ÖĞRENCİNİN HOCASINA VEFASI


Melih AYDIN


Yıllar önce tanıdığımda sadece camimizin hocasıydı; zamanla hayatımda en değerli rehberlerden biri hâline geldi. Tanışmaktan şeref duyduğum, baba şefkatiyle öğrencilerine yaklaşan, zarafet ve bilgelik timsali Zafer Yıldırım Hocamdan bahsediyorum. Onu gördüğüm ilk gün camideki sakin tavrı, yüzündeki tebessüm ve insanı içine çeken huzurlu bakışları bende derin bir iz bırakmıştı. Hocamla, Trabzon İli Ortahisar İlçesi Kaymaklı Mahallesi Camii’ndeki görevine başladığı yıllarda tanıştık. O ilk karşılaşmadan sonra nasihatleri ve desteği zihnimde hep taze kaldı. Onun yanında zaman geçirmek, sadece dinî bilgi öğrenmekle kalmayıp insan olmanın, sabretmenin ve hayatın anlamını kavramanın yolunu keşfetmekti. Çoğu zaman caminin bahçesinde oturur, çaylarımızı yudumlarken uzun sohbetlere dalardık. Bu sohbetler hayatıma yön veren bir pusula oldu. Hatta bazen yalnızca onu izlemek bile yeterliydi; cemaatle kurduğu nazik iletişim, biz öğrenciler için sessiz bir ders gibiydi. Hocamız her anın değerine inanır, her sözün ve davranışın insan hayatında iz bırakabileceğini hatırlatırdı. Bizlere sık sık gençlik yıllarında yaşadığı ibretlik hadiseleri anlatır, genç bir imam olarak cemaatle kurduğu samimi diyaloglardan, meslektaşlarıyla olan dayanışmasından ve çevresindeki insanlarla paylaştığı unutulmaz konuşmalardan bahsederdi. Bu hikâyeler, biz öğrenciler için ders niteliği taşır; hayata karşı daha bilinçli, daha adaletli bakmayı öğretirdi.

Zafer Hocam bana “istememenin erdemini” öğretti. “Bir şeyi istemek için elinden geleni yap, hak eden zaten nasibini alır.” derdi. Bu söz, hayatımın dönüm noktalarından biri oldu. Kendi menfaati için hiçbir zaman talepte bulunmaz, hep başkalarının iyiliğini gözetirdi. Bir defasında, üniversiteye başladığında bir bilgisayar alıp taksitini ödemekte güçlük çeken bir gencin borcunu kimse duymadan karşılamıştı. O gencin gözlerindeki sevinci görünce, hocamın merhametinin ve gönül genişliğinin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha anladım. Bana sık sık “Hakk’ın rızasını gözeten insan, menfaatini düşünmeden de mutlu olabilir.” derdi. Onu izledikçe hayatın en anlamlı yolunun başkalarına hizmet etmek olduğunu erken yaşta kavradım.

Bir gün bana, “Sence imam nasıl bir profil sergilemeli?” diye sorsalar, hiç düşünmeden “Zafer Hocam gibi” derim. Görevini bir meslekten öte, bir yaşam amacı olarak gören, her anını insanlara rehberlik ederek geçiren bir şahsiyet. Onun yanında insan, hem ilim öğrenir hem de karakter terbiyesi kazanır. Cemaatiyle musafaha ederken gözlerinin içine bakan, dertlerini sabırla dinleyen, herkesle eşit bir mesafede duran tavrı bana adaletin ne olduğunu öğretti. Tanışmamızın üzerinden tam 12 yıl geçti. Neredeyse her gün beraber olduğumuz dopdolu ve kocaman 12 yıl! Bu yıllar, onun öğütleriyle ve yönlendirmesiyle şekillendi. İmam hatip lisesi yıllarımda bana hediye ettiği ilmî kitaplar, İmam Buhari ve İmam Müslim’in eserleriyle tanışmam, kitaplarla dostluğum hep onun vesilesiyle oldu. O, bize yalnızca bilgi vermekle kalmaz; bilgiyle nasıl amel edeceğimizi de öğretirdi. Bu yüzden her kitap, bana onun rehberliğini ve hayat felsefesini hatırlatan bir hatıra gibidir. Hâlâ bugün, hocamın küçük ama derin anlam taşıyan jestleriyle karşılaşıyorum.

