LAHUTİ BİR YOLCULUĞUN SERENATI
Geleneksel
Musiki
Mefra Bilge DÖNMEZ
Bursa Osmangazi Kur’an Kursu Öğreticisi
Kâinatın ahengine kulak verebilen, mevcudatın kendine mahsus dillerini ulvi bir şehadet terennümü olarak duyabilen ruhların icra ettiği, insanı kanatlandırıp maveraya eriştiren bir sanattır musiki. Çeşitli isimlerle anılsa da aslında aynı istikamette yol alan, gayrılığında bile aynılık barındıran hoş sedalardan müteşekkil lahuti bir serüvendir. Musiki, Allah’ın kullarına bir hediyesidir ve daima bu şuurla icra edilmelidir.
“Kantemiroğlu musikiyi, ‘Çıkardığımız seslerin ölçülü bir zamanda bir usulün düzenine uyarak hareket edip belirli bir yerde karar kılıp durması ve işitme gücümüze zevk vermesi’ diye tarif ettikten sonra felsefeye göre akıl gücünün konuşabilen canlılara mahsus bulunduğunu ve musiki ilminin de akıl sahibi olmanın bir delili sayıldığını söyleyerek Yüce Yaratıcı’nın bu eşsiz hediyesini Âdemoğlundan başka hiçbir mahlukata bağışlamadığını ilave eder.” (Nuri Özcan, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 31, s. 257-261.)
Türk dinî musikisi, İslam medeniyetinden kaynağını alır ve yine onunla inkişaf etmiş bir şifa vesilesi olarak karşımıza çıkar. Günde beş vakit namaza çağrı olan ezan-ı Muhammedî, geleneksel Türk musikisine bir nevi ilham vesilesi olmuş ve ecdadımız her bir vaktin sedasını âlemin ve mevcudatın iştirak ettiği fıtri bir seremoninin tercümanı olarak bestelemiştir. Her vaktin insan ruhu üzerindeki etkisi de göz önünde bulundurularak farklı makamlarda icra edilmesi, dinleyenler üzerindeki tesiri azami mertebeye ulaştırır.
Keza tecvit ilmi ile ahengi aşikâr olan Kur’an tilaveti musikinin mihenk taşı olarak nice sırlar fısıldamıştır hakikat ehline. Peygamberi Efendimizin (s.a.s.), “Her şeyin bir süsü vardır. Kur’an’ın süsü de güzel sestir.” (İbn Hacer el-Heysemî, Mecmaü’z-zevâid, c.7, s.171.) buyruğu ile amel etmeyi vazife bilen, “Kur’an’ı seslerinizle güzelleştiriniz, çünkü güzel ses Kur’an’ın güzelliğini daha da artırır.” (İbn Mace, İkâmet, 176.) hadis-i şerifini uygulayan bir ecdadın gönlünde teşekkül etmiştir.
Geleneksel Türk musikisindeki nağmeler ruha itidal ve feyz bahşeden, duyguları istikamet üzere hemhâl eyleyen şifayab eserlerdir. “İç huzuruna vesile rast makamı, duygu ve düşünceleri canlandıran ilhama vesile acemşiran, derin ve ulvi duyguları, ilahi aşkı perçinleyen uşşak, zihni temizlemeye, vesvese ve korkuyu defetmeye vesile büzürk, kötü düşüncelerden uzaklaştıran neva makamı ile ruh âdeta bir şifahaneye erişir.” (Murat Balanlı, Titreşim Tıbbı, s. 202-203.)
Saba makamıyla ruha dokunurken sabah ezanı, uşşak makamı ile günün hengâmesinden kurtarıp Rahman’ın huzuruna çağırır öğle ezanı, sadık kulları. Asr vaktinde hüzne kapılan yürekler, rast makamında okunan ikindi ezanı ile serinler. Segâhla icra edilen akşam ezanı dünyanın fâniliğinden dem vururken günün sonunda hicaz makamıyla karar kılan yatsı ezanı ile bu harikulade sanatlı, ulvi çağrılar nihayete erer. Ruhları bayrama erdiren lahuti ses olan ezan-ı Muhammedî, her bir vaktin renk ve ahengini saklar sinesinde. İnce ve hassas ruhların dilefruz nağmeleri ile handan olur gönüller. Hiç bitmesin arzu eder dinleyenler.
Geleneksel Türk musikisine yön veren, katkıda bulunan nice musikişinasları saygı ve hürmetle yâd ederken, “dinî eserler içinde, özellikle cami musikisinin şaheserleri arasında bulunan segâh tekbiri ve salat-ı ümmiyyesi ile küçük bir ses alanı içerisindeki büyük ifade gücünün çarpıcı örneğini” (Nuri Özcan, TDV İslam Ansiklopedisi, c.19, s. 220-221.) sergileyen Buhurizade Mustafa Itri Efendi’yi rahmetle anıyor, bu kıymetli mirasa sahip çıkan, kadirşinas nesiller ile geleceğe özenle taşınmasını niyaz ediyoruz.