KUDÜS’TE İKİ KADIN, İKİ MEDRESE

MESCİD-İ AKSA’NIN GÖLGESİNDE KADINLARIN VAKIF MİRASI



Betül ALTUN ERİNCİK


Kudüs’te en eski Osmanlı vakfı: Osmaniyye Medresesi

Harem-i Şerif’in güneyinde, Mathara Kapısı’na uzanan taş döşeli dar sokakta,banisine nispetle anılan İsfahanşah Medresesi karşımıza çıkar. Sokağa açılan kuzey cephesindeki kırmızı ve beyaz kesme taşların oluşturduğu geometrik düzen, yapıya ilk bakışta kendine özgü bir karakter kazandırır. Birkaç basamakla ulaşılan ve sivri kemerli bir nişle vurgulanan giriş, ziyaretçisine âdeta geçmişin kapısını aralar. İçeri adım atıldığında ise bugün büyük ölçüde konuta dönüştürülmüş bir avluya ulaşılır.

Avluya bakan üst katta yer alan geniş balkon ve yan yana açılan ikiz pencereler, yapının mimari karakterini belirginleştiren zarif ayrıntılar arasında öne çıkar. Bu pencerelerin üst bölümünde görülen yuvarlak süsleme detayları Memlük mimarisinin estetik anlayışını yansıtır. Alt katta ise Mescid-i Aksa avlusuna bakan bir namazgâh bulunur. İsrail tarafından yapılan müdahaleler sebebiyle pencereleri kapatılmış olsa da bu mekân, yapının ilk işlevine dair izleri hâlâ muhafaza etmektedir.

Girişin solunda, yapının kuzeydoğu köşesinde kare planlı kubbe ile örtülü küçük bir türbe bulunmaktadır. Kaynaklara göre burada medresenin banisi İsfahanşah Hatun’un kabri de bulunmaktadır. İçeride biri pembemsi taştan, diğeri ahşaptan yapılmış iki sanduka yan yana durur.

Bu mütevazı medrese, yalnızca mimari özellikleriyle değil ardındaki hayır geleneği ve tarihî hikâyesiyle de dikkat çeker. Hanım Hatun Medresesi adıyla da anılan bu vakıf eseri, Sultan II. Murat döneminde, 1437 yılında Osmanlı veziriazamı Çandarlı Halil Paşa’nın eşi ve Emir Mahmut’un kızı İsfahanşah Hatun tarafından inşa edilmiştir. Böylece Kudüs’te Osmanlı dünyasıyla irtibatlı erken dönem hayır kurumlarından biri ortaya çıkmış ve medrese şehrin ilmî hayatında önemli bir yer edinmiştir.

İsfahanşah Hatun, Kudüs’te inşa ettirdiği medresenin ayakta kalabilmesi için otuz üç köyle bir mezranın gelirini vakfa tahsis etmiştir. Böylece yapının bakım ve onarım giderleri karşılanmış, müderris ve diğer görevlilerin ihtiyaçları temin edilmiş, eğitim faaliyetleri ise asırlar boyunca kesintiye uğramadan sürdürülmüştür. Osmanlı döneminde Kudüs’te görev yapan Hanefi müftülerin çoğu, Osmaniyye Medresesi müderrisleri arasından seçilmiştir. Şafii nüfusun yoğun olduğu şehirde bu müftüler, Osmanlı hanedanının ülke genelinde benimsediği Hanefi hukuk anlayışının yerleşmesinde belirleyici olmuşlardır. Aynı yıllarda Osmanlı düşünce dünyasının önde gelen âlimlerinden ve Osmanlı’nın ilk şeyhülislamı kabul edilen Molla Fenari’nin inşa ettirdiği Fenariyye Medresesi de şehirde şekillenen Hanefi ilmî çevrenin oluşumunda kayda değer bir yer tutmuştur. Böylece Osmaniyye ve Fenariyye Medreseleri Kudüs’te Osmanlı Hanefi ilmî geleneğinin erken dönem temsilcileri olarak temayüz etmiştir.

