Samsun Tekkeköy Gülistan Kur’an Kursu Öğreticisi
Gülsüm TEZER ARICI:
“Din hizmetlerini yürütürken engelleri mâni görmemek için evvela görme yetimizin değil kalbimizin taşıdığı samimiyet ve ilmin, din hizmetinin kalitesini belirlediğinin şuurunda olmalıyız.”
Görememeyi hayatınızda bir engel olarak düşünmeyip büyük bir azimle Kur’an-ı Kerim’i ve dinî bilgileri öğrendiniz ve görme engeli olan öğrencilerinize de öğretiyorsunuz. Bu ilim yolculuğunda karşılaşmış olduğunuz zorluklar nelerdi ve bunlarla nasıl başa çıktınız?
Bu ilim yolculuğunda görememeyi hiçbir zaman engel olarak görmedim; aksine, Rabbimin bana verdiği bir imtihan ve manevi bir odaklanma vesilesi olarak kabul ettim. Karşılaştığım zorluklar, sadece fiziki engellerdi ama kalpteki azmin önünde duramadılar. Kur’an-ı Kerim’i öğrenmeye ve okumaya başladığım zamanlarda Braille alfabesiyle yazılmış Kur’an-ı Kerim’e ulaşmak sıkıntılıydı. Çünkü materyaller hem az hem de pahalıydı. O zamanlar bu problemi, işitme ve ezber yeteneğimi kullanarak aşmaya çalıştım. Sesli kayıtları tekrar tekrar dinledim, her bir harfi ve tecvit kuralını zihnime ve gönlüme nakşettim.
İlim yolculuğunda karşılaşmış olduğum bir zorluk da çevrenin, “Görmeden nasıl öğrenilir?” şeklindeki ön yargılarıydı. Bu ön yargılara verilebilecek en iyi cevabın başarmak olduğunu biliyordum. Azimle çalışarak aldığım icazet ve verdiğim derslerle, azmin ve kalbin gözünün, gözün görmesinden daha keskin olduğunu ispat etmiş ve çevremdeki tüm ön yargıları da yıkmış oldum.
Her insanın engelli adayı olduğu bir hayatta asıl engelin zihinlerde kaldığının en güzel örneklerinden birisiniz. Herhangi bir engele takıldığını düşünen kimsenin onu kısıtlayan o düşünceden kurtulmasına yönelik neler söylersiniz? Öğrencilerinize de bu bağlamda ne gibi tavsiyelerde bulunuyorsunuz?
Bizler, bedensel bazı farklılıklarla yaşıyoruz ancak hayatta, asıl kısıtlayıcı duvarların etten kemikten değil zihindeki şüpheden, tembellikten ve korkudan örüldüğünü çok iyi biliyoruz. İnanan bir kalp için bir amaca ulaşmayı tamamen imkânsız kılacak bir engel yoktur. Hayatta herhangi bir zorluğa takıldığını düşünen herkese şunu söylerim: “Öncelikle sahip olduğunuz durumu bir eksiklik olarak değil Rabbimizin size verdiği farklı bir görev olarak kabul edin. Bu farklılık, sizin için bir mağduriyet kapısı değil benzersiz bir başarı hikâyesinin başlangıç noktasıdır. Durumu kabul edin ama sınırları reddedin.”
Öğrencilerime ise bu bağlamda üç temel prensibi hatırlatıyorum:
Duyularınızı Keskinleştirin: Bir duyu eksildiğinde Allah size diğer duyularınızı geliştirme yeteneği bahşeder. İşitme, dokunma ve kalple hissetme öyle keskinleşir ki alışılageldik yöntemlerle fark edilemeyen incelikleri idrak edersiniz.
Manevi Odaklanmayı Güçlendirin: En büyük gücümüz, dikkatimizin dağılmamasıdır. Zihindeki boşluğu Kur’an’ın nuruyla doldurduğumuzda dünyevi engellerin perdesi kalkar. Başarma azminiz, başarısızlık düşüncesini tamamen silecektir.
Mazeret Dilinden Uzak Durun: Zorluğu, “Yapamadım.” mazeretine sığınarak açıklamaktan vazgeçin. Zorluk, yalnızca hedefinize ulaşmak için farklı bir yol bulmanız gerektiği anlamına gelir. Başkasının yürüdüğü yolda değil kendi azminizin aydınlattığı yolda yürüyün. Unutmayın ki bedeniniz bir kalıptır ama ruhunuz ve zihniniz sınırsızdır. Asıl engel, o sınırsız potansiyeli görmeyi reddeden karamsarlıktır.
