SREBRENİTSA SOYKIRIMI
Alparslan AKÇA
Tarihler 1992’yi gösteriyordu. Yugoslavya’nın dağılma süreciydi. Dünyanın gözü önünde, Bosna’da acımasız bir savaş yaşandı. Çoğunlukla Müslümanların yaşadığı topraklara göz koyan Sırplar, ülke genelinde ve özellikle Doğu Bosna’da “Büyük Sırbistan” hayaliyle etnik temizlik yapmayı planladılar. Önce Doğu Bosna’da başlattıkları operasyonlarla Müslümanları evlerinden, yurtlarından eden Sırplar; kadın erkek, yaşlı çocuk ayrımı yapmadan, insanları acımasızca öldürdüler.
Sırp mezaliminden kaçan Müslüman halk, Sırbistan sınırında bulunan ve yüzde sekseni Müslüman olan Srebrenitsa’ya çekilmek zorunda kaldı. Şehrin nüfusunun artmasıyla şartlar iyice zorlaştı. Bütün imkânsızlıklara rağmen topraklarını ve canlarını müdafaa ettiler. Yugoslavya ordusunu seferber eden Sırplara direnen Boşnaklar, şehri kahramanca savunmaya devam etti.
1993’te, aralarında Srebrenitsa’nın da bulunduğu altı bölgeyi “Güvenli Bölge” ilan eden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bölgenin güvenliğini sağlamak bir yana, Sırplar karşısında Müslümanları yalnız, korumasız ve çaresiz bırakmıştı. Boşnaklardan silahlarını bırakmaları istenirken Sırpların ordusuna hiçbir yaptırım uygulanmıyordu.
Silahlarını Barış Gücü’ne teslim eden Müslümanlar, yardıma muhtaç bir hâlde iki yıl bekledi. Çemberi iyice daraltan Sırplar, tank ve toplarıyla şehri dövdüğünde bütün dünya gibi Barış Gücü de bu zulme seyirci kalmakla yetindi.
BM adına bölgede bulunan Hollandalı askerler geri çekilince şehrin sokaklarında, dağlarda, ormanlık alanlarda binlerce mazlum katledildi. Ölüm çemberinden kaçmayı başarabilen 25.000 civarında Müslüman, Potoçari’deki BM kampına sığınmaya çalışsa da ancak 6.000 kadarı kampa girebildi. Sırpların kampı bombalama tehdidi karşısında Hollandalılar, kendisine sığınan masumları, bütün yalvarmalarına aldırmaksızın zalimin eline teslim etti.
Batı’nın uygarlık, özgürlük, insan hakları naraları attığı bir dönemde Bosna Hersek’te, özellikle Srebrenitsa ve çevresinde binlerce Müslüman sivil Boşnak katledildi. Mazlumlar kurşuna dizilirken, boğazlanırken, kendi kazdıkları kuyulara diri diri gömülürken, çocuklar annelerin gözleri önünde vahşice öldürülürken, binlerce kadın tecavüze uğrarken dünya kamuoyu; Avrupa’nın ortasında yaşanan bu vahşete, soykırıma seyirci kaldı.
İzleri bugün Bosna sokaklarında ve Boşnakların hafızalarında yaşayan bu zulüm; Batı uygarlığı, Avrupa insan hakları, özgürlük, savaş hukuku, toprak bütünlüğü, temel yaşam hakkı gibi kavramların, Batı’nın uydurduğu büyük masallar ve yalanlar olduğunun ayyuka çıktığı önemli bir kırılma noktasıdır. Batı’nın ikiyüzlülüğünü göstermesi açısından dönüm noktası olan bu dram, bugün bizlereçok tanıdıkgelmektedir.
Nitekim zulüm ve ikiyüzlülük, Bosna’da son bulmadı. Bugün Filistin başta olmak üzere bütün Orta Doğu’da yaşananlar, Amerikan emperyalizminin ve İsrail siyonizminin, dolayısıyla Batı’nın bütün maskeli emellerini, oyunlarını, yalanlarını ve insanlık dışı uygulamalarını gözler önüne sermektedir. Son söz olarak Aliya İzzetbegoviç’in tabiriyle, “Unutulan soykırım tekrarlanmaktadır.”