SAFFAT SURESİ


Doç. Dr. Faruk GÖRGÜLÜ

Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


Saffat suresi, mushaf tertibinde otuz yedinci, iniş sırasına göre ise elli altıncı sure olup 182 ayetten oluşmaktadır. Enam suresinden sonra Mekke Dönemi’nin sonlarına doğru nazil olmuştur. Sure, adını ilk ayette geçen ve “saf saf dizilenler” anlamına gelen “es-Saffat” kelimesinden alır. Bu ifade, genellikle ibadet ve itaat hâlinde saf tutan melekleri sembolik biçimde tasvir eden bir anlatım olarak yorumlanmıştır. (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Tunus: Dâru’t-Tûnisiyye, 1984, 23/81, 82-86)

Surede temel olarak Kur’an’da sıkça vurgulanan tevhid ve ahiret inancı ele alınır. Bu çerçevede kıyamet ve ahiret ahvaline dair çeşitli sahneler tasvir edilir. İnkârcıların o gün içine düştükleri pişmanlık ve birbirlerini suçlamaları; buna karşılık Allah’a samimiyetle bağlı kulların cennetteki huzurlu ve mutlu hayatları anlatılır. Ayrıca Hz. Nuh’tan başlayarak Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. İlyas, Hz. Lut ve Hz. Yunus peygamberlerin kıssalarına yer verilerek tarih boyunca süregelen hak-batıl mücadelesinin farklı safhaları hatırlatılır. (Kur’an Yolu Tefsir, Ankara: DİB Yayınları, 2020, 4/517) Bu bağlamda Hz. Peygamber, maruz kaldığı baskı ve zorluklar karşısında hem teselli edilir hem de geleceğe dair ümidi pekiştirilir. (Bekir Topaloğlu, “Sâffât Sûresi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 35/465)

Sure, sıra sıra dizilen meleklere (saffat), kötülük ve yanlışlara engel olmaya çalışanlara ve Allah’ı anmak için ilahi kelamı okuyanlara yemin edilerek başlar. Ardından bütün kâinatın yaratıcısı ve yöneticisinin tek ilah olduğu vurgulanır. Devamında Allah’ın göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin yanı sıra doğuların da Rabbi olduğu belirtilir. Daha sonra gökyüzünün yıldızlarla süslenişine dikkat çekilerek onun her türlü isyankâr şeytani güce karşı korunmuş bir yapıya sahip bulunduğu ve hiçbir şekilde oraya nüfuz edilemeyeceği bildirilir. Böylece Allah’ın mutlak kudretine ve birliğine işaret edilir. (Saffat, 37/1-10)

Takip eden ayetlerde önce insanın yaratılışına ve öldükten sonra dirilişi inkâr eden müşriklerin çelişkili tavırlarına dikkat çekilir. Ardından ahiret hayatına dair sahneler ön plana çıkarılır. Bu çerçevede, müşriklerin Cenab-ı Hakk’ın kudretini gösteren apaçık delillerden ibret almadıkları, ilahi vahyi alaya aldıkları ve Kur’an’ın üstünlüğü karşısında acizliklerini gizlemek için onu bir sihir ürünü gibi göstermeye çalıştıkları dile getirilir. Yine onların, ölüp toprak olduktan sonra yeniden dirilmeyi imkânsız görmeleri eleştirilir. Ardından bu inanç ve tutumları içinde ölürlerse cehenneme nasıl sürüklenecekleri; dünyada hakikati alaya almalarının ve hesap gününü inkâr etmelerinin ise ahirette derin bir pişmanlığa dönüşeceği anlatılır. Cennet ve cehennem ehlinin karşılıklı konuşmalarına dikkat çekilerek dünyada inkâr ve zulümde birbirini destekleyen kimselerin, ahirette birbirlerini suçlayacakları ancak bunun hiçbir yarar sağlamayacağı bildirilir. Devamındaki ayetlerde müminlerin ahirette elde edecekleri mükâfatlar tasvir edilirken inkârcıların uğrayacakları azap, ayrıntılı bir biçimde ortaya konulur. (Saffat, 37/11-74)

