Prof. Dr. İbrahim Hilmi KARSLI:
“Hafızlarımızı, geleceğin âlim, arif, münevver ve sanat erbabı olarak yetiştirmemiz lazım.”


Söyleşi
Sema BAYAR

Sahabe-i kiramın Kur’an’la olan ilişkisinin günümüz hafızlık eğitimi açısından önemi nedir?
Bugünkü hafızlık uygulamalarını gerektiği şekilde değerlendirebilmek için ilk dönemlere bakmamız gerekiyor. Şunu görüyoruz: Hz. Peygamber döneminde Kur’an’la olan ilişki pratik ağırlıklıydı. Hatta rivayetlerde geçtiğine göre, on ayet ezberlenir, onun uygulaması konusunda bir mesafe alınmadan diğer ayetlere geçilmezdi. Hiç kuşku yoktur ki sahabeyi tarihin tanıdığı mümtaz ve bir diriliş kuşağı hâline getiren de onların bu hasletiydi. Bu, aslında bizlere, hafızlık eğitiminde bugün yeterince başaramadığımız Kur’an’la olgunlaşma ilkesini vermektedir. Bu konuyu yeniden düşünmemiz ve bir öz eleştiri yapmamız gerekmektedir.
Sahabiler arasında bugün anlaşılan anlamda bütünüyle Kur’an’ı ezberleyenler vardı. Ancak bunların sayısının pek fazla olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber, ashab-ı kiramdan Kur’an bilgisiyle ve ezberiyle öne çıkan ve Hz. Peygamber’in muallimlik görevi verdiği kimseler vardı. Bu bakımdan ashabın arasında Kur’an bilgisi ve ezberi değişik seviyelerde olan çok sayıda zevatın olduğunda şüphe yoktur.
Sonraki dönemlerde Kur’an eğitimiyle ilgili kavramlarda birtakım anlam değişiklikleri mi oldu?
Hz. Peygamber’den, “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerdir.” vb. hadisler nakledilmektedir. Gerek hıfza gerekse Kur’an’ı öğrenmeye teşvik eden hadislerde, esas amacın uygulama olduğu unutulmamalıdır. Çünkü Kur’an, birçok ayette belirtildiği şekilde anlamak ve itaat etmek için gelmiştir. Dolayısıyla Kur’an’ı öğrenmek, tertil, hıfz gibi kavramların sonraki asırlarda birtakım anlam değişikliklerine uğradığı anlaşılmaktadır. Konu, sanki Kur’an’ın sadece tecvitle okunması ve ezberine teşvik şeklinde anlaşılmıştır. Zaman içerisinde Kur’an’ın hıfzı, onu baştan sona ezberlemeye dönük müstakil bir eğitim faaliyetine dönüşmüştür. Sonuçta hafızlık, Kur’an’a verilen değerin bir yansıması olarak toplumsal hafızada oldukça yüce bir nitelik kazanmıştır.
Dünyada ve ülkemizdeki hafızlık eğitimleriyle ilgili neler diyeceksiniz?
Bugün Moritanya, Somali gibi bazı ülkelerde nüfusun yarısının hafızlardan oluştuğu belirtilmektedir. Bu uygulamalar elbette takdire şayan bir durumdur. Fakat bunun devamında yapılması gerekenler vardır. Bugün ümmetin, kendi medeniyetini inşa etmesi ve yeniden var olmasının ne denli önemli olduğu ortadadır. Öyle ise neden medeniyetimizin kaynağı Kur’an’ı ezberleyenler bu konuda öncü nesiller olmasın? Neden geleceğin âlimleri, aydınları, düşünürleri, bilim insanları, sanatçıları, edebiyatçıları başta Kur’an olmak üzere İslam’ın arı duru kaynaklarından beslenen hafızlar olmasın? Şu hâlde bu ümmetin hafızlığa yüklediği anlamı bir üst merhaleye taşımamız gerekmektedir. Elbette ki bu, onların mihraplarda, kürsülerde çok önemli görevler ifa ettiklerini göz ardı etmemiz anlamına gelmemektedir.
