MEVLANA’DAN HİKÂYELERLE ÇOCUKLARDA

AHLAK EĞİTİMİ

 

Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ

Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi

 

Miladi XIII. yüzyıl, İslam dünyasının Moğol istilalarıyla sarsıldığı, şehirlerin yakılıp yıkıldığı, medeniyetin köklerinden tehdit edildiği bir fetret devri olmuştur. Bu karanlık tabloda, Müslüman toplumların gönlünü derin bir ümitsizlik ve karamsarlık kaplamış, hatta İslam kültür ve medeniyetinin geleceğine dair kaygılar giderek artmıştır. İşte böyle bir hengâmede Mevlana, sessiz kalmamış; kalemiyle, kelamıyla ve gönül diliyle büyük bir direniş sergilemiştir. O, kötümserliğin hâkim olduğu bir toplumsal yapıya yeni bir diriliş nefesi üflemek için eserlerini âdeta birer umut meşalesi kılmıştır. “Düne ait ne kadar söz varsa dünle beraber gitti cancağızım; şimdi yeni şeyler söylemek lazım…” hitabının bir gereği olarak eserlerinde âlimden cahile, çocuktan yetişkine, çobandan çiftçiye, testiciden marangozuna kadar herkesin anlayabileceği berrak bir dil kullanmıştır. Özellikle Mesnevi’sinde, “fabl” türü hikâye ve masallara yer vererek hem çağdaşlarını etkilemiş hem de kendisinden sonra gelenlere ilham kaynağı olmuştur.

Fabl türü, insan hayatına dair ibretlik olayları insan dışındaki varlıklar üzerinden sembolik bir üslupla aktaran edebî bir anlatım biçimidir. Didaktik yönü ağır basan ve dramatik öğeler de taşıyan fabl, köken itibarıyla Latincede “hikâye” ve “masal” anlamına gelir. Bu türün en belirgin özelliği, ahlaki temaları alegorik öyküler aracılığıyla işlemeye elverişli olmasıdır. Fabllardaki sembolik tiplemeler ile gerçek insanlar arasında sürekli bir paralellik kurulur; böylece okuyucu kendi hayatına dair mesajı bu dolaylı anlatım içinde bulur. Fabl, çoğu zaman manzum biçimde kaleme alınsa da nesir örnekleri de mevcuttur. Anlatılmak istenen ders veya öğüt ise ya hikâyenin sonunda ya da kahramanlardan birinin ağzından dile getirilir. (Dr. Ferhan Oğuzkan, Çocuk Edebiyatı, Anı Yay., Ankara, 1997.) Türk İslam edebiyatının en nadide eserlerinden biri olan Mevlana’nın Mesnevi’si de bu türden hikâyelerle doludur. Mevlana, fabl ve hikâye tarzındaki anlatılarında dinî ve ahlaki öğütleri ustalıkla işlemiştir.

Bilindiği üzere, çocukların zihinsel gelişiminde ve onlara ahlaki değerlerin kazandırılmasında etkili yöntemlerden biri de hikâye ve masallardan yararlanmaktır. Bu tür anlatılar, çocukların hayal gücünü ve geniş ufuklu düşünme yetisini beslediği gibi aynı zamanda onları, kahramanların fedakârlık, cesaret, sevgi, merhamet, iyilikseverlik ve paylaşma gibi erdemli davranışlarıyla özdeşleşmeye yöneltir. Zira çocuklarda sahiplenme ve örnek alma duygusu oldukça güçlüdür. Bu açıdan bakıldığında şiir ve hikâyeler, değerli birer eğitim aracıdır. Mevlana da Mesnevi’sinde ahlaki değerleri kazandırmak amacıyla pek çok fabl türü, hikâye ve masala yer vermiştir. Onun şiir, hikâye ve masallarında, çocukların zihinsel, ruhsal ve ahlaki gelişim süreçlerinde olumlu bir yol izlemeleri gerektiği sıkça vurgulanır. Bu eserlerin temelinde ise bilgiye dayalı insan sevgisi bulunur. Nitekim insan, bir varlığı ancak onu tanıdığı ve özelliklerini kavradığı ölçüde sevebilir. (Mevlana, Mesnevi, [çev. Veled İzbudak] İstanbul, 2004, II, 116 [1528–30].)

Mevlana’nın gerek masal gerekse hikâye tarzı anlatımı, Kur’an’dan beslenmektedir. Zira Kur’an-ı Kerim’de de çeşitli darbımeseller, kıssalar ve analojiler yer almakta; bunların amacı ise insanları, iyiyi eyleme dönüştürmeye teşvik etmek ve kötülükten uzaklaştırmaktır. Mevlana da bu yöntemi takip ederek Mesnevi’sinde birçok hikâye ve masala yer vermiştir. Onun hedefi, okuyucunun ya da dinleyicinin bu anlatılardan ahlaki dersler çıkarmasıdır. Nitekim kendisi, maksadının hikâye anlatmak olmadığını, asıl gayesinin “kıssadan hisse” olduğunu açıkça ifade etmiştir. (Mevlana Celâleddîn-i Rumi, Mesnevi-i Şerîf, Aslı ve Sadeleştirilmişiyle Manzum Tercümesi, [Haz. Âmil Çelebioğlu] İstanbul, 1967, III, s. 108/3000.)  Mevlana’ya göre hikâye bir ölçek, içindeki mana ise değerli bir tanedir; akıllı olan kişi taneyi alır, ölçeğe takılıp kalmaz. Bu benzetme bize, şeklin öze hizmet ettiğini gösterir. (Mevlana, Mesnevi, II, 259, [3631].) Yani anlatının biçimi de anlamla birlikte değer kazanır. Bu çerçevede, Mevlana’nın “ölçek” olarak gördüğü hikâye ve masallardan çıkarılan ahlaki sonuçlara, özellikle değer kazandırma açısından şu örnekler verilebilir:

