POST/MODERN DÜNYANIN İPTİDAİ GELENEKLERİ
Prof. Dr. Mustafa TEKİN
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
İnsanlık tarihi gözden geçirildiğinde, insanın fiziki ve sosyal çevresinde sürekli değişimler gözlemlenmektedir. Bu değişimlerin elbette insana dönen boyutları bulunmaktadır. Öte yandan bizzat insanın fiziki ve sosyal çevresini değiştirmek üzere bir aktör olduğunu bilmekteyiz. İşte tam da bu noktada insanlık tarihine dair “değişen” ve “değişmeyen”lerin ne olduğu sorusuyla karşılaşmaktayız. Bu bağlamda insanlık tarihi boyunca formlarda bazı değişimler olmakla birlikte değişmeyen ögelerden bahsetmek mümkündür. Bunun temel sebebi; insanın doğası, temel yapısı ve nitelikleridir. Her ne kadar günümüzde insan doğasının da değiştiğine dair iddialar öne sürülse de değişmenin sosyal ve fiziki çevre ile bunlara ait formlarda olduğunu görmekteyiz. Özellikle bugün, hem insan hem de insanın çevresinde hızlı değişimlerin olduğu bir çağ olarak tebellür etmektedir. Nitekim transhümanist ve posthümanist politikaların iddiaları ve bazı gerçekleştirimleri tartışılmaktadır. Bu değişimlerin uzun vadede insanın mahiyetine yönelik olacağı iddiaları ayrıca konuşulmalıdır.
Bu minvalde insanlık tarihine bakıldığında sürekli gözlemlenen olgulardan birisi de insanın “aşkın” bir boyut taşıması ve metafizik yönelimleridir. Plutarkhos’a atfedilen bir sözde, “Dünyayı dolaşınız; duvarsız, edebiyatsız, kanunsuz, servetsiz şehirler bulacaksınız. Fakat mabetsiz ve mabutsuz bir şehir bulamayacaksınız.” denir. Dolayısıyla din, aşkınlık ve metafizik yönelimin insan için evrensel bir gerçekliğe tekabül ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Her ne kadar günümüzde dinlere müracaat ve aidiyette bazı zayıflamalardan bahsedilse de bu, kategorik olarak din olgusunun zayıfladığı ya da giderek yok olduğunu gösteren bir done değildir. Bir başka deyişle insanların, aşkın, dinsel, metafiziksel, spritüel ögelere yönelimi sona ermiş değildir. İnsan, sekülerleşmiş gibi görünen bir hayatın içinden “kutsal”lar üreterek bunları dinsel formlarda ifade etmeye devam etmektedir.
Bilindiği gibi modernitenin önemli mitlerinin başında ilerleme düşüncesi gelmektedir. “İlerleme” tarihin başlangıcından bugüne kadar insanlığın sürekli pozitif yönde “iyi”ye gittiği ve geliştiği üzerinde odaklanmaktadır. İlerleme düşüncesi, özellikle sosyolojinin bir ilim dalı olarak ortaya çıktığı zamanlarda da tarihî okuma biçiminde tezahürlerini göstermiştir. İlerlemeci tarih anlayışı sosyolojinin tarihe bakışında neşet eder. Söz gelimi; Auguste Comte insanlık tarihini üç hâl yasası çerçevesinde okurken teolojik, metafizik ve pozitif şeklinde üç safhaya ayırır. Buna göre insanlık ilk zamanlardan başlayarak çok uzun süre her şeyi teoloji ile açıklama yoluna gitmiş, ardından metafizik açıklamalara başvurmuştur. Modern zamanlarla birlikte pozitif dönem başlamış ve dolayısıyla din, insanlığın arkaik zamanlarına gönderilmiştir. Fakat Comte bu fikirlerine rağmen pozitivizme bağlı bir “insanlık dini” ihdas etmekten geri durmamıştır. Bu dinin kapsamı, itikadı ve ritüellerini de Pozitivizm İlmihali isimli eserinde detaylandırmıştır. 20. yüzyıl boyunca “din”in artık devrini tamamladığına dair geliştirilmeye çalışılan tezler de bu yüzyılda yaşanan tecrübeler çerçevesinde geçersizleşmiştir. Şu anlaşılmaktadır ki insan, Tanrısız kalması durumunda başka bir şeyi tanrılaştırma, dinleri geride bırakmaya çalıştığında ise çeşitli spiritüelleri, modern hurafeleri dinleştirme eğilimine girmiştir.