Şu an itibarıyla Başkanlığımıza bağlı kurslarda 83.000 civarında öğrencimiz, hafızlığa devam etmektedir. Ülkemizde 1975 tarihinden itibaren 207 bin civarında hafız belge almıştır. Bu, din eğitimi ve din hizmetleri açısından oldukça önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Teşkilatımızda müezzinlik, imam hatiplik, vaizlik, müftülük gibi atamalarda hafızlık her zaman önemsenmiş ve bir tercih sebebi olmuştur. Ancak geldiğimiz noktada Kur’an’ın muhtevasının anlaşılması, tebliği ve irşadı konularında hafızlık kaynağından çok daha fazla istifade etmemiz gerektiği de bir gerçektir. Çünkü yetişen hafız sayısına oranla Kur’an’ın muhtevasına hâkim, dolu dolu onu anlatan, donanımlı hoca sayısının yeterli olmadığını görüyoruz.
Bugün bütün mesele hafızlığa nasıl baktığımız ve hafızlardan beklentimizin ne olduğudur. Yani hafızlıktaki amaç nedir? Amaç, sadece Kur’an’ı ezberleyen insan yetiştirmekse bu netice elde edilir. Yok, eğer Kur’an ahlakına sahip hafızlar yetiştirmekse sistem ve uygulamalar buna göre olur, sonuçta da ideal hafızlar yetişir. Demek ki kurstaki atmosfer, verilen ideal ve ruh, son derece önemlidir. Kur’an’ın hedeflediği hafızlar bu millete vahyi mi öğretecekler, böyle bir fonksiyonları mı olacak? Yoksa hafızlık ismi kutsal bir nişane olarak mı taşınacaktır? Belki de zamanla unutulacak veya sadece onun tilavetiyle mi yetinilecektir?
Hafızlıktaki hedef, elbette ki vahyin içeriğinin ve örnek yaşantısının hafızlar yoluyla toplumun gündemine taşınmasıdır. İşte bu noktada hafızlıkla ilgili anlayış, beklenti ve amaçların gözden geçirilmesi ve tashihine ihtiyaç vardır. Ancak bu, yukarıdan talimatlarla gerçekleştirilecek bir durum da değildir. Aksine resmî, gayri resmî, hocasıyla yöneticisiyle bütün paydaşların bunun bir ihtiyaç olduğuna inanmaları gerekiyor.
Burada bahsettiğimiz hedefler doğrultusunda Kur’an kursu hoca ve yöneticilerinin kendilerini yenilemeleri gerektiğini özellikle vurguluyorum. Şüphesiz ki onlar büyük bir gayret ve şevkle bu kutlu görevi yapmaktadırlar. Tarihten günümüze hafızlık eğitimine kendisini vakfetmiş, nice eli öpülesi insanları toplumumuz çok iyi tanır. Ancak bugün yaşadığımız ihtiyaçlar bize şunu söylüyor: Hocalarımızın, bir eğitimcinin sahip olması gereken formasyon ve vahyin muhtevası konularında kendilerini sürekli geliştirmeleri gerekmektedir. Çünkü onlar, sadece Kur’an’ı ezberleten kimseler değil, aynı zamanda Kur’an’a hizmet sevdası ile dolu şahsiyetleri yetiştirenlerdir.
Hafızlarımız ne yazık ki Kur’an’ın muhtevasını neredeyse hiç bilmiyorlar. Bu, bir sorun değil mi? Muhteva sonraki iş deniyor. Peki, sonradan kaç hafızımız Kur’an’ın muhtevasını öğrenmeye yöneliyor? Şu hâlde lafzını ezberleyen hafızların zihnine ve kalbine de Kur’an’ın dokunması gerekmiyor mu? Çünkü zihne dokunmayan ezber, Kur’an’ın zihniyetini oluşturamaz. İşte bu noktada hocalarımızın rehberliği çok önemlidir. Onlardan, Başkanlığımız tarafından hazırlanmış, Lafzın Hamili, Mananın Amili Hafız kitabını hafızlık süresince takip etmelerini istiyoruz.