Mevlana’nın Deve ile Farenin Arkadaşlığı adlı hikâyesinde, okuyucuya şu temel ahlaki dersler sunulur: İnsan, gurura kapılıp kendini üstün görmemeli; haddini, sınırlarını ve konumunu bilmelidir. Bu hikâyede Mevlana, her yaştan insana, “Kendi denginle boy ölçüş; develerle yarışmaya kalkışma!” mesajını iletir. (Mevlana, Mesnevi, II, 246, [3436-3450].) Nitekim atalarımız da “Emsaliyle müşerref olmayanın sesi, gökten gelir.” diyerek aynı gerçeğe işaret etmişlerdir. Yani kişi, kendi seviyesindekilerle uğraşmalı, kendisini aşan bir iddia ve kibre kapılmamalıdır. İnsan, varlık sahasında büyüklük taslamamalı ve kimseyi hor görmemelidir. Çünkü yaratılmış hiçbir şey boşuna var edilmemiştir. Gerçek yücelik, insanın tevazu sahibi olmasında gizlidir.

Mevlana’nın Mesnevi’sinde yer alan hikâyelerden biri de Tavşan ile Aslan kıssasıdır. Bu hikâyede verilmek istenen ana mesaj şudur: Güçlü görünen kimse, zayıfları yardımsız sanarak onlara zulmetmemelidir. Çünkü cismin büyüklüğü insana gerçek bir üstünlük kazandırmaz. Nice küçük varlıklar - sinek, pire, tahtakurusu gibi -insanı çaresiz bırakabilir; hatta gözle görülmeyen küçücük bir mikrop bile insanın hayatına son verebilir. Gerçek büyüklük, bedenin iriliğinde değil akıl ve ilimde; dükkânın genişliğinde değil gönlün enginliğindedir. Aslan, gururuna kapılarak pek çok hayvana zulmetmiş, aslında kendi kuyusunu kendi eliyle kazmış ve sonunda o kuyuya düşmüştür. Nitekim Mevlana’nın ifadesiyle, “Zalimlerin zulmü karanlık bir kuyu gibidir.” Bu nedenle hiç kimse kendi kudretine güvenerek güçsüz gördüklerini ezmemelidir. Çünkü üstünlük ancak Hak’tan gelir. İnsana düşen, nefsini kötülüklerden arındırmaktır. Nefsini temizleyen kimse tavşan gibi özgürlüğe kavuşur, arındıramayan ise aslan gibi tutkularının esiri olur ve kaybeder. Zira bir hayvan olan aslanla savaşmak kolaydır, fakat nefis aslanıyla mücadele etmek çok daha çetindir. Gerçek zafer, insanın içindeki o aslanı yenmesidir; işte o zaman hakiki özgürlüğe kavuşur. (Mevlana, Mesnevi, I, 133–134.)

Hz. Mevlana, Akrep ile Kurbağa’nın Dostluğu adlı hikâyesinde, insan tabiatlarının farklılığına dikkat çeker. Her insanın fıtratı doğrultusunda bir yaşam süreceğini hatırlatır ve huyu iyi olmayan kimselerin davranışlarına karşı daima tedbirli olunması gerektiğini vurgular. Bu nedenle insanlar arasındaki ilişkilerde her zaman belli bir ihtiyat payı gözetmek zaruridir.

Öte yandan Mevlana, Fare ile Kurbağa hikâyesinde dostluğun özüne dair derin bir mesaj verir: “Benzerin benzerle olan dostluğu” kalıcıdır; böyle dostluklar insana huzur ve güven sunar. Hikâye, bir yandan davranışlarımız ile iç dünyamız arasındaki ince uyuma da işaret eder. Zira fare ile kurbağanın arasındaki ilişki, farenin küçük bir hilesiyle gölgelenir. Eğer dostlukları samimi ve içten olsaydı karganın tuzağına düşmezlerdi… (Mevlana, Mesnevi, VI, 199–205.) Bu hikâyede anlatılanlar bize gerçek dostluğun yalnızca saf ve dürüst olana nasip olduğunu hatırlatır.

Sonuç itibarıyla Mevlana’nın masal ve hikâyeleri, her yaştan ve her kesimden insana hitap edebilecek evrensel bir niteliğe sahiptir. Özellikle kahramanların hayvanlardan oluşması, çocuklara, hem hayvan sevgisini aşılamak hem de bu figürler aracılığıyla özveri, adalet, doğruluk, ahde vefa gibi erdemleri; dostluk, yardımlaşma ve dayanışma gibi toplumsal değerleri öğretmekte yol gösterici bir rol oynayabilir. Nitekim bu hikâyelerde sonuç, çoğu zaman kahramanlardan biri tarafından dile getirilir. Böylece çocuklar da verilen mesajı kolaylıkla kavrar, aynı zamanda dil gelişimleri de desteklenmiş olur. Bu bakımdan günümüzde bizlere düşen görev, Mevlana’nın bu edebî mirasından hareketle modern çocuk edebiyatına yeni örnekler kazandırmaktır. Dahası, bu hikâyeleri çizgi filmler veya kısa metrajlı sinema eserleriyle beyaz perdeye aktarmak da mümkündür. Böylelikle çocuklarımız, hem eğlenceli bir öğrenme süreci yaşar hem de kendi kültür ve geleneklerimizle yoğrulmuş değerleri içselleştirerek geleceğe taşırlar.