İLETİŞİMDE
NEBEVİ AHLAK
Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ
Diyanet İşleri Başkanı
Yaratılışı gereği sosyal bir varlık olan insan, mevcudiyetini yekdiğeri ile iletişim kurarak devam ettirir. Duygu, düşünce ve beklentilerini başkalarına ancak iletişim yoluyla aktarabilir. Cenab-ı Hakk’ın insana lütfettiği bir meleke olan iletişim, aile içinde, iş hayatında ve toplumsal ilişkilerde, meramın muhataba doğru iletilmesinin yegâne yoludur. Bu sebeple insanın sosyal ilişkilerini sağlıklı bir şekilde kurup sürdürmesi açısından iletişimin doğru bir zemine oturması büyük bir önem arz etmektedir. Peygamber Efendimizin bu konudaki örnekliği, insanlık için en büyük imkândır. Onun mümtaz hayatı, iletişimin amacından keyfiyetine, dilinden yöntemine kadar her boyutuna rehberlik eden sayısız örnekle doludur. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), gönülleri kazanabilmek için çeşitli iletişim yollarını ustalıkla kullanmış, kalplere dokunmak, ruhları yeniden canlandırarak onları hakikatle buluşturmak adına büyük bir özveriyle tebliğ faaliyetinde bulunmuştur. Onun iletişim üslubu, nebevi ahlakın özünü oluşturan merhamet ve yumuşaklık üzerine kuruludur; sertlikten, kibirden ve yargılayıcı tavırlardan bütünüyle uzaktır. Cenab-ı Hak, “Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi.” (Âl-i İmran, 3/159) buyurarak Resulullah’ın bu merhamet merkezli yaklaşımına dikkat çekmiştir.
Peygamber Efendimiz, iletişimde her zaman nezaket ve zarafeti esas almıştır. Sözü uzatmadan tane tane ve anlaşılır biçimde konuşmuş, hiçbir zaman dışlayıcı bir dil kullanmamıştır. Daima sözün en doğrusunu hikmetli bir şekilde söylemiş; her insana, yaşına, ilgisine, bilgi seviyesine, psikolojik durumuna ve ihtiyacına göre davranmıştır. Karşısındakine değer vermiş, bakışlarıyla ve duruşuyla muhatabını dinlemeye hazır olduğunu hissettirmiş ve sadece onun iyiliğini amaçlayarak içtenlikle dinlemiştir. Kim konuşursa konuşsun sözünü kesmemek, ondan yüzünü çevirmemek, bütün vücudunu ona dönerek onu dikkatli bir şeklide dinlemek ve böylece konuşanın kendisini değerli hissetmesini sağlamak, Peygamber Efendimizin bariz iletişim özellikleri arasında yer almıştır. Sözsüz iletişimin en etkili araçlarından biri olan tebessüm ise Peygamber Efendimizin iletişim dilinin en belirgin veçhesini teşkil etmiştir. “Müminin kardeşine tebessümü sadakadır.” (Tirmizi, Birr, 45) buyuran Allah Resulü, güler yüzü sadece bir nezaket ifadesi değil imanın hayata yansımalarından biri olarak görmüştür.
Allah Resulü’nün iletişim dilinde öne çıkan bir diğer önemli husus da konuşurken sesini yükseltmemesi ve kimseyi küçük düşürmemesidir. O, insanları asla incitmemiş, kırmamış, onları utandıracak bir tavır sergilememiştir. Yanlış yapanları dahi toplum içinde rencide etmemiş, “Bazı kimseler var ki şöyle şöyle yapıyorlar…” diyerek hatalı davranışta bulunanları nahif bir üslupla uyarmıştır. Bu yaklaşım, nebevi iletişim ahlakının temelinde yer alan yumuşaklığın, affediciliğin ve insanı kazanma iradesinin bir tezahürüdür. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa ve Harun’a, Firavun gibi azgın bir yöneticiyi bile tatlı ve yumuşak bir dille uyarmaları emredilerek bu evrensel ilkeye dikkat çekilmiştir. (Taha, 20/44) Zira nebevi iletişim ahlakının temelinde gönül kapılarını aralayan, en sert hasmın bile kalbini yumuşatan affedicilik vardır. Amaç, cezalandırmak değil muhatabı kazanmak ve ıslah etmektir. Söz konusu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri Mekke’nin fethinde yaşanmıştır. Peygamber Efendimiz, kendisine yıllarca düşmanlık edenlere dahi bağışlayıcı bir tavırla yaklaşmış; “Bugün size kınama yoktur, hepiniz serbestsiniz.” buyurmak suretiyle onları düşman olarak değil hakikatle tanıştırılacak birer insan olarak gördüğünü ortaya koymuştur.
Allah Resulü (s.a.s.), sözün doğruluğunu, açıklığını ve söze sadakati, iletişimin temel ilkelerinden kabul etmiştir. Çevresinde bir güven iklimi oluşturduğundan bir söz söylediğinde kimse onun sözünün doğruluğundan kuşku duymamıştır. Nitekim Hz. Peygamber’in hayatının her anında ve alanında kendini gösteren bu özelliği, risaletle görevlendirilmeden önce bile “el-Emîn” olarak anılmasını sağlamıştır.
İletişim noktasında bugün insanlar arasında yaşanan en büyük sorunlardan biri güven duygusunun zedelenmesidir. Günümüzde her ne kadar iletişim araçları çoğalmış, bilgiye erişim kolaylaşmış olsa da insanlar arasında muhabbet ve güven ne yazık ki zayıflamıştır. Fiziki mesafeler kısalmış görünse de gönüller arasında mesafeler açılmış; ilişkiler sahiciliğini yitirip menfaat eksenli bir hâl almıştır. Sözlerin içinin boşaltıldığı ve söze sadakatin hiçe sayıldığı böyle bir süreçte insanların birbirinden uzaklaşarak âdeta yalnızlığa mahkûm olması kaçınılmaz hâle gelmiştir. İşte tam da bu noktada nebevi iletişim ahlakı, çağımızın en büyük ihtiyacı ve ilacı olarak ortaya çıkmaktadır.
Beşerî ilişkiler hususunda ruhları yoran ve birlikte yaşama hukukunu örseleyen sorunların üstesinden gelmenin yolu, öncelikle iletişimde Resul-i Ekrem Efendimizin ahlakını benimsemekten geçmektedir. Hem bireysel huzurun hem de toplumsal barışın temini, ancak “Sizden biri kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (Tirmizi, Sıfatü’l-kıyame, 59) buyuran Resulullah’ın yaklaşımını rehber edinmekle mümkün olabilecektir. Merhameti merkeze alan, sabrı, güveni ve duygudaşlığı önceleyen hikmetli bir dil, nice kapıları aralayacak ve nice gönülleri fethedecektir. Nebevi iletişim ahlakının özünü oluşturan mezkur yaklaşım, bilhassa aile ortamında ve eşler arasında sevgi bağlarını güçlendirecek, ebeveyn evlat ilişkisini doğru bir zemine taşıyacak ve böylece o aile yuvasından neşet edecek güzellikler bütün toplumu kuşatacaktır. Bu ideali gerçekleştirme sorumluluğu ise Resul-i Ekrem’e (s.a.s.) ümmet olma şerefine nail olmuş her Müslümanın omuzundadır.