Bugün vahyin muhtevasından öğrenciyi haberdar etmek oldukça kolaydır. Belirli günlerde bir yarım saat da ayrılamaz mı? Dolayısıyla bu, zannedildiği gibi hafızlığı engelleyecek bir durum değildir. Öğrenciler, usulüne göre verilecek vahiy bilgisinden hiç şüphesiz ki istifade edeceklerdir. Başlangıç olarak kıssaların anlatılması bir yöntem olabilir. Bugün ilgili kitap ve materyaller konusunda bir sıkıntı da yoktur. Öyle ise bütün mesele, hocalarımızın bir sorumluluk olarak bunu üstlenmeleridir.
Bugün hafız sayısı ve nicelik konusunda bir sıkıntı yok, artık zaman nitelik zamanıdır. Kur’an’ın yükünü kaldıracak, ideal ve mefkûre sahibi hafızları nasıl yetiştirebiliriz? Burada biz teşkilat olarak bütün yetkili birimlerimizle bahsedilen konuda yönlendirmelerimizi yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Konuyla ilgili geniş katılımlı ve verimli bir çalıştay düzenledik. Burada varılan sonuçlara göre adımlarımızı atacağız.
Öğrencilerin hafızlığı severek yapmaları çok önemlidir. Bunun için de yerelde onlara yönelik sosyal, kültürel etkinliklerin artırılmasına ihtiyaç vardır. Ayrıca belirtmemiz gerekir ki hafızlık tespit imtihanlarında başarılı olan öğrencilerin bir ideal kazanmaları açısından umre, yurt dışı ziyaret ve eğitim burslarının sağlanması önem arz etmektedir. Bu noktada hem merkez teşkilatı hem de iller bazında birtakım imkânların oluşturulması gerekiyor.
Hafızların dinî yüksek tahsile devam etmeleriyle ilgili görüşleriniz nelerdir?
Hafızların dinî yüksek tahsile devam etmeleri veya bu süreçte hafızlık yapmaları son derece önemlidir. Hafızların hukuk, siyasal, tıp, mühendislik vb. alanlara gitmeleri, genelde dindar çevrelerde memnuniyetle karşılanmaktadır. Bunun nedenleri üzerinde duracak değilim ancak belirtmek isterim ki bunun getirisi ve götürüsü tartışılmalıdır. Bir defa, korunması büyük gayret isteyen hafızlığın unutulma ihtimali çok büyük oranda artmaktadır. Ne yazık ki hafızlık burada bir defa yapılan ama birkaç sene geçmeden unutulan bir hatıraya dönüşmektedir.
Diğer taraftan, bugün insanların vahiy bilincine sahip olmaları son derece önemli hâle gelmiştir. Zihniyetler Kur’an ve onun bir uygulaması olan sünnet tarafından değil, aksine yaygın seküler anlama kodları tarafından oluşturulmaktadır. Burada imanın esasları, İslam’ın beş şartı, haramlar ve Kur’an’ın yüzünden okunmasının öğretilmesinin ötesinde bir şey söylüyorum. Bu zihniyet eğitimini de İslami ilimler metodolojisine sahip ve Kur’an’ın dilini bilen hafızların, çok daha etkili bir şekilde yapacaklarında şüphe yoktur.
Hafızlarla ilgili yeni bir gelişme var, Kur’an eğitim merkezleri açılmaktadır, bu konudan bahseder misiniz?
Şu anda üzerinde çalıştığımız en önemli konu, Kur’an eğitim merkezleridir. Bunlar oldukça önemli bir imkân olup ülkemizde yirmi yerde, hafızlığını tamamlamış ve imam hatip liselerinde okuyan öğrencilere yönelik olarak açılacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı ile gerçekleştirilen protokol çerçevesinde çalışmalar yürütülmektedir. İmtihanlarla alınacak öğrenciler, bu merkezlerde İslami ilimleri kendi seviyelerine göre Arapça kaynaklardan öğreneceklerdir.
Örgün eğitimle hafızlık projesinin geleceği hakkında neler söyleyeceksiniz?
Bu, teşkilatımızda görev yapan öğreticilerle devam etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın da önemsediği bir projedir. Buradan mezun olan öğrencilerin büyük çoğunluğu din eğitimi ve din hizmetlerine değil de diğer alanlara yönelmektedirler. Bu bir yönüyle dezavantaj olarak görülebilir. Ancak bu durum iyi değerlendirilirse medeniyetimizin geleceği açısından bir avantaja dönüştürülebilir.
