ALLAH’IN İNSANLA İLGİLİ TAKDİRİ VE BUNUN HİKEMî YÖNÜ

HZ. YUSUF ÖRNEĞİ


Prof. Dr. İbrahim Hilmi KARSLI

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

 

Yüce Yaradan, insanı yaşadığı bu hayatta tesadüfen gelişen olayların seyrine bırakmamıştır. İnsanların çoğunlukla tesadüf, şans ve talih olarak değerlendirdiği olaylar, Allah’ın takdiri dışında değildir. Bu anlamda O’nun her bir insanla ilgili çizdiği bir yol haritası vardır. (Hadid, 57/22.) İfade yerinde ise belirlenen bu güzergâhta insan imtihan edilir. Güzergâhtaki keskin virajlar, dar yollar, çukurlar vb. engeller önceden belirlenmiştir. Bu güzergâhı hazırlayan ve orada insanın hangi olay, olgu ve musibetlerle imtihan edileceğini belirleyen Yüce Yaradan’dır. İnsanın kendi yol haritası ile ilgili bir bilgisi yoktur. Ancak Kur’an’da bu bağlamda Hz. Yusuf’un gördüğü rüya ve Hz. Musa’nın annesine oğluyla ilgili verilen ilham dikkatimizi çeker. Bu iki güzide peygamberin hayatında Allah’ın insanla ilgili takdirinin nasıl işlediğini görme fırsatı buluruz. (Yusuf, 12/4 vd.; Kasas, 28/7-13.)  

Kıssada Hz. Yusuf’un, Rabbi tarafından seçildiği ve ona “rüyaların tevili”nin öğretildiği belirtilir. (Yusuf, 12/6.) Hz. Yakup’un, oğlu Yusuf’a duyduğu sevgi ve kardeşlerinin ona haset etmesi, kıssada art arda gelen gelişmelerin başlatıcısı olur. (Yusuf, 12/8 vd.) Şeytanın da kışkırtmasıyla kardeşlerinin Yusuf’a duydukları haset feci şekilde tahrik edilir. Ardından ilahi hikmetle kurgulanmış, birbirini takip eden bir dizi olay meydana gelir. Sanki bu sevgi ve haset olmasa böyle bir hayat yaşanmayacaktı. Aslında bizim hayatımızda da pek fark edemediğimiz böyle nice duygular rol oynamaktadır.

Hz. Yakup, çocukları Yusuf ve Bünyamin’e karşı üvey kardeşlerinin duyduğu hasetle ilgili ciddi kaygılar taşıyordu. Ama onların ısrarları karşısında fazla direnemedi ve çocuklarını onlara teslim etti. Bu, Allah bilir, Hz. Yusuf ve ailesi ile ilgili çizilen ilahi takdirin bir cilvesi idi. Ancak surenin başında

Hz. Yakup’un, oğlu Yusuf’un rüyasını yorumlarken onun seçileceğine ve sonunun hayırlı olacağına işaret etmesini de unutmamak gerekir. (Yusuf, 12/6.) Yine Yusuf’un hayat yolculuğunda rotanın su kuyusundan bir başka yere değil de Mısır’a doğru yönelmesi ve orada da vezir tarafından kendisine sahip çıkılması da dikkat çekici değil mi? (Yusuf, 12/21.) Böylece Hz. Yusuf, başta gördüğü rüyanın kendisine verdiği müjdeye doğru adım adım ilerledi.

Kardeşleri önce Hz. Yusuf’u öldürmeye karar verir, sonra gelen bir teklif üzerine onu oy birliği ile kör bir kuyuya atarlar. (Yusuf, 12/15.)

Hz. Yusuf, kuyunun yalnızlığında korku ve kaygılarla boğuştu. Ama Allah ona parlak bir gelecek takdir etmişti. Nitekim kuyunun karanlığında ilham ışıkları ile buna işaret edildi. (Yusuf, 12/15.) Neticede kuyu âdeta onun için, kudret ve itibarın yaşandığı Mısır ülkesine açılan bir kapı oldu.  

Bir kervan geldi, kovalarını kuyuya salınca bir de ne görsünler, bir çocuk! Şaşkınlıkla bunu birbirlerine müjdelediler. Bir ticaret malı gibi kervanın bir tarafına saklayıp yola koyuldular. Mısır’a varınca yok pahasına onu köle olarak sattılar. Satın alan kimse, karısına, “Ona iyi bak. Belki bize faydası dokunur veya onu evlat ediniriz.” dedi. Bu şahıs, Mısır’da üst düzey devlet adamlarından biriydi. (Yusuf, 12/21.) Aile, Yusuf’u köle olarak değil evlat olarak sahiplendi. Allah’ın planı işte böyle yürüyordu. 

