KUDÜS’ÜN DAĞLARI VE TEPELERİ


Betül ALTUN ERİNCİK


Tarihin ve coğrafyanın taşıyıcı sütunları

Kudüs, Akdeniz ve Lut Gölü arasında uzanan platonun sırtlarında kurulmuş, dağlık ve tepelik bir şehirdir. Vadilerle bölünmüş bu kadim şehir, sur içi ve sur dışı olmak üzere iki bölgeye ayrılır. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın kutsal yapı ve mekânlarını barındıran sur içi Eski Kudüs, tepeler üzerine kuruludur. En yükseği 830 metreyi bulan bu tepeler, yalnızca coğrafi birer oluşum değil tarihin ve kutsalın taşıyıcı sütunlarıdır.

Şehrin kalbi, Beytü’l-Makdis Tepesi’dir (Harem-i Şerif Tepesi). Üzerinde Mescid-i Aksa’nın yükseldiği bu mekân, bağrında pek çok inanışa konu olan Muallak Kayası’nı (Sahra-i Müşerrefe) saklar. Hristiyanlar onu “Moria”, Yahudiler ise “Tapınak Tepesi” olarak adlandırır. Yahudi geleneğinde Hz. İbrahim’in kurban sınavını yaşadığı ve Hz. Süleyman’ın mabedi inşa ettiği yer, yeryüzünün en kutsal noktasıdır.

Eski Şehrin kuzeydoğusunda yer alan Akra Tepesi, Hristiyan Mahallesi’nin kalbidir. Tepede yer alan Kutsal Kabir (Kıyamet) Kilisesi, Hristiyan geleneğine göre en kutsal mekândır; Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğini zannedip dirildiğine inandıkları yer de burasıdır.

Surların ötesi…

Zeytin Dağı (Tur Dağı), Kudüs’ün en bilinen ve kutsallıkla özdeşleşmiş tepesidir. Kur’an-ı Kerim’de –bazı müfessirlere göre- “üzerine yemin edilen zeytin” ile işaret edilen dağdır. (Tin, 95/1.) Toprağında kök salmış zeytin ağaçları, yüzyıllardır barışın, bereketin ve dirilişin sembolü olmuştur.

Zeytin ağaçlarının rüzgârla fısıldaştığı yamaçlardan vadiye doğru yapılan bir yürüyüş, âdeta dinler tarihine yapılan bir yolculuğun kapılarını aralar. Hristiyanlar ilk vahyi burada alan Hz. İsa’nın son vaazını verdikten sonra Zeytin Dağı’nın eteklerinde yakalanıp tutuklandığına inanır.

Kudüs ve Mescid-i Aksa en büyüleyici hâliyle Zeytin Dağı’ndan izlenir. Zeytin Dağı’nın kuzey uzantısına Araplar el-Cebelü’l-Meşarif (Rasattepe) veya el-Cebelü’l-Meşhed (Seyir Tepe), Batılılar Mount Scopus derler. Şehre hâkim konumu, Kudüs’ü tüm ihtişamıyla gözler önüne serer. Bu sebeple şehri teslim almaya gelen Büyük İskender’den Halife Hz. Ömer’e kadar birçok lider, ordusunu bu tepeye konuşlandırmıştır.

Roma devrinde Kudüs’e girmeleri yasaklanan Yahudiler, yılda bir kez şehri buradan seyredebilmişti. Bugün ise tarih, acı bir şekilde Filistinli Müslümanların benzer yasak ve kısıtlamalara maruz bırakıldığını kaydediyor.

Sur içi Kudüs’ün güneyinde yükselen Tekbir Dağı (el-Cebelü’l-Mükebber), rivayete göre Hz. Ömer’in, şehri ilk kez bütün görkemiyle gördüğünde hamd ve şükürle tekbir getirdiği yerdir. Hristiyan kaynaklarında ise bu tepe, Yahuda İşkaryot’un ihanet planını kurduğu yer olarak bilinir. Bu sebeple halk arasında Suikast Dağı (el-Cebelü’l-Muammere) ve Fitne Meşvereti Dağı (el-Cebelü’l-Meşvereti’l-Faside) olarak da anılır.

Kudüs’ün güneybatısında yer alan Katamon Dağı’nda İncil’de anılan ve Hz. İsa’nın Mesih olduğunu müjdeleyen Aziz Şim’on’un manastırı bulunur. Günümüzde sakinlerinin çoğunluğu,  Kuzey Afrika kökenli Yahudilerdir. İslam Sanatları Müzesi de buradadır.