KLONLAMA:
İNSANDA AŞKIN ÖZÜN YOK OLUŞU
Prof.Dr. Bilal SAMBUR
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi
Tıp, biyoloji ve genetik alanlarında kaydedilen teknolojik gelişmeler, insanın genetiği dâhil bütün biyolojik ve ruhsal yapısını ve varlığını şekillendirme düzeyine gelmiş bulunmaktadır. Bilimin, felsefenin, sanatın, edebiyatın ve dinin belki de en önemli sorusu, insan olmak ne demektir sorunu ve sorusudur. İnsanın varoluşsal doğasının teknoloji tarafından değiştirilecek ve düzenlenecek teknolojik düzeye varılması, insan olmak ne anlama gelmektedir sorusuna artık alışılageldik söylemlerle cevap vermeyi imkânsız hâle getirmektedir. İnsanın biyolojik varlığını şekillendirmeye ve dizayn etmeye kalkan en önemli gelişmelerin başında klonlama dediğimiz durum gelmektedir. Klonlama, insanın veya bir başka canlının genetiği olmak üzere biyolojik yapısının bir başka varlık olarak aynen kopyalanması ve var edilmesi anlamına gelmektedir. Günümüzde genlerimizin, hücrelerimizin ve bütün organizmamızın klonlanması için girişimler yapılmaktadır. Klonlama teknolojisi sayesinde insanın varlığının en iç derinliklerine ulaşılabilmekte, genetiği dâhil bütün biyolojik unsurlarına müdahale edilebilmekte, genleri alınabilmekte, değiştirilebilmekte, düzeltilebilmekte veya şekillendirilebilmektedir. Klonlama, insanın bireyselliğini ve genetik özgünlüğünü ortadan kaldırmaktadır.
Klonlama, insanın biyolojisinin içini ve dışını kontrol edememesi, biyolojik varlığı üzerinde söz ve karar verme imkânını kaybetmesi anlamına gelmektedir. Klonlama, artık özgün ve biricik varlık olma statümüzün kaybolduğu ve kendimiz gibi birçok aynılarımızın veya benzerlerimizin olduğu yeni bir döneme girdiğimiz anlamına gelmektedir. Klonlama, özgün bireysel insanlığımızı ortadan kaldıran bir gelişme olarak aslında insan olmak ne anlama gelmektedir sorusunun bizzat kendisini anlamsızlaştırmakta ve ortadan kaldırmaktadır. Klonlama, insanlığın ortak fıtratını ve varoluşsal bireyselliğini elimine etmektedir. Özgün bireysel insanlığımızı ortadan kaldıran klonlama, insan olmamak ne anlama gelmektedir şeklinde yıkıcı ve kaygı verici bir sorunu ortaya çıkarmaktadır.
Klonlamanın özgün bireysel insanlığımızı ortadan kaldırması, aslında bütün insanların ölçüleceği ve değerlendirileceği standart ve sürü bir insanlığın ortaya çıkması tehlikesini gündeme getirmektedir. Belirli standartlara ve ölçülere göre insanların klonlanması, cinsellik, evlilik, eğitim, siyasal ve sosyal tercihler dâhil insana dair her şeyin klonlanması, belirlenmesi ve dizayn edilmesinin önünü açabilir. Klonlama, sadece biyolojimize, bedenimize ve genetiğimize yapılan bir müdahale değildir. Klonlama, cinselliğimize, ilişkilerimize, toplumsallığımıza, kültürümüze ve psikolojimize yapılan radikal bir müdahale anlamına gelmektedir.
Bütün insanlar, onur, özgürlük ve hak sahibi eşit bireylerdir. Bütün insanlar, bedenleriyle ve ruhlarıyla şerefli ve mükemmel bir varlıktır. Klonlama, insanın onurlu, özgür, hak sahibi eşit ve şerefli olma pozisyonunu sarsmakta, onu çok düşük seviyede bir nesne konumuna indirmektedir. Klonlanan insan, artık eski onurlu, özgün ve özgür birey değildir. Klonlanan insan, onuru, özgürlüğü ve hukuku ortadan kaldırılmış, düşük ve ezik bir canlı konumuna indirilmiş, taklit ve tekrar bir insan müsveddesi olarak anlaşılma ve algılanabilme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
İnsanın biyolojik, ruhsal ve sosyal varlığının korunması, geliştirilmesi ve yenilenmesi, felsefe, bilim, sanat ve ahlak başta olmak üzere bütün insani tecrübe alanlarının arzuladığı ve amaçladığı bir durumdur. Din, insanın biyolojik ve ruhsal varlığına, yaratılışına yapılan bilimsel ve teknolojik müdahalelere mesafeyle yaklaşır. İnsanın biyolojik varlığını değiştiren teknolojiler, aslında insanın varlığına ve yaratılışına yapılan müdahaleler ve manipülasyonlardır. Din, klonlama teknolojisinin insanı muharref, düşük bir varlık seviyesine düşürmesinden kaygı duymaktadır. Bu yüzden insanı tahrif eden her türlü girişime ve teknolojiye karşı insanın mükemmel yaratılışının, aşkın özünün ve insan onurunun korunmasını savunmaktadır.