Diğer yandan modernleşme çerçevesinde gelişen ve esasen modernleşmenin sacayaklarından birisi olan sekülerleşme kavramına da burada ilintisi bakımından dikkat çekmeliyiz. Erken sekülerleşme teorileri de ilerleme düşüncesiyle paralel olarak insanın evreni bilimle açıklayabilme kapasitesi arttıkça dine olan ihtiyacının azalacağını öne sürmekteydiler. 20. yüzyılda uzun süre bu tez korunarak tarih ve toplum okundu. Fakat bugün bu teoriler değiştirilmiştir. Öte yandan Batı sosyoloji literatüründe dine dair düalist algılama “kutsal” ve “profan” şeklinde yer bulmuştur. “Kutsal” kategorisinin dışında kalan çok geniş bir alan “din dışı” alanda konumlandırılmaktadır. İnsanın kutsalla teması belirli zaman ve mekânlara indirgenmektedir. Fakat devam eden süreçte “seküler” olarak tanımlananlar kendilerini kutsal formlarda ifade etmeye başlamışlardır ki bu kutsallaştırma işlemine “seküler kutsal” ismi verilmektedir. Kimi zaman bir spor takımının, kimi zaman ünlü bir sanatçının post/modern dünyanın kutsalı hâline gelmesi, seküler kutsallara birer örnektir.
Bugün seküler kutsallar ya da kutsallaştırmalar oldukça yaygın hâle gelmiş ve çeşitlenmiştir. Astroloji, fal, yeni paganizm, totemcilik, ezoterizm, şifacılık, spiritüel akımlar bunlardan sadece birkaçıdır. Bunların temel mantığı, aslında seküler(leşen) insanda oluşan inançsal boşluğu gideren dinselleştirmeler olmasıdır. Fakat dinî olanın yerine seküler kutsalın ikamesi, klasik dinî itikat, ibadet ve ahlak anlayışından uzaklaşmış, soft bir inanç ve ritüeller dizisine karşılık gelmiştir. Dolayısıyla varoluşsal krizlere doğru giden birtakım problemler ve inanç boşluğu bu ritüellere bağlılıkla telafi edilmeye çalışılmaktadır.
Yazı “Post/Modern Dünyanın İptidai Gelenekleri” başlığını taşımaktadır. Meselenin modernlikle bağlantılı iki boyutuna dikkat çekmeliyiz. İlkin, modern dünya ile gelenek arasında bir paradoks bulunmaktadır; zira modernite geleneğe tutunmaz. İkincisi de ilerleme mitosunu merkeze yerleştirmiş moderniteyi “iptidai” kavramı ile birlikte zikretmek ilk bakışta uygun görünmemektedir. Fakat yeni ulaşılan post/modern dönemde totemlerden astrolojiye birçok bidat arz-ı endam etmektedir. Bu anlamda Aydınlanma felsefesine dayanan modernitenin “birey”i otonom bir varlık olarak gücünü bidatlerden değil kendisinden alacaktı. Fakat son kertede post/modern hurafelerin giderek yaygınlaştığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu “aşkın”ın insanda bulduğu karşılığın geniş kapsamını göstermektedir. Anlaşılmaktadır ki modern perspektifin, teoloji, totem, din vb. kavramların insanın arkaik zamanlarında kaldığına dair yaklaşımı gerçeği yansıtmamaktadır. Esasen post/modern çağda mitolojinin, büyünün, totemin; hâsılı insanlığın iptidai dönemine ait olduğu varsayılan tüm bidatlerin geri dönüşü söz konusudur. Bunlar modernlik ve ona bağlı olarak sosyoloji edebiyatında insanlığın gelişmemiş dönemlerine ait ritüelleri olarak takdim edilirler.
Hurafelerle post/modern hayat
Post/modernizmle birlikte “akılcılaşma” retoriği farklı yeni meşrulaştırma biçimleriyle geride bırakılmaya çalışılmaktadır. Öncelikle dünyanın daha önceki dönüşümlerinde olduğu gibi burada da değişen ekonomi politiğe dikkat çekmek gerekir. Klasik sanayileşme nasıl bir dönüşüm meydana getirdiyse iletişim teknolojisine eşlik eden yeni üretim tüketim döngüsü, küresel ölçekte yeni bir ekonomi politik meydana getirmiştir ki burada tüketimin, tüm dünya ölçeğine yayıldığı bir kitleselleştirme politikası ile karşı karşıyayız. İnsanların borçlanarak da olsa tüketimi merkeze aldıkları bu yaşam tarzında oluşturulan kitleselleştirme bir başka boyutuyla irrasyonel davranış ve inanışları işlevsel bulmaktadır. Bir başka deyişle kitleleri avutacak ve piyasaya engel olmayacak hurafelere ihtiyaç bulunmaktadır. İşte bu noktada insanlığın hafızasında var olan “arkaik formların” modern formlarla buluşturulmasıyla bu hurafelerle yeniden gündeme gelmektedir. Biz bunları bugün olabildiğince çeşitlenmiş bir şekilde karşımızda bulmaktayız. Örnek olması açısından bazılarından kısaca bahsedebiliriz.
