İSLAM AHLAKI ÇERÇEVESİNDE

FİNANSAL OKURYAZARLIK


Doç. Dr. Harun ŞENCAL| İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi



Okuryazarlık, mutlak anlamda ele alındığında belli sembollerin okunup yazılmasını ifade eden, herkes için faydalı olan teknik bir beceri gibi görünmektedir. Ancak kurumsallaşıp gündelik yaşamın bir parçası hâline geldiğinde sosyolojik, kültürel ve ideolojik yapılar tarafından şekillenmeye başlar. Finansal konularda farkındalık, bilgi, beceri, tutum ve davranış boyutlarını kapsayan “finansal okuryazarlık” da içinde şekillendiği sosyal, kültürel ve ideolojik yapılar nedeniyle değerlerden bağımsız bir biçimde öğretilemez. Finansal okuryazarlık eğitiminin gündeme gelmeye başladığı 1980’li yıllardan bu yana neoliberal ideoloji kendi ilkeleri ve hedefleri üzerine inşa edilmiş finansal okuryazarlık anlayışını dünya geneline -evrensel değerlermiş gibi- yaygınlaştırmaya devam etmektedir. Bu sebeple finansal okuryazarlık eğitiminde şu gibi hususlar öğretilmektedir: Finansal başarı bireysel bir husustur, her birey emeklilik için hazırlık yapmalıdır, kendi kendine yeten bireyler karar alma süreçlerinde rasyonel davranırlar ve finansal katılım iyi bir şeydir. Finansal okuryazarlığın temel varsayımı, insanların kendi çıkarlarını düşünen ve faydalarını maksimize eden rasyonel varlıklar olduğudur. Tek boyutlu bu düşünceye göre insanın sabit bir özü vardır ve karar verme sürecinde her zaman kendi çıkarını maksimize eder. Rasyonel karar verme süreci bu bağlamda faydanın çoğunu azına tercih etmeyi ifade eder.

Sosyolojik, kültürel ve ideolojik yapılar tarafından şekillenen finansal okuryazarlık müfredatı, Batı medeniyetinin ve özellikle son zamanlarda küresel ölçekte etkili olan neoliberal düşüncenin yaygınlaşması için bir araç hâline gelmiştir. Bu sebeple Türkiye’nin sosyolojik ve kültürel yapılarına, geleneksel kurumlarına ve daha da önemlisi İslam ahlakıyla şekillendirilmiş bir temele dayalı finansal okuryazarlık anlayışı geliştirmemiz, entelektüel bağımsızlığımızı kazanmamız için de önemlidir.

İslam düşünce geleneği içinde ilk dönemlerden itibaren kendine yer bulan ve kazanç elde etmenin esaslarıyla ilgili olarak geliştirilen “Kesb” (kazanç) literatürü bize bu ahlaki zemini sağlama hususunda önemli bir temel sunmaktadır. İmam Muhammed eş-Şeybani’ye dayanan bu literatürde temel soruyu şu şekilde özetleyebiliriz: Müslüman nasıl, ne kadar ve niçin mal elde etme çabasına girer? Bu sorulara kısaca cevap vermek gerekirse mal, İslam dininin izin verdiği (helal kıldığı) yollardan kazanılmalıdır. Miktar olarak en azından dinî vecibelerin yerine getirilmesine ve sorumlu olduğumuz kişilerin geçimlerinin sağlanmasına yetecek kadar olmalıdır. Amaç ise bir kul olarak dinin gayelerini gerçekleştirmektir. Zaruret miktarı kazanç elde ettikten sonra kazanmaya devam etmek mübah kategorisine girmektedir. Bu hususta, zaruri miktar karşılandıktan sonra kişinin kazanç peşinde koşmayı bırakıp nafile ibadetlere yönelmesi mi yoksa kazanç elde etmeye devam etmesi mi efdaldir, şeklinde bir soru âlimleri meşgul etmiştir. Hangi âlimin ne cevap verdiğinden bağımsız olarak bizi asıl ilgilendiren husus, “efdal olma” kriterini yerine getiren durumun dinin gayeleriyle uyumu bağlamında meşrulaştırılmasıdır. Çünkü kazanç elde etmeye devam etmeyi efdal görenler, para kazanmanın maksimizasyonunu yahut kişisel çıkarı değil kişinin kazanç elde ederken topluma yapacağı katkının Allah katında bireysel ibadet etmekten daha efdal olmasını delil göstermişlerdir. Başka bir ifadeyle kişinin -örneğin ayakkabı üretmek ya da tamir etmek suretiyle- topluma katkı sağlaması, dinin amaçlarıyla daha uyumlu görüldüğünden nafile ibadetin önüne geçmiştir.