Bir gün sohbet arasında bana bir kitap uzatıp “Bunu senin için seçtim, her sayfasında farklı bir rehber bulacaksın.” dedi. O kitap ise sahabilerin hayatını anlatan bir kitaptı. O an gözlerim doldu. Bir başka gün, camideki bir öğrencinin tartışmasını sabırla dinleyip sonunda yumuşak bir dille öğüt verdi. O tavrı, rehberliğin sadece sözle olmadığını, hâl ile de gösterilmesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Cami artık bizim için yalnızca namaz kılınan bir yer olmaktan çıktı; bir okul, bir sohbet meclisi, bir huzur yuvası oldu. Çocuklara şefkatle yaklaşması, gençleri dinlemesi, yaşlılara saygı göstermesi bizi de olgunlaştırdı.

Bir ramazan gecesi, teravih sonrası çocuklara şeker dağıtırken gözlerindeki neşeyi görmüştüm; o an, bir hocanın sadece dinî bilgi aktaran bir kişi olmadığını, aynı zamanda sevindirici bir rol de üstlendiğini fark ettim. Zafer Hoca’nın hayat anlayışı, her davranışında kendini belli eder. Cemaatle, öğrencilerle veya meslektaşlarıyla iletişimi daima saygı, sabır ve şefkat doludur. Onun yanında insan, insan olmanın erdemini, topluma faydalı olmayı ve başkalarının iyiliğini gözetmeyi öğrenir.

Bir gün yaşlı bir amcanın elini saygıyla öperken gördüm; o manzara bana tevazuun ne demek olduğunu bütün açıklığıyla öğretti. Bir başka sefer, camiye yeni gelen bir misafirin çekingen tavırlarını fark edip yanına gitti ve uzun uzun sohbet etti. Misafir, o günden sonra camiye düzenli gelmeye başladı. Bu olay da bana, bir insanın hayatına dokunmanın bazen sadece birkaç sıcak cümleyle mümkün olabileceğini gösterdi. Hocamın varlığı, bulunduğu her ortamı güzelleştirir, oraya sükûnet ve güven getirirdi. Her zorluğun üstesinden gelmek için cesaretli ve sabırlı olmayı, başarıların arkasında alın teri olduğunu, insan ilişkilerinde hoşgörü ve inceliğin önemini hocam sayesinde öğrendim.

Bugün sahip olduğum pek çok değer, onun öğütlerinin bir yansımasıdır. Bugün, hocama olan minnettarlığımı bu kelimelerle ifade etmek istiyorum. Hayatımda bir dönüm noktası olan rehberliği ve hocalığı için ne kadar teşekkür etsem azdır. Onunla geçirdiğim her an, bana kalıcı bir miras... Öğrencilerinden biri olarak bana kazandırdığı güzel hasletleri başkalarına aktarmayı kendime bir görev biliyorum. Çünkü iyi bir hocanın en büyük duası, öğrencisinin erdemli bir hayat yaşamasıdır. Binaenaleyh, Zafer Hocam benim için bir rehber, bir rol model ve insan olmanın en güzel örneği. Sözleriyle olduğu kadar hâliyle de öğreten, sadece kulaklara değil kalplere de hitap eden bir bilge… Ona sonsuz teşekkürlerimi sunuyor, yaşamı boyunca sağlık, mutluluk ve başarılar diliyorum. İyi ki varsınız, iyi ki hayatımdasınız kıymetli hocam.