RESULULLAH’IN
SÖZ SÖYLEME USULÜ VE HİTABET TARZI
Dr. Hüseyin ARI
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
Söz, insanın kalbinden çıkıp başka bir kalbe yol bulabildiğinde gerçek anlamını kazanır. Tarih boyunca nice hatipler gelmiş, gür sesler yükselmiş, kalabalıklar etkilenmiş; fakat çok az söz, asırlar aşıp bugün hâlâ ruhlarımızı diri tutabilmiştir. Resulullah’ın (s.a.s.) söz söyleme usulü ve hitabet tarzı işte bu nadir örneklerin en müstesnasıdır. O, ne kelimeleri süslemek için konuşmuş ne de muhatabını ezmek için sesini yükseltmiştir. Sözleri kısa ama derin, sade ama sarsıcı, yumuşak ama yön vericidir. Onu yalnızca kulağıyla işiten değil kalbiyle, aklıyla ve vicdanıyla dinleyen hidayete ermiştir. Onun hitabında zorlayıcı bir buyurganlık değil davetkâr bir hikmet, kuru bir öğüt değil yaşanmış bir hakikat vardır. Çarşıda pazarda konuşurken de minberde hutbe irat ederken de bir çocuğa seslenirken de aynı ölçü, aynı nezaket ve aynı içtenlik hissedilir. Çünkü onun hitabeti teknik bir maharetin değil ahlak ile yoğrulmuş bir gönlün tezahürüdür.
Hz. Peygamber’in üvey oğlu Hind b. Ebu Hale, Efendimizin şahsiyet özelliklerini en iyi bilen sahabilerden biriydi. Bir gün Resul-i Ekrem’in mübarek torunu Hz. Hasan, ondan dedesinin konuşma tarzından bahsetmesini istedi. Bu istek üzerine Hz. Hatice’nin ilk eşinden olan oğlu Hind, Peygamber Efendimizi şöyle anlattı: “Resulullah devamlı hüzünlü ve düşünceliydi. Umursamaz ve rahat değildi. Sessiz biriydi. Gerekmedikçe konuşmazdı. Söze Yüce Allah’ın adıyla başlar ve yine onunla bitirirdi. Az sözle çok şey ifade ederek konuşurdu. Konuşması açık ve netti. Sözlerinde ne fazlalık ne de eksiklik vardı. Kaba davranan ve hakaret eden biri değildi. Ne dünya ne de dünyalık şeyler onu kızdırabilirdi. Ancak bir hak çiğnendiğinde, o alınıncaya kadar öfkesini hiçbir şey dindiremezdi. Kendisi için kimseye sinirlenmez ve intikam almazdı. Bir şeye işaret edeceği zaman (parmağıyla değil de) elini uzatarak gösterirdi. Bir şeye hayret ettiğinde ellerini yukarı çevirirdi. Konuşurken ellerini birleştirir ve sağ elinin avucu ile sol elinin başparmağının içine vururdu. Sinirlendiği zaman (o kişiden) yüz çevirir ve onu terk ederdi. Sevindiği zaman (aşırılığa kaçmaz) gözlerini kısardı. Çoğunlukla tebessüm ederek gülerdi ve güldüğünde dişleri dolu tanesi gibi bembeyaz görünürdü.” (Tirmizi, Şemail, 97) Bu tasvir, Resulullah’ın hitabetinin yalnızca sözden ibaret olmadığını; hâl, tavır ve beden diliyle tamamlanan bütüncül bir iletişim biçimi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Allah Resulü (s.a.s.), Araplar arasında en fasih ve en anlaşılır konuşan kimseydi. Onun sözleri lafız bakımından son derece ölçülü, mana bakımından ise son derece zengindi; yapmacıktan ve zorlamadan bütünüyle uzaktı. Fasih görünmek uğruna ağzını eğip bükerek konuşanları, edebî gösterişle üstünlük taslayanları açıkça kınamış; büyüklenerek ve çalım satarak konuşmayı ahlaki bir zaaf olarak görmüştür. Sözün uzatılmasının faydalı olduğu yerde uzatmış, veciz konuşmanın daha etkili olacağı durumlarda ise sözü kısa tutmuştur. Konuşmanın zamanını, mekânını ve muhatabını son derece iyi gözetmiştir. Onunla samimiyetle konuşan herkes, karşısında sıradan bir insan değil vahyin terbiyesinden geçmiş bir rehber bulunduğunu derinden hissederdi.
