PEYGAMBERİMİZİN ÖRNEKLİĞİNİ KAVRAMAK
Dr. Kenan ORAL
Madrid Sosyal İşler Müşavir V.
Uzun zamandır bir takvim yaprağı okumadı birçoğumuz. Âdeta bir nostaljiye dönüştü köşeli yapraklardaki hadisler. Artık ya sosyal medyada gönderileri kaydırırken gözümüze çarpıyor ya da televizyondaki bir programı izlerken... Pek çok kişi de bir siyer, fıkıh, hadis veya İslami içerikli bir kitap okurken karşılaşıyor Peygamber Efendimizin hadisleriyle.
Hadis demişken kısaca açıklayalım. O, Peygamber Efendimizin sözlerini ifade için kullanılır. Çoğu yerde de hadis ve sünnet birbiri yerine kullanılır. Her ikisi de sözün ve eylemin sahibini hatırlatır bize. Çünkü sözün kendisinden daha önemlisi, o sözün dudaklarından döküldüğü kişidir. O kişi, Kur’an’ın en güzel örnek (üsve-i hasene) olarak nitelediğidir. Yüce Allah, “İçinizden Allah’ın lütfuna ve ahiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki Resulullah’ta güzel bir örneklik vardır.” (Ahzab, 33/21) sözleriyle Müslümanlara tek rehberi işaret etmiştir.
Hz. Muhammed (s.a.s.) ahlakıyla, ibadetiyle, insan ilişkileriyle, kısacası tüm yaşamıyla Cahiliye Çağı’nı aydınlatan üstün bir beşerdir. Beşerin en sevgilisi, aradan asırlar geçse de Müslümanların gönül bağlarını daha da sıklaştırdığı yüce elçidir. İnsan, gönül köprüsü kurduğu kişiye benzer. Sevgi medeniyetini kurana, sevgi beslemekten daha doğal ne olabilir ki! Onu sevmek, Müslüman olmanın gereğidir. Sevmenin yanı sıra örnek almamız da gerekir. Tam bu noktada bazı sorular gelir zihinlere. Bizden 14 asır önce, bizden farklı bir coğrafyada yaşamış olan Peygamberimizi örnek alırken dikkat etmemiz gereken hususlar var mıdır? Örnek almak; ittiba etmek, tabi olmak, Efendimizin yoluna, ahlakına, faziletlerine, düsturlarına kısaca sünnetine tabi olmaktır.
Nebevi sünnete uymak önce onu anlamakla başlar. Bunun için İslam’ın asırlara damga vuran evrensel ilkelerini ve prensiplerini kavramakla yola koyulmak gerekir. İslam’ın ilk ilkesi Allah’tan başka ilah kabul etmeyen tevhiddir. Allah’ın en güzel isimlerini öğrenmekle Yüce Yaradan’ı tanımaya adım atarız. Fıtrata en uygun din İslam’ın asli amaçlarının; dini, canı, aklı, nesli ve malı korumak olduğuyla devam ederiz anlam yolculuğuna.
Sonraki adım, vahyin ışığında yetişen Hz. Peygamber’i tanımak ve görevlerini ve konumunu bilmektir. Unutulmamalıdır ki vahiy-sünnet ilişkisi bir bütündür. Peygamberimizin ilk vazifesi vahyi insanlığa tebliğ etmek ve açıklamaktır. Peygamberimizi tanımak onun Hira mağarasındaki “ikra/oku” emrinin geldiği zamandan Mekke’deki davet dönemine, yaşadığı sıkıntılara, çözüm arayışlarına, stratejisine ve hak yolundaki mücadelesine; Medine sözleşmesiyle kurmaya çalıştığı ortak yaşam ve barış ikliminden, İslam’ın önündeki engelleri kaldırma yolundaki gayretlerine; aile hayatından, devlet yönetimindeki adalet ve ahlak ilkelerine kadar, 23 senelik risaletini öğrenmeyi gerektirir. Bunları öğrenmekle Efendimizi ve onun sünnetini anlamak için artık ön bilgileri edinmiş ve zihnen hazırlanmış oluruz.
