RENK ŞÖLENİNİN MİMARI
VİTRAY SANATI
Mefra Bilge DÖNMEZ
Bursa Osmangazi Kur’an Kursu Öğreticisi
İslam terbiyesiyle hayata bakan ecdadın, fıtratın sesine kulak vermesinin adıdır vitray sanatı. Madde ve mana bütünlüğünü göz ardı etmeyen bir fikriyatın ürünüdür. Fiziki ihtiyaçlar doğrultusunda kapalı bir mesken inşa ederken ruhun ihtiyaçlarını görüp gözeten, ona teneffüs edeceği feyyaz bir ortam ihzar eden kıymettar ruhların insanlığa hediyesidir. Ubudiyeti ile arşa yükselirken her bir beşer, bir bağistanın içinde gibi renklerle asude olur gönüller. Mabedin demirbaşları duvarlar bile nasipsiz kalmaz bu şölenden. Üzerinde türlü renk ve desenleri misafir eder. Sani-i hakikinin sanat eserlerine bir ayna hükmüne geçer.
Kâinatın ışığından mabetlere yansıyan şulelerin adıdır vitray. Dört duvar arasında bile tefekkür vesilesi olur ruha. Ecdat yadigârı bu eşsiz sanatın adı Osmanlı’da revzen-i menkuş olarak isimlendirilir. Revzen-i menkuş daha çok cami duvarlarının iç yüzlerinde görülen bezemeli sabit pencere camlarıdır.
Tabiatın güzelliği ve renkleri revzen ile camilere süzülür. Hayatın neşe ve cümbüşü onun ışığında görülür.
Süleymaniye Camii ve imaretinin inşaatına ait defterlerdeki kayıtlarda, 1557 yılında çalışan sanat erbabı arasında camcı ustalarına da camgeran adı verilmiştir. (Özgümüş, “Üzlifat”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.7, s.37-41.) Bu nadide sanatın ustaları, bir ibadet neşvesi ile süslerler mabetleri. Yaşamın yedi renginden yoksun bir mekân tasavvur edemezler hiçbir zaman. Osmanlı’da mimarlar gün ışığından bolca istifadeye elverişli yapılar inşa etmişler, camgeranlar ise sıklıkla bu ışığı kâinatın renk şöleninden mahrum bırakmamayı tercih etmişlerdir.
Çeşitli vitray yapımı yöntemleri olmakla birlikte Osmanlı binalarındaki vitraylar, düz ve kemerli pencerelerin her ikisinde şu şekilde yapılır: “Önce süslenecek pencerenin açıklığından biraz daha büyük düz bir tahta levha hazırlanır. Yatay olarak yere konulan tahtaya renkli camların uygulanacağı pencere açıklığının şekli çizilir. Çizgilerin üstüne kenarlıklar çakılarak bir çerçeve meydana getirilir ve içine de kompozisyonun deseni çıkarılır. Daha sonra modelde belirtilen biçim ve renklere göre camlar kesilir. Bu camlar kenarları alçıyla tutturulabilsin diye daha büyükçe olur. Cam yerleştirilecek yerler, alçı pervazların kalınlığının yarısına kadar lüleci hamuruyla doldurulur, alçı pervazlara tekabül eden yerler ise serbest ve çukurda kalır.” (Özgümüş, “Üzlifat”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.7, s. 37-41.)
Bir başka revzen-i menkuş yapım yöntemi ise şöyle tarif edilir: “Daha ince ve süslü vitrayların yapılması için ise başka bir yola başvurulur. Bu metotta motif, sertleşmiş bir alçı tabakasını özel bıçaklarla kazıyarak elde edilir. Oyma işlemi bitince camlar modele uygun olarak yerleştirilip aralarındaki boşluklara hafifçe camların üstüne taşacak şekilde sıvı alçı akıtılır. Bu kısım alçı çubukların diğer yüzünü oluşturur. Hazırlanan pano daha sonra yerine oturtulur.” (Özgümüş, “Üzlifat”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.7, s. 37-41.)
Sözün özü, ince işçilik ve maharet gerektiren bu benzersiz sanat, caminin ambiyansını kâinattaki ilahi sanatların tecellilerine mazhar eder. Uçsuz bucaksız kırların yeşilinden, aydınlık göklerin maviliğinden, allı morlu çiçeklerin güzelliğinden, bağ ve bahçelerin karanfil ve güllerinden demeçler sunar mekâna. Ruhlarımız cennet bahçelerinde tayeran eder. Gönüller gülşene döner.
Sai Mustafa Çelebi tarafından
kaleme alınan, Mimar Sinan’ın
eserlerinin, kendi ağzından anlatıldığı Tezkiretü’l-Bünyan’da,
Süleymaniye Camii’nin pencerelerindeki vitray sanatının güzelliğinden şöyle bahseder; “Eşsiz benzersiz nakışlı camları Cibril’in kanatları gibidir. Ne zaman güneşin ışınlarıyla aydınlansa hep bahar vakti süslü bir gül bahçesi olur. Ve rengârenk ışınları bukalemun renkleri gibi oynaşır. Zemini en güzel biçimde süslemek için kırmızı, lacivert ve bakır yeşili kullanılmıştır. Öyle nakışlar ve süslemeler yapılmıştır ki görmeyi bilen gözler onun güzelliğine hayran olur.” (Sai Mustafa Çelebi, Tezkiretü’l-Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye, s. 64.)
Hakikat odur ki hiçbir ruh feyizden hâlî kalamaz bu güzellik karşısında. Hâlet-i ruhiyesine muvafık, envaiçeşit tefekküre kapı aralar revzen-i menkuş sanatı. Her daim saadet çiçekleri filizlendirir gönüllerde. Hayran bakışlar müşahede edilir gören gözlerde. Zemin bir tuval olur, günün her saatinde ayrı bir sanat eseri oluşur vitrayın ışıkla boyanan fırçasıyla. Aydınlığa müştak ruhlara menfezler açılır. Camgeranlar şair gibidir. Sanatları ise ahenk yüklü bir şiir. Okuyanı, dinleyeni vecde getirir.
Umuyoruz ki Süleymaniye, Selimiye, Mihrimah Sultan Camii ve daha nicelerinin vitrayları gelecek nesillere numune-i imtisal olur, revzen-i menkuşlar ile camiler şenlenir, gönüller huzur bulur.