Resulullah (s.a.s.), insanların anlamakta zorlanacağı garip ve yabancı kelimelere itibar etmez; değersiz ve faydasız sözlerden özellikle kaçınırdı. Sözleri hikmet doluydu. Allah Teâlâ onun sözüne ayrı bir çekicilik ve tesir vermişti; bu sebeple sözleri gönüllerde makes bulur, muhatapları tarafından tereddütsüz kabul görürdü. Hitabında hem heybet hem de samimiyet birlikte hissedilir; sertlik ile yumuşaklık arasında kusursuz bir denge fark edilirdi. Anlamsız tekrarlar yapmadan az sözle çok şey anlatır; ancak önemli gördüğü hususların zihinde yer etmesi için gerektiğinde bazı ifadeleri bilinçli olarak tekrar ederdi. Veciz sözleri hasebiyle uzun hitabeler yapan pek çok hatipten daha etkili olurdu. Kendisine kaba davrananlara dahi müsamaha ile karşılık vermesi bunun en güzel örneklerindendir. Nitekim bir bedevinin maddi talepte bulunmak için hırkasını sertçe çekerek mübarek boynunu incitmesine rağmen tebessümle karşılık vermesi ve ona ihsanda bulunulmasını emretmesi, bu yüce ahlakın canlı bir tezahürüdür. (Buhari, Humus, 19; Müslim, Zekât, 128)
Hz. Peygamber (s.a.s.), muhatabını mahcup etmez ve onu güç durumda bırakmazdı. Onun asıl hedefi insanlara doğruyu ve güzeli öğretmekti. Nitekim Medineli genç sahabi Muaviye b. Hakem, yasak olduğunu henüz bilmediği sıralarda namaz esnasında aksıran birisine: “Yerhamükellah” demişti. Cemaat, bakışlarıyla ona tepki göstermişti. Hâlbuki Allah Resulü onu ne azarlamış ne de mahcup etmiştir. Sadece ona şöyle buyurmuştur: “Bu namazdır, namaz kılarken konuşulmaz. Çünkü namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur’an okumaktır.” Muaviye, Allah Resulü’nün bu örnek tavrını ve yaklaşımını unutmamış ve şöyle demiştir: “Ne ondan önce ne de sonra daha güzel öğreten birini gördüm.” (Müslim, Mesacid, 33)
Allah Resulü (s.a.s.) kimseyi yüzüne karşı ayıplamaz; eleştirileri doğrudan şahıslara yöneltmez, yapılan yanlışa odaklanarak gerekli uyarıyı yapardı. Bu, onun insanın saygınlığına ve onuruna ne kadar önem verdiğinin kanıtıdır. Kaynaklarda geçtiğine göre Allah Resulü bir iş yapmış ve bu konuda insanlara ruhsat tanımıştı. Ancak bazı kimseler -daha takvalı davranma gerekçesiyle- ruhsattan yararlanmak istemedi. Hz. Peygamber de (s.a.s.) doğrudan bu insanları hedef alıp onlara kızmak yerine hutbeye çıktı ve Allah’a hamdettikten sonra şöyle buyurdu: “Bazı kimselere ne oluyor ki benim yaptığım bir işten kendilerini uzak tutuyorlar? Allah’a yemin ederim ki Allah’ı en iyi bileniniz ve O’na karşı en derin haşyet sahibi olanınızım.” (Buhari, Edeb, 72)
Hz. Peygamber (s.a.s.), konuşmalarında muhatabının yaşını, kültürünü, eğitim seviyesini, sosyal konumunu ve cinsiyetini dikkate aldığı gibi psikolojik durumunu da titizlikle gözetmiştir. Nitekim bu hassasiyete işaret eden bir rivayette şöyle buyurur: “İnsanlara konumlarına göre muamelede bulunun.” (Ebu Davud, Edeb, 20) Bu ilke doğrultusunda, önde gelen bazı sahabilerle ele aldığı meseleleri bir bedeviyle aynı şekilde konuşmamış; muhatabın bilgi ve idrak düzeyine göre üslubunu ve içeriğini farklılaştırmıştır. Onun hitabetinde bu hassasiyet açıkça görülür. Yaşlı bir kadınla konuşurken sergilediği vakar ile çocuklarla iletişim kurarken gösterdiği sevecenlik arasındaki fark, bu hassasiyetin açık göstergesidir. O, konuşmalarında muhataplarının duygu durumlarını ve heyecanlarını da dikkate almış; ele alacağı konuyu ve kullanacağı dili buna göre belirlemiştir. Bu yaklaşımıyla yalnızca dinleyicilerin genel psikolojisini değil aynı zamanda her bir ferdin taşıdığı özel his ve beklentileri de gözetmiş; böylece sözünü hem anlaşılır hem de gönüllere dokunan bir etkiyle ifade etmiştir.