Şöyle ki İslam dünyasında eğitim sistemlerinde din-bilim kopukluğu son asırların en temel problemidir. Yine Müslüman toplumlarda sekülerizmin rüzgârına kapılmış bir okumuşlar kesimi vardır. Eski tabirle bunlar münevver olarak isimlendirilir, ne var ki nurun kaynağı olan Kur’an’ı bilmiyorlar ve oradan beslenmiyorlar. İşte bu noktada iki yönlü yetişmek önemlidir. Fakat bu, zannedildiği gibi belirli bir bilim alanında okuyanların, sadece hafızlık yapmış olmalarıyla gerçekleşecek bir durum değildir. Aksine Arapça bilmeleri ve Kur’an’ın muhtevasına sahip olmaları da gerekiyor. Bunun için de yan dal olarak İlahiyat/İslami ilimler alanında tahsil görmeleri önem arz etmektedir. Bugün sistemin böyle işlemesi konusunda çalışmalar yapmak gerekiyor. Yoksa daha önce de ifade ettiğimiz gibi bir hedef belirlemeksizin ve buna yönelik proje ve eğitim programları gerçekleştirmeksizin salt hafız sayısını çoğaltmak, medeniyetimiz açısından istenilen neticeyi vermeyecektir.
Diğer taraftan bahsedilen proje çerçevesinde bazı fen ve sosyal bilimler imam hatip liselerinde hafızlık yapılmaktadır. Teklifimiz, bu okullardaki öğrencilere Kur’an’da geçen yaratılış, tabiat ve sosyal bilimlerle ilgili ayetlerin açıklamasının ehil hocalar tarafından yapılmasıdır. Çünkü bu alanlarda yüzlerce ayet olup esas olan bunların işlenmesidir. Böylece öğrenciler, Kur’an’ın medeniyet perspektifinin değişik boyutlarını da görmüş olacaklardır.
Dinî ilimlerin tahsilinde hafız olmak ne tür kolaylık ve avantajlar sağlamaktadır?
Bir hafızın dinî ilimleri okuması, çok yönlü faydalar doğurmaktadır. Mesela hıfzını koruma konusunda önemli bir avantaj yakalamaktadır. Yine bilindiği gibi dinî ilim ve hayatın temeli Kur’an’a dayanmaktadır. Dolayısıyla hafızların Kur’an’ı ezbere bilmesi, dinî yüksek tahsilde, başta Arapça olmak üzere oldukça önemli bir imkân sağlamaktadır. Bir konuda hafız olmayan birisi güçlükle bir ayet hatırlıyorsa hafız üç beş ayet okuyabilmektedir. Dinî ilimlerde, akademik çalışmalarda, kariyer basamaklarında hafızlık âdeta bir lokomotif görevi görmekte ve hafızı sürükleyip götürmektedir. Özgüvenin ve yapabilme cesaretinin kaynağını oluşturmaktadır.
Hafızların sorumlulukları bağlamında neler söylemek istersiniz?
Bugün çoğunlukla hafızlık belgesi almakla işin bittiği zannedilmektedir. Daha kolay meslek sahibi olmak mülahazasıyla konuya yaklaşılmaktadır. Yine güzel sesli hafız olmak, en büyük hayallerdendir. Ülkemizde Aşere-i Takrib okuyanların sayısı da gittikçe artmaktadır. Ancak sadece tilavetle ve onun eğitimiyle Kur’an’a karşı olan görevin yapıldığı zannedilmemelidir. Çünkü bütün mesele, onun anlam haritalarıyla kalp dünyasının ve amelî hayatın güzelleştirilmesidir. Bu anlamda hafızlık, Yüce Mevla ile kurulan ve hafızın iç dünyasında saklayıp büyüttüğü çok özel bir bağın adıdır. Hafız, sahip olduğu bu eşsiz hazinenin kadr ü kıymetini bilen ve büyük düşünendir. Dolayısıyla her daim vahyin diriltici atmosferini insanlara taşıyandır.