Görüldüğü gibi Türkiye’nin sosyolojik ve kültürel dinamiklerinin de temelinde yer alan İslam dininin kazanç elde etmeye yaklaşımı, neoliberal ideolojinin tanımladığı rasyonel bireyden çok farklıdır. İslami açıdan rasyonel birey kendi çıkarını maksimize eden ve fayda peşinde koşan bir birey olmak yerine dinin gayelerini gerçekleştirmeyi hedefleyen ve sorumluluklarının farkında olan bir bireydir. Bu anlayış, geçmişte tecrübe yoluyla ve eğitim kurumlarının bütüncül müfredatları aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılırken günümüzde bu aktarım kesintiye uğramıştır. İçerik olarak ahlaktan arındırılmış, teknik beceri ve bilginin aktarılması hâline dönüştürülmüş bir finans eğitimi sürecinden geçirilen bireylerin, “kapitalist dünyanın” dinamiklerine uygun hâle getirildiğini görmekteyiz.

Bu yazı dizisinde amaçlanan, mevcut finansal okuryazarlık müfredatının yapı taşlarını -farkındalık, bilgi, beceri, tutum ve davranışların neyi ifade ettiğini- ortaya koymak; ardından İslam düşünce geleneğini oluşturan Müslüman âlimlerin eserlerinden hareketle günümüz dünyasında bir Müslümanın finansal araçlar ve kurumlarla ilişkisini İslam ahlakı ilkeleri çerçevesinde değerlendirmektir. Bunu yaparken amacımız, günümüz gerçekliğini göz ardı etmeden fakat ona bütünüyle teslim de olmadan ilkeli bir duruş sergilemektir.

Örneğin, ana akım finansal okuryazarlık yaklaşımı için farkındalık, finansal kararların risk ve belirsizlikler taşıdığını kavramak; bilgi, faiz oranları, yatırım araçları ve kredi mekanizmaları gibi temel finansal kavramları anlamak; beceri, bütçe planlaması yapmak ya da kredi notunu yükseltmek; tutum, tasarruf yapma ve emeklilik için yatırım yapma konusunda olumlu bir eğilim geliştirmek; davranış ise maaşın bir kısmını otomatik yatırım hesaplarına yönlendirmek veya düzenli tasarruf yapmak gibi eylemlerle tanımlanabilir.

Bu yazı dizisi ise aynı beşli yapıyı İslam ahlakı temelinde yeniden yorumlamaktadır. Farkındalık, bu dünyada bir kul olarak sorumluluklarımız olduğunu ve alacağımız finansal kararların yalnızca bireysel olmayıp toplumsal sonuçlar da doğurabileceğini idrak etmeyi; bilgi, faizsiz finans sistemlerinin, zekât ve infak gibi ilkelerin dayandığı ahlaki temelleri anlamayı; beceri, kazancını helal yoldan elde etmek, israftan kaçınmak ve maddi imkânlarını adaletle kullanmak için gerekli ekonomik yetkinliği geliştirmeyi; tutum, paraya ve mülkiyete karşı emanet bilinciyle yaklaşarak birikimi paylaşma, sadaka verme ve ölçülülük esasına göre hareket etmeyi ve Müslüman olarak üretici veya yatırımcı olmanın ötesinde sorumluluklarımızın bulunduğunu bilmeyi; davranış ise borçlanmadan kaçınmak, ihtiyacı olanlara borç vermek, infakta bulunmak ve toplumsal faydayı gözeten finansal alışkanlıklar geliştirmeyi ifade eder.