NEREYE YAKINLIK?



Dönay Rabia KIRKIL

DİB Diyanet İşleri Uzmanı



Sabahın ışığı ile güne başlar insan. Gün içerisinde görünen ve görünmeyen işler birbirini kovalar: Niyetler, bakışlar, ameller, çalışmalar… İnsan, zamana böler bu yapacaklarını. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmeden akşam olduğunda, perdeler kapandığında ise aklımıza Efendimizin (s.a.s.) “Akıllı kişi kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.” (Tirmizi, Sıfatü’l-kıyame, 25) tavsiyesi gelir. Günün muhasebesini yapmak hem o günü değerlendirmek, hem yarına hazırlık yapmak hem de ahiret için kıymetlidir. Gün içerisindeki zaman dilimlerinin ayrılması gibi ömür de bebeklik, gençlik, yaşlılık gibi dönemlere ayrılır. İnsanın bu dönemlerde yaptığı her çalışma amel defterine bir iz bırakır. Geçici dünyada zaman hızlı geçer, yaşlılık bir anda geliverir. Ahiret bilinci ile hareket ettiğimizde ve niyetlerimiz bu yönde olduğunda zaman daha anlamlı hâle gelir. Ne eksik ne fazla, dünyada görülen işlerin karşılığını alacağımız ahireti kendi ellerimiz ve emeklerimizle inşa ederiz.

Rabbimiz diğer canlılardan üstün ve şerefli kıldığı insana, ahirete hazırlık yapacağı yeryüzünü en iyi şekilde hazırlayıp onun istifadesine sunmuştur. İnsana gölgeleneceği barınaklar, hatta onu sıcaktan koruyacak elbiseler dahi verilmiştir. (Nahl, 16/81) Bize sunulan nimetlerden sadece birkaçını barındıran yeryüzünde saymaya kalktığımızda sayamayacağımız lütufların katbekat fazlası ahiret için hazırlanmıştır. Bu iki dünyada var olanları karşılaştıran Peygamberimiz (s.a.s.), “Vallahi, ahiretin yanında dünya(nın konumu) ancak birinizin şu (işaret) parmağını denize daldırması gibidir; (parmağının) ne (kadar su) ile döneceğine bir baksın!” (Müslim, Cennet, 55) buyurmuştur.

Sonsuz yaşama kıyasla çok daha az değerli olan dünya hayatında kime, nereye, neye yakın olduğumuza göre ahiret hayatımız şekillenir. Şan ve şöhrete yakınlık, mutluluğa yakınlık, paraya yakınlık, aileye yakınlık, çocuğa yakınlık gibi birçok tercih insanın imtihana tabi tutulduğu geçici dünya zevkleridir. “Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Tegabün, 64/15) buyruğunda da bunlarla açık bir şekilde sınava tabi tutulacağımız bildirilir. “Yakın olmak” manasını içinde barındıran doğduğumuz, yaşadığımız ve ölümü tattığımız dünya hayatı, yakin olarak bildiğimiz ve büyük mükâfatın vadedildiği ahiret hayatının kazanıldığı tek yerdir.

Süs ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatı ile nimetlerin kesintisiz olduğu ahiret hayatını bütünleştirip güzelleştirecek olan da insan hayatıdır. Hangimizin daha güzel ameller işleyeceğini sınamak için gönderildiğimiz (Mülk, 67/2) bu hayatta insan, yaşadığı her bir şeyden sorumludur ve hesaba çekilecektir. Bunun idrakinde olan insan gerek yolda gördüğü taşı kaldırarak, gerek komşuya saygı göstererek, gerek ailesine sevgi göstererek, gerek ibadetlerini eksiksiz yaparak, gerek iş ahlakı çerçevesinde çalışarak, gerekse bir yetimi ve yoksulu gözetip çevresini güzelleştirerek ahiretteki nasibini kazanma çabası içerisinde olur. “Dünya ahiretin tarlasıdır.” hikmetli sözü tam olarak bunu karşılamaktadır. Ahiret için hazırlık yaptığı bu tarlada, “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm, 53/39) Merhamet, iyilik, huzur, sabır çabası içerisinde olanlar ile kötülük peşinde olanların semeresi farklı olacaktır. Ağır yüklerle gitmek istemeyeceğimiz ahiret hayatının en kıymetli azığı takvayı (Bakara, 2/197) yaşam amacı hâline getirmek, Rabbimizin rızasını kazanmada en büyük paya sahiptir. İman, salih amel, güzel ahlak ve takva ile bu dünyadan göçme temennisiyle çıktığımız yolculukta hem dünyada hem ahirette kalıcı izler bırakma şansımız da vardır. Peygamberimiz sadaka-i cariye, faydalanılan ilim, arkasından dua eden hayırlı evlat dışında amellerin sevabının kesileceğini haber verir. (Müslim, Vasiyye, 14) Bir ağaç dikmek, ilim öğrenmek ve öğretmek, talebe yetiştirmek, ümmetin faydalanacağı eserler ortaya koymak, dünya ve ahirette sönmeyecek amellerdir. Aslında dünya ahiret bütünlüğünde insan, bir taraftan dünyada ahiret için hazırlık yaparken bir taraftan da ahiret düşüncesinin varlığı dünyadaki düzeninin iyileşmesine yardım ediyor.

