AMMAR B. YASİR

RAKKA’DA BİR ŞEHİT


Enbiya YILDIRIM



İslam uğruna çekilen çilelere örnek olarak zikredilecek çok sahabi vardır. Hiç şüphe yok ki anne babasını bu uğurda kaybeden ve kendisi de dayanılmaz işkencelere maruz kalan Ammar b. Yasir (r.a.), en yürek yakan misallerden biridir.

Geçmişi

Babası Yasir, kaybolan kardeşini aramak üzere diğer kardeşiyle birlikte Yemen’den Mekke’ye gelir. Bulamayınca kardeşi geri dönse de şehri seven Yasir buraya yerleşmeye karar verir. Yabancı olduğu için bir ailenin himayesine girmesi gerekmektedir. O da Benî Mahzum kabilesinden Ebu Huzeyfe ile anlaşarak onun koruması altında Mekkeli olur. Sonra da Ebu Huzeyfe’nin kölesi Sümeyye ile evlenir. Çocukları Ammar dünyaya gelince Ebu Huzeyfe de Sümeyye’yi azat eder. Böylece serbest kalırlar. (İbnü’l-Esir, Usdu’l-Ğâbe, V, 433)

Resulullah ile aynı yaşlarda olan Ammar (Zehebî, Nubelâ, III, 246), ileride uzun boylu, kara yağız, ela gözlü ve geniş omuzlu bir delikanlı olur. Okuma yazmayı öğrenir.

Aile boyu işkence

Hz. Peygamber davete başladıktan sonra iman eden ilk kişilerden biri Ammar’dır. Müslüman olma hikâyesi ilginçtir. Kendisinden dinleyelim: “Resulullah’ın içinde olduğu Darulerkam’ın kapısında Suheyb b. Sinan’la karşılaştım. Ona, ‘Ne istiyorsun?’ diye sordum. O da bana, ‘Peki sen ne istiyorsun?’ dedi. Ben de ‘Muhammed’in yanına varıp anlattıklarını dinlemek istiyorum.’ dedim. O da ‘Ben de bunu istiyorum.’ dedi. Ardından birlikte içeri girdik. Hz. Peygamber bize İslam’ı anlattı ve Müslüman olduk. Sonrasında gün boyunca akşama kadar yanında kaldık ve kendimizi gizleyerek dışarı çıktık.” (İbn Sa’d, Tabakat, III, 171)

Ammar, İslam’la şereflendikten sonra ailesiyle görüşür. Annesi Sümeyye, babası Yasir ve kardeşi Abdullah da İslam’a girerler. Sınavları da bundan sonra başlar. Çünkü Müslümanların sayısı arttıkça müşriklerin nefreti kabarıyordu. Özellikle alt sınıfta gördükleri insanlara karşı tehdit ve işkenceden başka yapabilecekleri bir şey yoktu. Yasir ailesi de zayıf durumdaydı. Bu nedenle Bilal-i Habeşi gibi akla hayale gelmeyecek zulüm ve işkencelere maruz kaldılar. Annesi ile babasına, sıcak kumlara yatırılarak günlerce işkence edildi. Durumu gören ve elinden bir şey gelmediği için çok üzülen Resulullah (s.a.s.) onlara sabrı tavsiye ediyor, diğer yandan da “Allah’ım! Yasir ailesini rahmetinle bağışla.” (İbn Sa’d, Tabakat, III, 188) diye dua ediyordu. Sonunda anneciği, Ebu Cehil tarafından mızrakla şehit edildi. (Zehebi, Nubelâ, I, 409) Böylece Hz. Sümeyye, İslam davası uğruna canını veren ilk Müslüman oldu. Babası Yasir de aynı gün işkenceyle öldürüldü. Ankebut suresinin ilk on ayetinin Hz. Sümeyye, Hz. Yasir ve benzeri işkence gören müminler hakkında indiği belirtilmektedir. (Kurtubi, Tefsir, XIII, 323)

Oğulları Ammar’a da aynı işkenceleri uyguladılar. Artık dayanamaz hâle gelince Ammar, onların ellerinden kurtulmak için Lat ve Uzza’yı öven, Hz. Peygamber’i yeren sözler söyledi. Bunun üzerine serbest bıraktılar. O da koşup Resulullah’a geldi ve acaba yanlış mı yaptım endişesiyle başından geçeni anlattı. Hz. Peygamber ona kalbinin ne durumda olduğunu sordu. O da imanla dolu olduğunu söyledi. Allah Resulü de işkencelere tekrar maruz kalırsa aynısını yapmasını tavsiye etti. (İbnü’l-Esir, Usdu’l-Ğâbe, IV, 122) Sonrasında nazil olan ayette de bu durum onaylandı ve kalbi imanla dolu olanların dinden dönmeye zorlanmaları durumunda söyledikleri sözlerden sorumlu olmayacakları belirtildi. (Nahl, 16/106)