Sünnet, takip edilmesi alışkanlık hâline gelmiş toprak bir yol gibidir. Onun üzerinde o kadar gidilmiştir ki artık yolcular için hep takip edilen bir rota, en iyi yol ve hedefe selametle vardıran bir güzergâha dönüşmüştür. Kavramsal manasıyla Hz. Muhammed’in (s.a.s.) söz, davranış ve tutumlarından oluşan ve bizim de takip etmemizi istediği örneklik olarak açıklayabiliriz sünneti. Sünnet, onun hikmet dolu yoludur, bizi davet ettiği yoldur. Üzerinde sapmadan, durmadan sabit kadem yürüyeceğimiz istikrarlı ve dosdoğru bir yol.
Sünnetin en temel kaynaklarındandır hadisler. Bu nedenle sünneti tespit etme, anlama ve kavrama, hadisleri doğru değerlendirmekten geçer. Efendimizin söz ve eylemlerindeki gaye ve hikmetlerin peşine düşüp fıkhetmek ile mümkün olur. Hz. Peygamber’in neyi, niçin ve nasıl yaptığını arayarak bu yolda ilerleriz. Bu uğurda öncelikle İslam ilim geleneğindeki hadis usulü, hadis tarihi, fıkıh usulü ve fıkıh ilmine eğilmek gerekir. Geçmiş ve şimdiki âlimlerimizin yaptığı gibi ayet ve hadislerden hareketle sünnet-i Nebi’yi tespit etmek ciddi bir birikim ve mesai gerektirir. Burada sünneti kavramanın bazı ilkelerinden bahsederek bu yolda ilerlemek isteyenlere bir kapı aralamaya çalışalım.
Sünneti tespitte, öncelikle ana malzememiz olan hadisin güvenilirlik seviyesine odaklanırız. Okuduğumuz hadisin, sahih mi, zayıf mı, yoksa uydurma bir söz mü olduğunu güvenilir kaynaklardan araştırır veya işin ehli olan kişilere sorarız. Eğer hadis güvenilir ise onda nasıl bir örneklik olduğunu araştırmaya devam ederiz. Konuyla ilgili ayet ve hadisleri bir araya getirerek bütüncül bir metodla inceleriz. Unutmayalım ki hadisler, sünneti tespit etme noktasında bir yapbozun parçaları gibidir. Yapbozu, tek bir parçasından hareket ederek anlamak ne kadar zor ise sünneti de tek bir hadis rivayetinden hareketle kavramak o nispette zordur.
Hadislerin hangi amaçla nasıl bir ortamda ve hangi olay üzerine söylendiğini bilmek de sünneti doğru tespit etmek ve anlamak için önemlidir. Örneğin, Buhari’nin el-Câmiu’s-Sahîh adlı eserinde, “Sizden biri cumaya gelmek istediği zaman gusletsin.” (Buhari, Cuma, 2) hadisini okuduğumuzu varsayalım. İlk aklımıza her cuma günü namaza giderken gusül abdesti almamız gerektiği gelir. Daha sonra Ebu Davud’un Sünen isimli eserinde İbn Abbas’ın açıklamalarını okuruz. İnsanların fakirlikten dolayı yünlü kıyafetlerle mescide geldikleri, mescidin de darlık ve basıklık gibi fiziki şartları nedeniyle sıcak günlerde ağır bir kokuya neden olduğunu ve bu nedenle de Hz. Peygamber’in yıkanma ile ilgili hadisini söylediğini öğreniriz. (Ebu Davud, Taharet, 128 [353]) Konuyla ilgili diğer verileri de birlikte değerlendirerek cuma günü gusletmenin bir farz veya vacip değil sünnet olduğunu anlarız.
Hz. Peygamber’in üslubundaki zarafetini, az sözle çok şey ifade etme kabiliyetini ve Arapçanın teşbih, mecaz gibi edebî sanatlarını, deyimleri kullanma tarzını öğrenmeden sünneti kavramak mümkün değildir.