Hz. Yusuf’un önce vezirin kalbine ardından da sarayına yerleşmesi, Allah’ın onunla ilgili takdirinin bir parçası idi. Bu, hiç kimse tarafından değiştirilemezdi. (Yusuf, 12/21.) Çünkü hükümranlık yalnız Allah’a aitti. (Yusuf, 12/67.) Demek ki olaylar Allah’ın ilminde bilinen bir hayat hikâyesinin safhaları olarak gelişiyordu. İnsanlar plan yapar ama neticede Allah’ın takdirinden başkası olmaz. (Âl-i İmran, 3/54.)

Yusuf, Mısır’da her türlü imkâna sahip bir saray ortamında yaşadı. Allah onun için kuyuyu da sarayı da; acıyı da tatlıyı da tecrübe etmeyi dilemişti. Nitekim ayette Allah, “…İşte böylece biz Yusuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik.” buyurur. (Yusuf, 12/21.)

Ayetin devamında Hz.Yusuf’un hayatındaki bu yükselişin önüne geçilemeyecek ilahi bir tasarruf olduğu şöyle ifade edilir: “Allah işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” Bu bildirimler, Allah’ın hesabının bütün hesapları kuşattığı ve kendi iradesi istikametinde bunların yeni işlevler kazandığını bizlere hatırlatır. Ama insanlar yaşadıkları bu olayları sadece birtakım sebep ve şahıslara bağlar ve ilahi kudretin arkasındaki hikmeti çoğunlukla fark edemezler. Allah, kuyuda ona yalnızlığı ve ölümü derinden hissettirdi. Bu bir tevekkül eğitimiydi. Ardından her türlü imkân ve nimetin bulunduğu sarayda onu ağırladı. Bu da refaha ve lükse boğulan bir ortamda Allah’a olan sadakatini koruma terbiyesi idi. Böylece düşüşte ve yükselişte, Hz. Yusuf hep test edildi.

İmtihanlar devam ediyordu. Bu sefer karşısında kendisine vurulan vezirin eşi vardı. Odasına çağırarak Yusuf’la birlikte olmak istedi. Yusuf’un işi bu sefer de çok zordu. Çünkü heyecanları zirvede bir delikanlı idi. Bir ara şeytani vesveseler zihnini yoklar gibi oldu. Ama Allah’a sığındı ve O’nun basiretini açan desteğiyle bunu atlattı çünkü o ihlaslı bir kuldu. Kadının tuzağından kurtulmuştu ama onun baskı ve iftirasından kurtulamadı. (Yusuf, 12/23-30.)

Vezirin karısı, teklifini kabul etmemesi hâlinde Yusuf’u hapse atmakla tehdit etti. Ama o, “Zindan bana, bunların beni davet ettiği şeyden daha sevimlidir.” dedi. (Yusuf, 12/31-35.) Böylece Allah’a inanmanın ne demek olduğunu bizlere gösterdi. Hapis onun için tevhid ve peygamberlik eğitiminin bir okulu oldu. Burada rüyaları yorumlama yeteneğiyle meşhur oldu. (Yusuf, 12/35-41.) Allah bunu vesile kılarak onu hükümdarla buluşturdu. Çünkü onun kaderinde Mısır’da parlak bir gelecek kaydı çoktan düşülmüştü.

Kıskançlık, kardeşlerin ihaneti, kuyuya atılma, köle olarak satılma, saray hayatı, Aziz’in eşinin entrikası, zindan mahkûmiyeti, rüya tabirciliği; evet, bütün bunlar Hz. Yusuf’a çizilen yol haritasında âdeta bir zincirin halkaları gibi birbiriyle irtibatlı olaylardı.

Hz. Yusuf kendisine müjdelenen mutlu sonun arifesinde bulunuyordu. Hükümdarın gördüğü rüyayı tabir etmesi, hapis hayatından kurtulmasını sağladı. Hükümdar büyük imkânlar vererek onu hazinenin tek yetkilisi olarak yanına aldı. Böylece Yüce Allah, Mısır’da ona güçlü ve güvenli bir konum bahşetti. Ancak bu sabır, tevekkül ve teslimiyetle geçen on yılların mükâfatıydı. (Yusuf, 12/42-56.) 

Hz. Yusuf’un akıllı yönetimi sayesinde Mısır ve çevre ülkelerde kıtlık yılları kolaylıkla aşıldı. Bir zamanlar kendisine ihanet edip izini ortadan kaldıranlar şimdi zahire satın almak için ona gelip el açmışlardı. (Yusuf, 12/57 vd.) Bu, Allah’ın, zalimlerin planlarını yıkıp mahza hayır olan kendi planını gerçekleştirmesinin bir örneği idi. (Âl-i İmran, 3/54.) Tablo, zalimlerin bir gün gelip mazlumlar karşısında nasıl boyun büktüklerini de bizlere anlatmaktadır.

