilir: “Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme!” (Lokman, 31/18)
İnsanın en hassas ve alıngan olduğu, gönlünün incindiği yerlerden biri de kendisinin olmadığı bir mekânda kendisi hakkında olumsuz ifadeler kullanılmasıdır. “İnsanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline!” (Hümeze, 104/1); “Mümin erkekleri ve mümin kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (Ahzab, 33/58) ayetleri bu hususta dikkatli olmamız gerektiğini bize hatırlatır.
Gönül almaya nereden başlamalı?
Gönül almak, kanayan bir yaraya merhem olmak zordur. Millî Şairimiz Mehmet Akif’in
“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim.
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.”
dizelerinde de vurgu yaptığı gibi yılmadan gönül yapmaya devam etmeliyiz. “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisa, 4/36) ayetinin işaret ettiği üzere, gönül kazanma noktasında kullar arasında kendimizden sonraki ilk durağımız, anne ve babamızdır. Rabbimiz böyle bir sıralama takdir ediyor. “…Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara, ‘öf!’ bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.” (İsra, 17/23)
Ayet-i kerimelerde zikredilen bu hususlar, aynı zamanda gönül almanın ve gönlü incitmemenin şifrelerini oluşturuyor. Eşimizin, çocuklarımızın, komşularımızın, herhangi bir akrabamızın gönlünü fethedecek ifadeler de tatlı ve gönül alıcı sözlerden oluşur.
Gönül almaya devam ederken ümidimizi hiç kesmemeliyiz.
Nasıl bir yol takip etmeli?
Her işte belli bir usul belirlemek gerektiği gibi gönül almak gibi ulvi bir vazifede de iyi bir yol haritamız olmalı. Başkalarından başlamak yerine Yüce Allah’ın, “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin…” (Maide, 5/105) emri gereğince önce kendi gönlümüzü olabildiğince berraklaştırmalı; “Arınan, kurtuluşa erer.” (A’la, 87/14) ayetinde verilen müjde doğrultusunda ilk işimiz, kendimizi arındırmak olmalı.
Gönül almada dua safhası da çok önemlidir. Hem kendimiz hem de mümin kardeşimiz için yapacağımız içten bir dua ile bu kulvarda devam etmeye çalışırız. Yüce Allah bizlere, “Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma!” (Haşr, 59/10) duasını salık verir. Çünkü kalbimizde, mümin kardeşimiz hakkında bir kötü düşünce belirir, söz konusu olumsuz düşünce hüsnüzan veya güzel bir niyetle eritilmezse bu, yuvarlanan bir kartopu misali büyür ve artık tamir edilemez bir yıkıma hatta büyük bir zulme sebep olabilir.
Gönlü tahrip eden durumun bir an önce giderilmesi ile ilgili benzer husus Allah Resulü’nün günaha vurgu yaptığı bir hadisinde şu şekilde ifade edilir: “Kul, bir hata işlerse kalbine siyah bir nokta konulur. Şayet o,(günahtan) vazgeçer, bağışlanma diler, tevbe ed(ip Allah’a dön)erse kalbi arınır…” (İbn Mace, Zühd, 29)
Sezai Karakoç, yıkılan bir gönlün, artık eskisi gibi olamayacağını;
“Bozulan saat onarıldı; ama, artık eski saat değil,
Susan çakmak doğruldu; ama, eski çakmak değil.”
şeklinde ifade ederken gönül kazanmanın zorluğuna vurgu yapar. Mevlana Hazretleri ise:
“Hiçbir ayna, tekrar demir olmaz; hiçbir ekmek, buğday harmanı olmaz.
Hiçbir üzüm, tekrar koruk olmaz; hiçbir olgun meyve,ham olmaz.” ifadesinde, aynı hassas duruma atıfta bulunmuştur.
Gönül almada muhatabımız sadece belli bir kesim veya sevdiklerimizden ibaret olmamalı. İmkân varsa herhangi bir nedenle mesafeli olduğumuz insanların gönlünü kazanma gayesinde de olabilmeliyiz. Sadi Şirazi, “Eğer düşmanın sana zarar vermesinden korkuyorsan iyilikle onun gönlünü bağlamalısın.” sözüyle gönül kazanmanın kişiye hem dünyadaki hem de ahirete yönelik faydasını dile getirir.
Birlikte olması, bir arada yaşaması düşünülmeyen kişilerin Allah Teâlâ’nın lütfu gereği bir araya geldiği, sonucunda birbirine düşman iki gurubun gönüllerinin nasıl da kaynaştığının misallerini Kur’an ayetlerinde görmek mümkün. “Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Âl-i İmran, 3/103) ayeti bunun en açık örneklerindendir. Bize düşen, Rabbimizin rızası ile O’nun kullarının gönüllerini alma gayretinde içinde olmaktır.
Makamımız ne, mekânımız neresi olursa olsun, samimiyet ölçüsünde gönül alma ile ilgili bir gayret içerisinde olmamız gerekir. Gücümüz ölçüsünde hedeflediğimiz gönül kazanma kulvarında sonuca ulaşamamış olabiliriz. Ancak Hz. İbrahim’i yakan ateşi söndürmeye çalışan karıncanın anlayışını benimsemeli, gönül yapma noktasında tarafımızı tayin edecek davranışlar sergilemeliyiz. Bunu gerçekleştirme noktasında en önemli kazanım, gönül yapmayı göze alabilmek, bu heyecanı içimizde sürekli canlı tutmak olacaktır. Hissedeceğimiz bu heyecanla nice gönülleri kazanabilme, nice kalplere girebilme imkânına sahip olabiliriz.