Dünya hayatında insanın çabası istediği yere göre şekilleniyor. Dünyayı isteyenler, ahireti isteyenler ve ikisini de isteyenler… Biz hangisini istiyoruz? “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.” (Casiye, 45/24) diyenler dünya hayatının oyun ve eğlencesine aldanıp sadece görünen dünyadan başka bir yer olmadığını düşünerek hırs ile çıktıkları bu yolculukta hep daha fazlasını isteme yarışına katılmıştır. Bu kimselerin kazancı dünyada kalmıştır, onlar ahiretten bir nasip alamamıştır. (Şûra, 42/20) “Kim de mümin olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.” (İsra, 17/19) Ahireti isteyenlerden övgüyle bahsedilmekle birlikte karşılıklarını almaları bu dünyada ona yaraşır bir çaba ile çalışmalarına yani ahireti kazandıracak işler yapmalarına bağlanmıştır.

Efendimiz, dünya nimetlerinden ve işlerinden tamamen koparak ahireti kesin olarak kazanma gayreti içerisinde olan ashabından Osman b. Maz’un’a, “Ey Osman! Biz (Müslümanlara) ruhbanlık emredilmedi...” (İbn Hanbel, VI, 226) buyurarak kendini ibadete adayan ve eşini ihmal eden bu yaşayış tarzının dünya hayatını sekteye uğratacağını göstermiştir. Amel terazisinde önemli bir yeri olan ibadetleri eksiksiz yapmaya gayret göstermekle birlikte insanın kendini heba edecek seviyede olmamasına dikkat edilmelidir. Öyle ki ashaptan bazı kimselerin kendi ibadetlerini az görmesi üzerine birisi, “Kadınlarla evlenmeyeceğim.”; diğeri, “Et yemeyeceğim.”; bir diğeri de “Yatakta uyumayacağım.” demişti. Onların bu hâllerinden Resulullah (s.a.s.) haberdar olunca, “Bu topluluğa ne oluyor da böyle sözler sarf ediyorlar. Oysaki ben namaz da kılarım, uyurum da; oruç da tutarım, tutmadığım da olur; kadınlarla da evlenirim. Her kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” (Müslim, Nikâh, 5) buyurarak aşırılık konusunda ümmetini uyarmıştır.

Aşırılıktan uzak, bir ölçüye göre yaratılan (Kamer, 54/49) bu dünyada insanın ahireti kazanması için bir denge gözetmesi kaçınılmazdır. Zerre kadar iyiliğin bile karşılığını bulacağımız (Zilzal, 99/7) ahiret için bu dünyayı bir basamak olarak görüp aşırıya kaçmadan, dünyanın zaaflarına kapılmadan ama tamamen de dünyaya kapıları kapatmadan bir denge ile yaşamalıdır. Bir ağacın altında gölgelenip sonra yola koyulacak vakit kadar zaman geçireceğimiz dünya hayatında (Tirmizi, Zühd, 44) Efendimizin en çok ettiği dualardan olan, “Allah’ım, bize bu dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver.” (Müslim, Zikir, 26) diyerek dengeli bir yaşam sürmek için çaba içerisinde olmak hepimiz için vazgeçilmez olmalıdır.