Yirminci yüzyılda bir süre şer’iyye mahkemesi olarak da kullanılan yapının temelleri, İsrail tarafından gerçekleştirilen kazılar sebebiyle zarar görmüş, açılan tünellerin havalandırılması bahane edilerek medresenin mescit bölümüne el konmuştur. Bu müdahaleler sonucunda yapının bazı bölümleri özgün işlevini kaybetmiştir. Günümüzde Osmaniyye Medresesi büyük ölçüde Filistinli aileler tarafından konut olarak kullanılmaktadır.

Ancak tüm bu müdahalelere rağmen Kudüs’te asırlar önce kurulan bu vakıf, bu mübarek beldeyi ve halkını koruyup gözetmenin her Müslüman için hiçbir mazeretin ardına saklanmaksızın yerine getirilmesi gereken tarihî ahlaki bir sorumluluk olarak varlığını sürdürmektedir.

Hatuniyye: Kudüs’te bir Memlük medresesi

Mescid-i Aksa’nın batı revakları üzerinde, Memlük dönemine ait bir vakıf eseri olan Hatuniyye Medresesi bizi karşılar. Hadid (Demir) Kapısı ile Kattanin (Pamukçular) Kapısı arasında, Arguniyye Medresesi’nin hemen yanında bulunan bu yapı, Hadid Kapısı’ndan çıkıldığında sol tarafta yer alan ikinci medresedir. Yapının güney cephesi Mescid-i Aksa avlusuna bakmaktadır.

Medrese, Memlüklüler döneminde 1354 yılında kurulmuştur. Kuruluş ve ihya sürecinde iki kadının adı öne çıkmaktadır. Kaynaklara göre, Bağdatlı bir emir ailesine mensup olduğu anlaşılan Oğul Hatun, 1354 yılında vakfı kurarak Zahru’l-Cemel adlı araziyi vakfa tahsis etmiştir. Daha sonraki yıllarda Kazan Şah’ın kızı İsfahanşah Hatun ise 1380 yılında medreseyi tamir ettirmiş, yeni akarlar tahsis etmiştir.

Kaynaklarda medresenin Kur’an ve fıkıh ilimlerine tahsis edildiğine dair bazı kayıtlara rastlanmakla birlikte, hangi derslerin okutulduğu, hangi mezhebin esas alındığı ya da burada görev yapan müderrisler hakkında yeterli ve birbiriyle tutarlı bilgiler oldukça sınırlıdır. Bununla birlikte XV. yüzyılın son çeyreğinde, Kudüs’e gönderilen bazı emirlerin bir süre bu medresede konakladığı, bazılarının ise burada vefat ettiği belirtilmektedir.

Hatuniyye Medresesi asırlar boyunca pek çok önemli şahsiyetin hatırasını taşıyan bir mekân olmuştur. Nitekim burada medresenin banisi Oğul Hatun’un yanı sıra, XV. yüzyıldan itibaren Kudüs’ün ilmî ve siyasi hayatında önemli roller üstlenen, köklü Hüseyni ailesine mensup bazı isimler de medfundur. Bunlar arasında Osmanlı döneminde Kudüs belediye başkanlığı yapan Musa Kazım el-Hüseyni Paşa, 8 Nisan 1948 sabahında işgalci İsrail’e karşı az sayıda askerle Kudüs’ü savunmaya çalışırken şehit düşen Filistin direnişinin sembol isimlerinden Abdülkadir el-Hüseyni ve Filistin’in özgürlüğü için siyasi çözüm arayışlarını yürüten oğlu Faysal el- Hüseyni de bulunmaktadır. Ayrıca Kudüs eşrafından Emir Abdülhamid b. Avn, Filistin Ulusal Fonu’nun kurulmasında büyük katkıları bulunan Arap Bank’ın kurucusu Abdülhamid Şuman ile Emir Muhammed el-Hindi’nin kabirleri de burada bulunmaktadır.

Günümüzde Filistinli aileler tarafından konut olarak kullanılan Hatuniyye Medresesi, bağrında yatan ve her biri Filistin’in özgürlük mücadelesinin en önemli simaları arasında yer alan tarihî şahsiyetlerle birlikte Kudüs’ün çok katmanlı hafızasını yansıtan bir tanık olarak varlığını sürdürmektedir.