Yıldız ve gezegenlerin hareketleri ile insan ve toplum davranışları arasında ilgi kuran astrolojinin oldukça uzun bir geçmişi vardır. Yıldız ve gezegenlerin insan ve topluma etkileri geçmişte bir bilim olarak tartışılmıştır. Hatta Mevlana gibi birçok Müslüman mütefekkirin kitaplarında da yer bulmaktadır. Fakat bugün astroloji, gazete sayfalarına inerek gündelik hayatın bir rutini hâline ge(tiri)lmiştir. Üstelik bazılarının sadece magazin olarak nitelendirdiği astroloji, medyumları ile birlikte bütüncül bir inanca dönüşmüş görünmektedir. Dolayısıyla bu düzeyde salt bir magazin değildir. Buradaki temel sorunlardan birisi; kişinin doğum tarihi ile ilgili olduğu burç çerçevesinde, olacaklar bir determinizm kesinliğinde insanlara aktarılmaktadır. Özellikle iletişim araçlarında her gün bir şekilde bu yorumlara ayrılan bölümler insanlarda bunlara yönelik itikadı beslemekte ve daha da ötede dinsel içerikli ritüeller geliştirmesine neden olmaktadır. Astroloji, bu bağlamda en sürekli olan hurafelerden birisi gibi görünmektedir.
Bununla bağlantılı hurafelerden birisi de spiritüel inançlar denilen ve geniş bir pratik çeşitlilik gösteren alanda tezahür etmektedir. Spiritüel inançlar insanın maneviyat arayışlarıyla birlikte sosyal, kültürel, ekonomik aidiyet arayışlarının da bir alanını oluşturmaktadır. Klasik olarak “folk religion” içinde yer alan hurafeler, cahilane işler olarak gösterilirken eğitimli ve göreli refah düzeyi yüksek tabakalar için oluşturulan bu hurafeler modern formlarda sunulurlar. Hatta bunlardan bir kısmı klasik olanın yenilenmiş biçimleridir. Zihin açma, uygun zamanda kilo verme, eş bulma, çocuk sahibi olma gibi çeşitli problemler etrafında dönen bu spiritüel inanç mekanizmaları seanslar ve ritüeller etrafında icra edilmektedir. Bu seanslarda yapılan çözümlemeler kişinin geçmişi, yıldız hareketleri vb. ile ilintilendirilerek yine determinist sonuçlar çıkarılmaktadır ki bu neredeyse dinsel yargılarından fazla bir kesinlik barındırmaktadır. Öte yandan seans yöneticisi, topluluk üzerinde bir “şaman” gibi yol gösterici rol oynayabilmektedir. Buraya katılanlar, seanslardaki topluluğun sosyoekonomik katmanlarına dâhil olurken bu sınıfsallığı da ayrıca hissetmektedirler. Anlaşılacağı üzere spritüel dinsellik tüm kurumsal dinleri dikine keserken (hepsinden müntesipleri var anlamında) intisap edenlere dünyaya ve insanlığa dair bir yükümlülük önermektedirler.
Yine oldukça çeşitlenmiş olan falcılık da gündelik hayatın hurafelerinden olma niteliğini korumaktadır. Kimi insanların “sadece eğlence” olarak değerlendirdikleri falın, bunun ötesine geçerek hayatı yönlendiren bir “itikad”a dönüşmüş olması şüphesiz yeni değildir. Nitekim Mekkeli müşrikler, yapacakları işlerden seyahatlerine kadar birçok şeyi fal oklarına göre belirlemekte idiler. Bugün de birçok insan bu fallar çerçevesinde bir gelecek kurgusu geliştirecek sonuçlar çıkarmakta ve maalesef fallar, insan zihninin derinlerinde itikadi bir meseleymiş gibi yer bulmaya devam etmektedir.
Burada bir de post/modern totemciliğin gündelik hayata yayılımını örnek verebiliriz. Zaten seküler bir kutsal hâline gelmiş futbolda takımlar, maçlar ve galibiyetler üzerine geliştirilmiş totemik inançlar vardır. Bu totemik inançlar klasik ilkel isimlerle anılmakta, takipçilerine takımlarının galibiyeti için farklı ritüeller önermektedirler. Futbolun dışında gündelik hayata da yayılan totemik inançlar evlilik, mutluluk, çocuk sahibi olma vb. birçok konuda ürettikleri “kutsal”lıklar üzerinden kabile dini gibi bir dinsel çerçeve oluşturmakta, hurafeler üretmekte ve müntesiplerini yönlendirmektedirler.
Sonuç olarak insanlığın “aşkın”la olan bağı ve yüce bir varlığa inanma ihtiyacı en erken dönemlerden bu yana bir şekilde hayatına dinî bir aidiyet olarak yansımaktadır. Modern dönemden itibaren insanın dine ihtiyacının kalmayacağı tezi, gelinen noktada yanlışlanmış görünmektedir. Bu bağlamda post/modern dönemde ortaya çıkan hurafeler ve bunları öneren din anlayışları maalesef rağbet görmektedir. İlginç olan; dinin artık misyonunu tamamladığını öne süren tezlerin, modernleşmeyle birlikte insanları hurafelerden kurtaracağını iddia etmesi karşısında, modern dünyanın post/modern hurafeler oluşturmasıdır.