Hz. Peygamber (s.a.s.), soyut hakikatleri somutlaştırmak ve muhatabın zihninde kalıcı hâle getirmek için temsil ve teşbih (benzetme) sanatını son derece etkili biçimde kullanmıştır. Hadis kaynaklarında bunun birçok örneğini bulmak mümkündür. Örneğin Allah Resulü bir hadislerinde şöyle buyurur: “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede bir beden gibidir. Bedenin bir uzvu rahatsız olunca diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona iştirak eder.” (Buhari, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66) Bu hadiste Müslümanlar, canlı bir bedene benzetilmiş ve bu sayede soyut bir kavram olan ümmet bilinci, herkesin kolayca anlayabileceği somut bir tecrübeyle ifade edilmiştir. Bu konuda zikredebileceğimiz bir başka örnek de Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kendisiyle ümmetinin durumunu anlattığı şu temsildir: “Benimle sizin misaliniz, ateş yakan bir adam gibidir. Ateş aydınlatınca pervaneler ve böcekler ateşe düşmeye başlar. O adam onları ateşten alıkoymaya çalışır, fakat onlar kendilerini ateşe atarlar. Ben de sizi ateşten (cehennemden) kurtarmak için belinizden tutuyorum; siz ise ateşe atlıyorsunuz.” (Buhari, Rikak, 26; Müslim, Fezail, 19) Bu temsil, peygamberliğin merhamet boyutunu çarpıcı bir sahneyle göz önüne sermektedir. Hz. Peygamber’in sıklıkla başvurduğu bu edebî sanat sayesinde zor meseleler kolay anlaşılmış, ince meseleler akılda kalıcı hâle gelmiş, az sözle birçok hakikat izah edilebilmiştir.
Hz. Peygamber, konuşmalarında ve hitaplarında soru cevap tekniğini de etkin bir biçimde kullanmıştır. Bu teknik sadece bilgi aktarmak için değil merak uyandırmak, zihni diri tutmak ve muhatabı düşünmeye sevk etmek için kullanılan son derece bilinçli bir yöntemdir. “Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?” (Buhari, Edeb, 6; Müslim, İman, 143); “Müflis kimdir, bilir misiniz?” (Müslim, Birr, 59) vb. sorular, kimi zaman dinleyicilerde zihinsel hazırlık oluşturmak, kimi zaman mevcut bilgiyi sorgulatmak, kimi zaman da farklı bir bakış açısı kazandırmak için sorulmuştur. Allah Resulü’nün son derece başarılı ve etkin kullandığı bu teknik, dinleyiciyi pasif olmaktan çıkarmakta, merak duygusunu harekete geçirerek öğrenme iştiyakını artırmakta, anlatan ile dinleyen arasında etkileşim sağlamaktadır. Dolayısıyla bu yöntem aslında yalnızca bir hitabet sanatı değil başarılı bir eğitim modelidir.
Şüphesiz Hz. Peygamber’in (s.a.s.) söz söyleme üslubu ve hitabet tarzı, bu satırlarda ele alınan örnek ve ilkelerle sınırlı değildir. Onun hitabeti, kendiliğinden öğrenilmiş belli tekniklerin toplamından ziyade vahyin rehberliğinde şekillenmiş, ahlak ile kemale ermiş, merhamet ve hikmetle derinleşmiş bütüncül bir iletişim modelidir. Sözü ise zamana ve zemine göre farklılaşan, muhatabına göre şekillenen, haksızlık karşısında tavizsiz kalan bir tavır ve etkili bir irşat vasıtasıdır. Bu sebeple Resulullah’ın sözleri ve hitabeti, sadece kendi çağına değil bize aktarılan hadisleriyle her çağın insanına yol gösteren evrensel bir rehberliktir. Bugün sözün değersizleştiği, gürültünün hikmeti bastırdığı bir dünyada, onun konuşma üslubunu yeniden anlamak ve örnek almak; kelimelerimizi düzeltmenin, sözümüzü ahlakla bezemenin ve hakikati estetikle buluşturmanın imkânını bize yeniden hatırlatmaktadır. Onun söz söyleme usulü, yalnızca nasıl konuşmamız gerektiğini değil aynı zamanda ne zaman susmamız, neyi öncelememiz ve sözle nasıl insan inşa etmemiz gerektiğini de bize öğretmektedir.