İnsanın ve diğer canlıların klonlanması, teknolojiyi ve bilimi ellerinde tutan kişilerin ve kliklerin insan olarak sınırlarını ve hadlerini aşmaları anlamına gelmektedir. İnsanın biyolojik yaratılışının değiştirilmesi ve başka bir varlık olarak taklit edilmesi, insani bir faaliyet değil Tanrı’ya ait yaratılış faaliyetidir. Klonlama, insanın insanı tekrar yaratmaya kalkması anlamında Tanrı’yı oynaması demektir. Klonlama, insan ve Tanrı arasındaki sınırların buharlaştığını ve insanın insanüstü yeni güçleri kullanmaya kalktığını gösteren bir girişim ve faaliyettir. İnsanın insanı tekrar yaratmaya kalkması, hiç kimsenin asla girişmemesi gereken bir teşebbüstür. Klonlama gibi insanın sınırlarını aştığı ve Tanrı’yı oynamaya kalktığı azgınlık durumları, insanın bilgisini, emeğini, yeteneğini ve gücünü boşa harcamaktan başka bir sonuç doğurmamaktadır. İnsan, Tanrı’yı oynama sapkınlığından ve saplantısından vazgeçmelidir. Klonlama gibi insanın Tanrı’yı oynamaya kalktığı girişimler, insanın saplantılı ve sapkın durumunu derinleştirmekte ve anormalleştirmektedir. İnsanın biyolojik, psikolojik ve sosyal iyilik hâlini ve sağlığını korumak için klonlama gibi azgınlıklardan uzaklaşması ve arınması gerekmektedir.
İnsan, muhteşem bir biyolojiyle donatılmıştır. Onun biyolojisinin arkasında derin varoluşsal temeli ve âlemi olan ruh bulunmaktadır. Yunus’un ifadesiyle insanda, “bir ben vardır bende, benden içeru.” Klonlama kişinin dış beni olan bedenini ve iç benini ikinci varlık olarak yeniden taklit edilerek yaratmaya kalkmak, insana mutluluk, huzur, barış ve esenlik getirmemektedir. Klonlama gibi insanın sınırlarını aştığı girişimler, beşeriyeti, varlığı ve geleceği konusunda derin endişelere, korkulara ve kaygılara sevk etmektedir.
Tanrı’yı oynamaya kalkmak, Tanrı’nın yapabileceği faaliyetleri, insanın yapmaya kalkması demektir. İnsanın Tanrı olma oyunu, Tanrı kadar bilgili, cömert ve yaratıcı olmak için Tanrı’yla rekabet içinde olması demektir. Klonlama gibi girişimlerle insanın tanrıcılık oynaması, aslında insanın doğayla ve canlılarla olan barış ve denge içinde olma şeklindeki fıtri sözünü ve sözleşmesini bozması anlamına gelmektedir. Klonlama, insanın kendisi ve diğer canlılar üzerinde tam bir kontrole sahip olduğu sanısını oluşturarak insanın kendisini Tanrı gibi vehmetmesine yol açabilmektedir. İnsanın kendisini Tanrı olarak vehmetmesinin aksine, insanın kendi bedeni ve genetiği dâhil hiçbir canlı üzerinde tam bir kontrole sahip olmadığı olgusu, soğuk bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır.