Sizin ilim serüveniniz esnasında ya da hafızlarınızı yetiştirdiğiniz bu Kur’an yolculuğunuzda unutmadığınız ve sizi derinden etkileyen bir anınızı okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?
Bu ilim yolculuğunda birçok talebenin azmine şahit oldum ancak uzaklardan gelip beni derinden etkileyen görme engelli bir kızımızın hatırasını asla unutamam. O öğrencimiz, bulunduğu bölgede özel eğitim imkânı bulamadığı için hafızlığını tamamen işitsel yöntemle tamamlamıştı. Büyük bir gayret ve fedakârlıkla kilometrelerce yol kat ederek kursumuza ulaştı. Ben de bir öğretici olarak kendisini büyük bir muhabbetle karşıladım.
Karşılaşmamızda kendisine, hafızlığını zaten ikmal etmişken neden bu meşakkatli yolu tekrar katettiğini sordum. “Kur’an zaten kalbinde yer etmişti, bu zorluğa ne gerek vardı?” diye sorunca verdiği cevap, sadece beni değil kurstaki herkesi bir teslimiyet hayranlığına boğdu.
Öğrencimiz: “Kur’an kalbimde, evet. Ancak ben istiyorum ki parmaklarım da şahit olsun. Duymakla yetinmek istemiyorum. Benim can gözümün görmemesi fiziki bir engeldir ama ben Kur’an’ın her bir harfine dokunarak, Braille sistemiyle hissederek okumayı arzu ediyorum. İstiyorum ki mahşer günü Rabbimin huzuruna çıktığımda Kur’an’ı ezberleyen kalbimle o mübarek harfleri hissederek okuyan parmaklarım da lehime şahitlik etsin.”
İşte o an, ilme duyulan aşkın ve imanın, bedenin her zerresiyle hissedilen, derin bir teslimiyet olduğunu idrak ettim. Bu temiz niyet ve azim, benim için mesleki hayatımın en büyük dersi ve bu yoldaki en değerli manevi kazancım oldu. Onun bu ifadesi, bir eğitimci olarak zihnime kazınan en anlamlı vecizedir.
Son olarak hiçbir engeli kendisi için bir mâni görmeden din hizmetlerini yürütmek isteyen din görevlilerine ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Bu kutsal vazifeyi üstlenmek isteyen her din görevlisine, özellikle de bizim gibi farklı yollarla din hizmeti veren kardeşlerime seslenmek isterim. Görev aşkı taşıyan bir kalp için fiziki şartların bir engel değil aksine bir imtihan vesilesi ve derinlik kaynağı olduğunu unutmayalım.
Din hizmetlerini yürütürken engelleri mâni görmemek için evvela görme yetimizin değil kalbimizin taşıdığı samimiyet ve ilmin, din hizmetinin kalitesini belirlediğinin şuurunda olmalıyız. İnsanların bize değil Allah’ın kelamına kulak verdiğini bilmeliyiz. Engelimizi bir eksiklik olarak değil bize verilen görevi daha büyük bir azim ve ihlasla yapmamız için bir vesile olarak kabul etmeliyiz.
Ayrıca din hizmetinde başarılı olmak için teknoloji, sesli kitaplar, Braille materyaller ve dijital kaynaklardan da istifade etmeliyiz. Göremediğimiz yerde bize ses olacak, ulaşamadığımız yerde el olacak meslektaşlarımızla çalışmaktan çekinmemeliyiz.
Son olarak da din hizmetinde bulunan bizler, insanlara yol göstermek için sürekli öğrenmek zorundayız. Görme veya fiziki kısıtlılık, ilim talep etme zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksine bize düşen görev, diğer duyularımızı kullanarak bilgimizi sürekli genişletmektir.
Öz Geçmiş
Gülsüm Tezer Arıcı, Samsun’un Vezirköprü ilçesinde doğdu. Doğuştan görme engelli olduğu için Ankara Göreneller Görme Engelliler Aydınlıkevler Körler Okulunda okudu. Sonrasında Manisa Akhisar Anadolu İmam Hatip Lisesini bitirdi ve ardından ilahiyat ön lisanstan mezun oldu. Diyanet İşleri Başkanlığında 2012 yılında başladığı Kur’an kursu öğreticiliği görevini Samsun’da, Tekkeköy Gülistan Kur’an Kursu Görme Engelliler sınıfında sürdürmektedir.