Hz. Yusuf için hazırlanan ilahi takdir planında insana kapalı kalan birçok hikmetler vardı. Öyle ki Hz. Yakup’un Bünyamin’i Mısır’a getirme arzusu gerçekleşmiş oldu. Çünkü kaderin üstünde bir kader, her ilim sahibinin üstünde de daha iyi bilen biri vardır. (Yusuf, 12/76.)

Kardeşlerinden sonra Hz. Yusuf’un anne ve babası da Mısır’a geldi. Hz. Yusuf, Rabbinin kendisine büyük lütuflarda bulunduğunu, Rabbinin her şeyi bildiğini, her ne yaparsa güzel yaptığını söyledi. (Yusuf, 12/100.) Ayetin sonunda “latif”, “alîm” ve “hakîm” sıfatları geçer. Bunlar, Allah’ın Hz. Yusuf’la ilgili takdirinin ne denli sezilmez, ince bir hesapla dokunduğuna işaret etmektedir.

Sonunda rüyanın tevili gerçekleşti. Böylece kıssanın başı ile sonu tam bir uyum içerisinde birbirine bağlandı. Bu bile arada yaşanan bütün olayların bir tesadüf olmadığı ve belirli bir hedefe yönelik ilahi bir takdir olduğunu bizlere anlatmaktadır.                                                 

Kıssada olayların akışında birçok psikolojik, fizyolojik duygu ve dürtüler etkili olmuştur. Bu bağlamda Hz. Yusuf’a duyulan aşırı kıskançlık, onun büyüleyici güzelliği, kadının onunla birlikte olma isteği, entrikaları, intikam alma hissi, Hz. Yusuf’un hapisten çıkmasının unutulması, hükümdarın rüyasını ondan başkasının yorumlayamaması, bunlar arasında zikredilebilir. Bütün bunlar, Allah’ın Hz. Yusuf’u imtihan etme, zorluklarla eğiterek onu peygamberliğe hazırlama hedeflerinin planlanmış bir parçasıdır. Çünkü olaylar bir hikmet istikametinde cereyan etmekte ve sonunda da buna varılmaktadır.  

Bütün bu süreçte gerek Hz. Yusuf gerekse kıssada yer alan diğer şahıslar, ahlak ile ahlaksızlık, merhamet ile zalimlik arasında tercihlerde bulundular. Böylece sevap veya cezayı hak ettiler. Mesela şirke batan insanlar kaybetti, Hz. Yusuf’la beraber tevhide bağlananlar kazandı. İhanet eden kardeşler büyük günah işledi, onları affeden Hz. Yusuf sevap kazandı. İffete aykırı davranan kadın, Allah’a isyan etti, ona karşı iffetini koruyan Hz. Yusuf, Allah’ın rızasını kazandı. Kısaca burada Allah’ın takdiri ve insanların cüz’i iradeleri ortaya çıkmıştır. Bu plan çerçevesinde insanlar tercihleriyle katıldıkları çeşit çeşit imtihanlardan geçtiler.

Burada biz Hz. Yusuf’un kader planı üzerinde yoğunlaştık. Ama bu ve benzeri takdirler sadece peygamberlere mahsus değildir. Farklı tarzlarda da olsa her bir insan, bu tür süreçlerden geçmekte, acı tatlı çok yönlü denemelere maruz kalmaktadır. Elbette ki peygamberler büyük davaları gerçekleştirmek üzere gönderilmişlerdir. Dolayısıyla onlar, bu vazifeleri ile orantılı imtihanlardan geçmişlerdir. Hz. Yusuf’un yaşadıkları, Allah’ın takdiri ve hikmeti bağlamında insanlar için bir örneklik oluşturmaktadır. Mesela Hz. Yusuf, ihanete uğrama, kuyuya atılma, orada yaşadığı korkular, saraydaki kadınların fitnesi, hapis hayatı, anne baba hasreti ve yönetimde adaletli olup olmama ile imtihan edilmiştir. İnsanlar da hastalıklar, sevdiklerini kaybetme, yalnızlık, işgal, iflas, can güvenliği, açlık, kıtlık, makam, servet, şöhret vb. konularda imtihan edilebilmektedir. Bütün bu zorlu yolculukta insana düşen, Hz. Yusuf gibi sabrı kuşanmak, tevekkülle Allah’a bağlanmak ve teslimiyetle ilahi rızaya odaklanmaktan başkası değildir.