İnsanın kendisi ve diğer canlılar arasında derin ve doğal bir ilişki vardır. Klonlama, aslında insanın kendisinden ve diğer canlılardan kopması ve onlara yabancılaşmasıdır. İnsan, kendisinin kopyalandığı ve taklit edildiği bir varlıkla, kendisiyle kurduğu sıcak, duygusal, özenli ve özel ilişkiyi kuramaz. Dolly gibi klonlanarak üretilen koyunun insan hafızasında ve tecrübesinde hiçbir duygusal ve düşsel karşılığı bulunmamaktadır. Dolly adlı koyunun klonlanması, büyük bir teknolojik başarı olarak zikredilmektedir. İnsan, hayvanlarla ve diğer canlılarla çok özel ilişkiler kurmaktadır. La Fontaine masallları gibi eserlerde insan, kendi dünyasını hayvanlar dünyasına aktararak anlatmaktadır ve kurgulamaktadır. Klonlanan varlıklar dünyasında, insanın kendisine dair bir masalı, hikâyesi, edebiyatı, felsefesi, sanatı, müziği ve maneviyatı bulunmamaktadır. Klonlamanın, insanın insanla ve diğer canlılarla olan fıtri ilişkisini ortadan kaldırması, varoluşsal düzeyde bir sıkıntıdır ve sorundur.
Klonlamayı, bazı güçlerin teknolojiyi, biyolojiyi ve tıbbı kullanarak Tanrı ve insan arasında bir rekabet ve çatışma oluşturmaya çalıştıklarının göstergesi olarak yorumlayabiliriz. İnsanın insanla ve doğayla rekabet etmesine ve çatışmasına gerek yoktur. İnsanlığın, tanrımsı nitelikte olan klonlama gibi güç gösterilerine ve girişimlerine de ihtiyacı yoktur. İnsanın gereksinim duyduğu asli ihtiyaç, insan olmaktır. İnsanı insan olmaktan çıkarabilecek klonlama gibi girişimlere insanlık ihtiyaç duymamaktadır.
İnsanın, kendisini ve doğayı korumak, geliştirmek ve tamamlamak için çalışması, üretmesi ve emek sarf etmesi, hiçbir şekilde yasak değildir. İnsanın sağlığını koruması, hastalıklarla mücadele etmesi, tabiatta biyolojik çeşitliliğin korunması için sürekli bilimsel ve teknolojik faaliyetlerde ve üretimlerde bulunması gerekmektedir. Bilim ve teknoloji, insan için bir oyun değildir. Klonlama gibi bir faaliyet, insanın bilimsel ve teknolojik işinden ziyade Tanrı olma oyununu oynadığını göstermektedir. Bilim ve teknoloji araçsallaştırılarak klonlama gibi Tanrı olma oyunlarının oynanması, insanın insan ve diğer canlılar üzerinde yıkıcı bir tahakküm sürecinin kapılarını açmaktadır. İnsanın ve diğer canlıların biyolojik varlığını bir başka varlık olarak tekrar ve taklit etmeye kalkmak, iş ve emek değil yıkıcı bir oyundur. Klonlama olgusu karşısında insanlığın şu gerçekliği yeniden hatırlamaya ve idrak etmeye ihtiyacı vardır: Yaratma ve yaratılış, oyun değildir!
İnsan, doğanın ve tarihin oluşumuna aktif olarak katılmakla ve onu korumakla sorumludur. Klonlama, tarihin ve doğanın akışına yapıcı bir şekilde katkı sunan faaliyet olmaktan ziyade, insanlığı ve doğayı tamamen yıkıma götürebilecek bir potansiyele sahiptir. İnsan, doğaya ve hayata yapacağı bilimsel ve teknolojik katkılarını sorumluluk bilinci içinde ahlaki, hukuki, doğal ve manevi çerçevede yerine getirmelidir. İnsanı, canlıları ve doğayı kontrol etme ve onlar üzerinde tahakküm kurma gibi amaçlar taşıyan klonlama teknolojisinin ahlaki, hukuki, doğal ve manevi bir çerçevesi bulunmamaktadır. İnsanı, canlıları ve doğayı kontrol etmek, onları servet, şehvet ve hâkimiyet hırslarımızın tatmini için araçsallaştırmak sahici insani değerler ve ihtiyaçlar değildir. Klonlama teknolojisinin ahlaki ve hukuki boyuttan yoksun olarak gen, hücre ve organizma üzerinde sınırsız bir şekilde yürütülen bir girişim hâline gelmesi, insanlığın, doğanın ve dünyanın gelecekte nasıl bir şekil alacağı açısından derin kaygılara yol açmaktadır.