YASİN SURESİ


Doç. Dr. Faruk GÖRGÜLÜ

Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

 

Kur’an-ı Kerim’in Mushaf tertibinde otuz altıncı, nüzul sırasına göre kırk birinci suresi olan Yasin suresi seksen üç ayetten oluşur. Mekke döneminin ortalarında Cin suresinden sonra nazil olmuştur. Sure, adını ilk ayeti meydana getiren “Yâ-Sîn” harflerinden alır. Yasin suresi, ilgili hadis rivayetleri (Tirmizi, Fedâilü’l-Kur’an, 7; Ebu Davud, Cenâiz, 20.) sebebiyle “Kur’an’ın kalbi” olarak da anılmıştır. (Kurtubî, el-Câmi’u li-ahkâmi’l-Kur’ân, Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 27/403-405; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, Tunus: Dâru’t-Tûnisiyye, 1984, 22/341-344.) Bunun yanında sureye “dâfia”, “azîme”, “muammime”, “kâdıye” gibi adların da verildiği nakledilmiştir. (Kurtubî, 27/403, 404.)

Yasin suresinde genel hatlarıyla İslam akaidinin üç temel esası olan tevhid, nübüvvet ve ahiret inancı ele alınır. Bu konular, tabiatın mükemmel yaratılışı ve işleyişinden getirilen delillerle temellendirilir. Kıyamet ve ahiret sahnelerinden yapılan tasvirlerle de tevhid ilkesi ve ölümden sonra dirilme gerçeği ortaya konulur. Allah’ın birliği, kudretinin sınırsızlığı ve yaratılıştaki hikmet vurgulanırken insanın öldükten sonra yeniden diriltileceği ve bunun dünyevi tutumlar açısından taşıdığı anlam ifade edilir. (İbn Âşûr, 22/342, 343; Bekir Topaloğlu, “Yâsîn Sûresi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 43/340.)

Sure, “Yâsîn” ifadesinin ardından hikmetle dolu Kur’an’a yemin edilerek başlar. Hz. Muhammed’in (s.a.s.) gerçekten Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğu ve dosdoğru yol üzerinde bulunduğu bildirilir. Kur’an’ın, ataları uyarılmamış ve bu yüzden gaflet içinde kalmış kitleleri uyarmak amacıyla Allah tarafından indirildiği ifade edilir. İradelerini hakikate yönlendirmeyen ve haktan yüz çeviren kimselerin bütün uyarılara rağmen iman etmeyecekleri belirtilir. Peygamberin uyarısının kimlere etkili olacağı ve bu uyarının ahiret boyutu ortaya konulur. Buna göre peygamber, ancak ilahi zikre kulak verenleri ve görmediği hâlde Rahman’dan sakınanları hakka çağırabilir. Bu nitelikteki kimseler için ilahi bağışlanma ve değerli bir mükâfat vadedilir. Allah’ın hem ölüleri diriltmeye muktedir olduğu hem de insanların işledikleri bütün fiilleri ve dünyada bıraktıkları izleri eksiksiz biçimde kayda geçirdiği belirtilir. Her şeyin “apaçık bir ana kitapta” kayıtlı bulunduğu vurgulanarak nihai hesap gerçeğine dikkat çekilir. (Yasin, 36/1-12.)

Surenin devamında, Kur’an’ın “ashabü’l-karye” olarak andığı ve kendilerine hak dinin tebliğcilerinin gönderildiği bir yerleşim yeri halkının akıbetinden söz edilir. Bu topluluğa önce iki elçi geldiği, ardından bunları destekleyen üçüncü bir elçinin gönderildiği bildirilir. Ancak şehir halkı elçileri yalancılıkla itham etmiş, uğursuzluk getirdiklerini ileri sürerek tebliğden vazgeçmedikleri takdirde onları taşlayarak öldürmekle tehdit etmiştir. Tam bu esnada şehrin uzak bir yerinden koşarak gelen bir kişi, kavmine, “Bu elçilere uyun. Sizden bir ücret istemeyen o kimselere tabi olun; onlar doğru yoldadırlar.” diyerek halkı imana davet etmiş ve kendisinin iman ettiğini açıkça ilan etmiştir. Ancak inkârcılar tarafından öldürülmüş, nihayet o yerleşim yerinin halkı korkunç bir sesle helak edilmiştir. (Yasin, 36/13-29.)