Surenin 75-148. ayetlerinde peygamber kıssalarından örnekler verilerek geçmiş toplumların inkârlarının bedelini nasıl ödedikleri hatırlatılır ve bunlardan ibret alınması istenir. İlk olarak Hz. Nuh’un kıssasında, uzun yıllar tebliğ görevini sürdüren ancak kavminin büyük çoğunluğu tarafından reddedilen ve yalnız bırakılan bir peygamberin sabrı ve direnci anlatılır. Sonunda ilahi yardımın tecelli etmesiyle ona iman edenlerin kurtuluşu, inkârcıların ise helake uğratılışı hatırlatılır. (Saffat, 37/75-82) Ardından Hz. İbrahim’in önce putperest topluma karşı yürüttüğü tevhid mücadelesine yer verilir. Daha sonra da oğluyla birlikte yaşadığı kurban hadisesi ele alınarak baba oğul her ikisinin de Allah’a güven ve tereddütsüz teslimiyeti vurgulanır. (Saffat, 37/83–113) Bu anlatımdan sonra Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun’un kıssasına kısaca yer verilir, onların ve kavimlerinin kurtuluşa erdiği, inkârcıların ise helak edildiği ifade edilir. (Saffat, 37/114–122)

Devam eden ayetlerde Hz. İlyas’ın kıssasında, putperest bir toplum karşısında tek başına tevhid mücadelesi veren, kavmi tarafından yalanlanmasına rağmen davetinden vazgeçmeyen ve Allah katındaki değeri yüceltilen bir peygamberin durumu dile getirilir. (Saffat, 37/123–132) Bunu takiben, Hz. Lut’un kıssasına geçilerek ahlaki yozlaşma ve sapkınlığı meşrulaştıran bir toplumun peygamber uyarılarına kulak tıkaması, bu tutumunda ısrar etmesi ve neticede ilahi azaba uğrayarak helak oluşu tasvir edilir. (Saffat, 37/133–138) Son olarak Hz. Yunus’un kıssasına yer verilir. Zorlu bir tebliğ sürecinde bir an için görevini bırakıp kavminden ayrılan, ancak balığın karnında derin bir pişmanlık ve içten bir dua ile yeniden ilahi rahmete sığınan bir peygamberin kıssası anlatılır. Hz. Yunus’un yaptığı bu dua, sıkıntıya düşen insanın samimi tövbe ve içten bir dönüşle rahmet kapılarını yeniden bulabileceğinin çarpıcı bir örneği olarak sunulur. (Saffat, 37/139–148) Böylece surede insanın hata yapabilen, fakat aynı zamanda tövbeye ve yeniden yönelişe açık bir varlık olduğu hatırlatılır.

Surenin son kısmında, putperest müşriklerin bir başka batıl inancına, yani Allah’a çocuk isnat etmelerine ve melekleri Allah’ın kızları saymalarına yönelik eleştiriler yer alır. Bu çerçevede Hz. Peygamber’e, kendi kız çocuklarını istemezken melekleri Allah’ın kızları olarak nitelemelerinin hangi mantığa dayandığını onlara sorması buyrulur. Ayrıca kendilerine ilahi bir mesaj geldiği takdirde Allah’ın hâlis kulları olacaklarını vadetmelerine rağmen, son peygamberin tebliğini inkâr ettikleri ifade edilir. (Saffat, 37/149-170) Ardından, peygamberlerin ve onlara iman eden müminlerin nihai olarak zafere ulaşacakları haber verilir. Resul-i Ekrem’e inkârcıları bir süre kendi hâllerine bırakması, onları gözlemlemesi ve onların er ya da geç acı akıbetleriyle yüzleşecekleri gerçeğini hatırda tutması istenir. (Saffat, 37/171-179) Sure, “Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir. Peygamberlere selam olsun! Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” (Saffat, 37/180-182) mealindeki ayetlerle sona erer.