Bilindiği üzere ilk İslam toplumunda Hz. Muhammed’in (s.a.s.) asıl vasfı peygamberliktir. Bununla birlikte onun devlet başkanı, kadı/hâkim ve arabulucu gibi pek çok yönleri ve vasıfları da vardır. Dolayısıyla söz konusu özellikler açısından hadisleri incelemek, sünneti doğru anlamak için gereklidir. Özellikle fakih sahabiler, Peygamberimizin bu sıfatlarını bildiğinden daha doğru bir örneklik çıkarabilmekteydiler. Örnek kabilinden, Hz. Aişe’nin parasını ödeyerek serbest bıraktırdığı Berire isimli sahabinin tavrına göz atalım. Berire, bir köle olan Muğise b. Cahş’ın hanımıydı. O, özgürlüğüne kavuştuktan sonra eşinden ayrılmak istedi. Fakat Muğise, Berire’yi çok seviyor ve ayrılmak istemiyordu. Peygamberimize gidip Berire ile konuşup boşanma kararından vazgeçirmesini rica etti. Bunun üzerine Allah Resulü, Berire’ye, “Berire, o senin çocuklarının babası, ona geri dönsen ya!” diye tavsiyede bulundu. Fakat Berire, “Ya Resulallah, bu bir emir mi?” diye sordu. Bu cevabın üzerine Allah Resulü, sadece arabuluculuk yaptığını ifade etti. Berire de sorusu ile Peygamberimizin sözlerinin tebliğ kapsamında olmayıp sadece nasihat kabilinden olduğunu gördü. Bu nedenle de eşinin barışma teklifini kabul etmeyip ondan ayrıldı. (Buhari, Talak, 16 [5282-5283]; İbn Mace, Talak, 29 [2074]; Abdürrezzak, 7/250, [13010])
Hadislerde gerçekten örnek alınması gereken hususu kavramak için rivayetteki amaç ile araç dikkatli bir şekilde ayırt edilmelidir. Zira araçlar genellikle bölgeye, örfe, tarihî ve sosyal şartlara göre değişirken amaçlar baki kalır. Bu konuda misvak kullanmayla ilgili hadislere göz attığımızda birçok bilgiye ulaşmak mümkündür. Hz. Peygamber, ümmetine sıkıntı vermeyecek olsa misvak kullanmayı her namaz vaktinde kullanmayı emredeceğini söylemiştir. (Ebu Davud, Taharet, 25 [47]) Bir başka hadiste misvak kullanmanın peygamberlerin sünnetlerinden olduğunu ifade etmiştir. (Tirmizi, Nikah, 1 [1080]) Yine misvağın ağzı temizlediği ve ağız temizliğinin de Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olduğunu hatırlatmıştır. (Nesai, Taharet, 5 [5]) İlk bakışta rivayetlerde misvak kullanmanın vurgulandığı göze çarpar. Daha dikkatli okunduğunda ise misvağın, ağız ve diş temizliği yapmanın aracı olduğu görülür. Dolayısıyla hadisler birlikte değerlendirildiğinde misvak kulanmanın yanında Hz. Peygamber’in bize sünnet olarak bıraktığı esas şeyin, herhangi helal bir araç ile ağız ve diş temizliği olduğu anlaşılır.
Sünneti kavramada çok dikkat edilen noktalardan biri de hadislerin, kendi özel illet ve hikmetlerini araştırmaktır. Fakihler, özellikle muamelat konusundaki hadis rivayetlerini incelerken hadisteki emir veya yasaklamanın hangi gerekçeye dayandığını tespit etmeye özel önem vermişlerdir. Bu çerçevede verilen hükümlerin dayandığı ihtiyaç, zaruret ve meşakkat gibi illet ve hikmetleri kavramaya gayret göstermişlerdir.
Son olarak vurgulamalıyız ki üsve-i hasene olarak Kur’an-ı Kerim’de bize örnek kılınan Hz. Peygamber, sünnetleriyle kendi çağında olduğu gibi bugün ve kıyamete kadar bize yol göstermektedir. Onun sünnetlerini anlamak, kavramak ve hayatına uygulamak her Müslümanın görev ve sorumluluğudur. Bunun için de sahih bir İslam perspektifinin yanı sıra hadis ve fıkıh gibi ilimleri öğrenmenin zarureti ortadadır.