Klasik tefsir kaynaklarında söz konusu şehrin Antakya, elçilerin havariler, halkın Romalılar, uzaktan gelen kişinin de Habîb en-Neccâr olabileceği kaydedilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-kebîr, Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1981, 26/55, 56.) Ancak Hristiyanlığın yayılışı ve Antakya’nın tarihi bakımından bu açıklamaları isabetli görmeyenler de bulunmaktadır. (Süleyman Ateş, “Habîb en-Neccâr”, TDV İslam Ansiklopedisi, 14/373-374; Abdullah Aydemir, “Ashâbü’l-Karye”, TDV İslam Ansiklopedisi, 3/468-469.)

Ashab-ı karye kıssasının devamındaki ayetlerde kâinatta Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren delillerden söz edilir. Önce kuru ve ölü görünen toprağın Allah tarafından canlandırılması, oradan insanların gıda olarak tükettiği tanelerin çıkarılması, hurma bahçeleri ve üzüm bağlarının yaratılması, bu bitkileri besleyen su kaynaklarının yerden fışkırtılması zikredilir. Ardından gece ile gündüzün birbirini takip edişine, Güneş ile Ay arasındaki mükemmel düzen ve ahenge, gemilerin denizde batmadan yüzmesine değinilerek Allah’ın birliği ve yüceliğine dikkat çekilir. Bütün bu delil ve işaretlere rağmen inkârcıların bu apaçık gerçeklerden yüz çevirdikleri bildirilir. (Yasin, 36/33-47.)

Takip eden ayetlerde ahiret âlemine ilişkin tasvirlere yer verilir. Kıyametin ansızın kopacağı bildirildikten sonra sura üfürülmesiyle insanların diriltilerek mahşere sevk edilecekleri, canlı ve çarpıcı biçimde tasvir edilir. Dünyada bu gerçeği inkâr edenlerin ilk anda şaşkınlık içinde birbirlerine olup biteni soracakları, ardından hakikati kavrayıp derin bir pişmanlıkla Allah’ın vaadinin ve peygamberlerin haber verdiklerinin doğru olduğunu itiraf edecekleri bildirilir. Haşir gününde herkesin Allah’ın mutlak ve şaşmaz adaleti altında toplanacağı, kimsenin en küçük bir haksızlığa uğratılmayacağı, herkesin yalnızca yaptıklarının karşılığını göreceği ifade edilir. Cennet ehlinin hâli tasvir edilerek kendilerine verilecek nimetler sayılır. (Yasin, 36/48-58.)

Daha sonraki ayetlerde mahşer gününde günahkârların iyi kimselerden ayrılmalarının emredileceği, kâfirlerin inkârlarında ısrar ettikleri için ce­henneme girecekleri bildirilir. Ayrıca o gün ağızların mühürleneceği, ellerin konuşacağı, ayakların işlediklerine şahitlik edeceği belirtilir. Ardından insanın hayat serüveni hatırlatılır: Güçsüz doğduğu, yaşlandığında tekrar güçsüzleştiği, buna rağmen kibirlenip ibret almadığı dile getirilir. Kur’an’ın bir şair sözü olmadığı, bilakis vahiy olduğu vurgulanır. İnsanlara verilen dünyevi nimetler hatırlatılır, buna rağmen inkârcıların Allah’ı bırakıp kendilerine hiçbir fayda sağlamayan ilahlar edindikleri belirtilir. (Yasin, 36/59-76.)

Surenin son bölümünde, insanın kendi yaratılışını düşünmeden, Yüce Allah’ın ve O’nun elçisinin bildirdiklerini sorgulamasının ne kadar temelsiz olduğu ortaya konulur. Bir nutfeden meydana gelen insanın, “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?” diye sormasına, “Onları ilk defa var eden diriltecektir.” şeklinde cevap verilir. Bu delil, “O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır.” ve “Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi?” ifadeleriyle desteklenir. Sure İslam’ın tevhid ve ahiret inancına bir kez daha vurgu yapan, “Bir şeyi dilediği zaman onun emri o şeye ancak ‘Ol!’ demektir; o da hemen oluverir. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” ayetleriyle sona erer. (Yasin, 36/77-83.)