Medine günleri

Hz. Ammar, artan baskılar üzerine Habeşistan’a hicret eden ikinci kafilede yer aldı. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 189) Sonra Mekke’ye geri döndü. Bir süre sonra şehirde yaşaması imkânsız hâle gelince Medine’ye hicret etti. Böylece iki kez hicret eden sahabilerden oldu. Seferini tamamladığında Hz. Peygamber henüz Medine’ye geçmemişti, Kuba’da idi. Allah Resulü’nün namaz kılıp gölgelenebileceği, insanlarla rahat görüşebileceği bir mescide ihtiyacı olduğunu gördü. Taş taşımak ve başkalarından da yardım almak suretiyle ilk mescidi inşa etti. (İbnü’l-Esir, Usdu’l-Ğâbe, IV, 122) Hz. Peygamber, Medine’ye geçince diğer muhacirlere yaptığı gibi onu da Huzeyfe b. Yeman ile kardeş yaptı. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 190) Böylece Huzeyfe, şehre alışana kadar kardeşine yardımcı olacaktı.

Efendimizin, Medine’ye geldikten sonraki ilk fiilî icraatı şehrin kalbine bir mescit inşa etmek oldu. Kendisi de dâhil olmak üzere bütün sahabe bu iş için seferber oldu. Canla başla çalışanlardan biri de Ammar’dı. Herkes bir kerpiç taşırken onun iki kerpiç taşıdığını gören Resulullah, üzerindeki tozu silkeleyerek “Vah Ammar’a! Onu asi bir topluluk öldürecek. Ammar onları cennete, onlar ise onu cehenneme davet edecekler.” buyurdu. (Buhari, 447) Böylece gelecek kötü günlerin haberini vermiş oldu. Ammar daha sonra Hz. Peygamber’le birlikte bütün gazvelerde ve Rıdvan Biatı’nda yer aldı.

Resulullah’tan sonra

Hz. Ebubekir halife olunca yalancı peygamberler zuhur etti. Bunlardan biri olan Müseylime ile yapılan Yemame Harbi’nde İslam ordusu dağılacak gibi olunca Ammar büyük bir kayanın üzerine çıkarak “Ey Müslümanlar! Cennetten mi kaçıyorsunuz?” diye bağırıp orduyu tekrar toparladı. Ardından giriştiği cenkte kopan kulağı sallana sallana cihada devam etti ve Müslümanlar zafer elde ettiler. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 193)

Hz. Ömer, Ammar’ı çok severdi. Hatta bir gün Habbab b. Eret kendisini ziyarete gelince ona şöyle dedi: “Yaklaş, gel otur. Bu meclisi Ammar dışında senden fazla hak eden biri yok.” (Zehebî, Nubelâ, I, 421) Halife olunca da onu Kûfe’ye vali atadı. Yanına da hem yardımcısı hem de hoca olarak Abdullah b. Mesud’u görevlendirdi. Kûfelilere yazdığı mektupta ise ikisinin de Bedir’e katılan seçkin sahabiler olduklarını belirterek onlara itaat etmelerini emretti. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 193) O da valiliği sırasında Nihavend Harbi’ne ve Huzistan’ın fethine katıldı. Sonrasında yönetim tarzıyla ilgili şikâyetler gelmesi üzerine halife onun yerine Ebu Musa el-Eş’ari’yi atadı. (Taberi, Tarih, IV, 163-4)

Hz. Osman zamanında, akrabasını görevlerde kayırdığını ve Ebu Zer’i haksız yere Rebeze’ye sürdüğünü söyleyerek halifenin bazı icraatlarını eleştirdi. (İbn Haldun, Tarih, II, 587) Buna rağmen halife, toplum nezdinde itibarı olduğunu söylediği Ammar’ı, aleyhindeki bazı faaliyetleri araştırmak üzere Mısır’a gönderdi. (İbn Şebbe, Tarîhu’l-Medîne, III, 1122) Lakin sonrasında Abdullah b. Mesud, cenazesinin fazla kimseye duyurulmamasını vasiyet ederek vefat edince Hz. Ammar, sınırlı sayıda insanla onun namazını kılarak defni gerçekleştirdi. Durumu öğrenen halife, Ammar’a çok kızdı. (Yakubi, Tarih, II, 67) Aralarında bir olumsuzluk daha yaşanır: Ebu Zer, Rebeze’de vefat edince cenazesine Ammar da dâhil sadece yedi kişi katılır. Olan bitene kızan Ammar, halifenin aleyhinde konuşmaya başlar. Buna da kızan Hz. Osman onu artık Medine’den göndermeye niyetlenir ancak Hz. Ali’nin ve Hz. Ammar’ın babasının himayelerine girdiği Benî Mahzum kabilesinin tavassutuyla bundan vazgeçer.

Ammar, Hz. Osman’ın şehit edilmesi üzerine Hz. Ali’ye biat etti. Hz. Ali, Cemel öncesinde doksan küsur yaşındaki

(İbn Abdilber, İstîâb, III, 1141) Hz. Ammar’ı, Kûfelileri yardıma çağırmak üzere oğlu Hasan’la birlikte şehre gönderdi. Cenk sırasında da elindeki mızrakla ön saflarda yer aldı. Savaş sonrasında yine Hz. Ali, Hz. Aişe annemizin saygınlığına halel getirecek hiçbir şeye fırsat vermeden onu deveye bindirtip Ammar ve validemizin kardeşi Muhammed’le Basra’ya gönderdi. (Abdulcebbâr, el-Câmiu’s-Sahîh, II, 237)

Bir sonraki yılda gerçekleşen Sıffin Savaşı’nda, ilerleyen yaşına rağmen Hz. Ali’nin yaya birliklerinin kumandanlığını üstlendi. Savaş esnasında şehit edildi. Cenaze namazını Hz. Ali kıldırdı ve üzerindeki elbiselerle birlikte defnedildi. (İbn Abdilber, İstîâb, III, 1140-1) Kabri, Suriye Rakka’dadır.

Şehit edilmesinin ardından Muaviye’nin ordusunda büyük kargaşa çıktı, askerler endişeye kapıldı. Çünkü Hz. Peygamber, onun asi bir topluluk tarafından öldürüleceğini haber vermişti. Siyasi bir deha olan Muaviye ise başta sahabi Amr b. As olmak üzere herkesi rahatlatmak için “Onu biz öldürmedik, mızraklarımızın önüne atanlar öldürdü.” (Ma’mer b. Râşid, Câmi’, 20427; Ahmed, Müsned, 17778) diyerek karşı tarafı suçladı.

Ammar’a nispet edilen bir kılıç, Topkapı Sarayı’nda Mukaddes Emanetler bölümündedir.

Şahsiyeti

Hz. Ammar dünyaya önem vermeyen, sade yaşayan, doğruyu önceleyen bir sahabiydi. Hiçbir namazını kazaya bırakmamıştı. Nitekim bir defasında Hz. Peygamber onu şehir dışına bir göreve gönderir. Seferde ihtilâm olunca su bulamaz. Abdest yerine geçer düşüncesiyle toprakta yuvarlanır, ardından da namazını kılar. Medine’ye döndüğünde olayı Hz. Peygamber’e anlatınca Resulullah ona teyemmümü tarif eder ve bunu yapmanın yeterli olacağını söyler. (Buhari, 347) Şu sözleri, onun dindarlığının özetidir: “Üç şeyi her kim bir araya getirebilirse imanın tamamını elde etmiş olur: Kendi aleyhine de olsa insafı elden bırakmamak, herkese selam vermek, fakir iken bile infak etmek.” (Buhari, İman, 18)

Allah Resulü’nün

gönlündeki yeri

Ammar’ın çileli hayatını ve samimiyetini bilen Allah Resulü, ona bir başka muhabbet beslerdi. Bu yüzden, “Cennet, Ali, Ammar ve Selman’a iştiyak duymaktadır.” (Tirmizi, 3797) buyurmuştu. Aynı şekilde Hz. Ali’nin de bulunduğu bir mecliste ashabıyla otururken Ammar yanlarına girmek için izin isteyince şöyle demişti: “Merhaba ey temiz, güzel insan! Ona izin verin, girsin.” (Tirmizi, 3798)

Şu olay Resulullah’ın ona olan sevgisinin özetidir: Halid b. Velid ile Ammar arasında bir tartışma olur. Sinirlenen Halid biraz ağır ifadeler kullanır. Duruma çok üzülen Ammar meseleyi Resulullah’a arz eder. Biraz sonra Halid de gelir. Hâlâ kızgınlığı geçmemiş olan Halid, Ammar’a aynı şekilde yüklenir. Ammar ise dayanamayıp ağlamaya başlar. Sessizce olan biteni seyreden Resulullah, bir noktadan sonra dayanamayarak şöyle buyurur: “Ammar’a düşman olan, Allah’a düşman olur. Ammar’ı kızdıran Allah’ı kızdırmış olur.” Resulullah’ın müdahalesinin ardından dışarı çıkan Halid yaptığı hatanın farkına varır ve şöyle der: “Dışarı çıktığımda, Ammar’ı nasıl memnun edeceğimden başka bir şey düşünemiyordum! Sonra onunla karşılaştım ve rızasını aldım.” (Müsned, 16814)

Rivayet ettiği hadislerden

Ammar, Efendimizden altmış iki hadis rivayet etmiştir. Bunlardan biri de Allah Resulü’nün namazda yaptığı şu duadır: “Allah’ım! Gayb ilmin ve yaratma kudretin ile hayatın benim için hayırlı olduğunu bildiğin sürece beni yaşat. Ölümün benim için daha hayırlı olduğunu bildiğinde de beni vefat ettir. Allah’ım! Gizli ve aşikâr hâllerimde senden hakkıyla korkmayı dilerim. Senden rıza ve öfke anında sözün doğrusunu söylemeyi dilerim. Zenginlik ve fakirlikte senden itidalli olmayı dilerim. Senden zatına bakmanın lezzetini, sana kavuşmaya iştiyakı dilerim. Zarar verici bir hastalık ve saptırıcı bir fitneye uğramaktan sana sığınırım. Allah’ım! Bizi imanın ziynetiyle süsle. Bizleri insanları hidayete sevk eden rehberler eyle.” (Müsned, 18325)