KULLUK YOLCULUĞU
HAC

Nimet KESELİ USTABAŞI
Çanakkale Müftü Yardımcısı


“Haccı da umreyi de Allah için tamamlayın…” (Bakara, 2/196.)
“Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de âlemlere rahmet/bereket ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir.” (Âl-i İmran, 3/96.)
“Hac ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. Onlar Allah’a dua etseler, derhal dualarına Allah icabet eder. Eğer kendileri için af ve mağfiret talep ederlerse Allah hemen mağfiret eder.” (İbn Mace, Menasik, 5.)

Zamandan ve mekândan münezzeh olan yegâne varlık, Allah Teâlâ’dır. Yaratılmış olan insanın zamana ve mekâna ihtiyacı vardır. Çünkü insan ne kazanırsa belirli bir vakit içerisinde ve aynı yerde kazanır. Müslüman, ömür sermayesiyle kulluk bilincini idrak ederek yaşar, yaratılmış olan âlemin harikalarına hayret eder, hayırlı işler yapar ve zamanının tükeneceği ana hazırlanır. Bütün bu hazırlığını da dünyaya geldiği ve yaşatıldığı mekânı anlamlandırarak, o mekâna önceden kazandırılmış anlamları keşfedip idrak ederek yapar. Mekânı ihya ve inşa eder. Hem de anlamını yitirmediği bir mekân bilinciyle kendi benliğini ihya ve inşa eder. Mekân, insanı yaşadığı dünyaya kökleyen, ona güven veren ve onu güçlendiren önemli unsurlardan biridir.
Biz hangi mekânla ihya olup hayat buluyor, hangi mekâna önem veriyor, varoluş amacımızı nerelerde arıyoruz? Kalp atışlarımız nerelerde hızlanıyor, nerede duygulardan arınıp yalnızca O’na yöneliyor ve yanında aldığımız birkaç nefes sonrasında iyi ki senin yanındayım, iyi ki yalnızca burada huzur doluyum ve yalnızca senin kulunum, diyoruz?
İnsan mekâna şeref katar ve onunla şereflenir. Müslüman için önemli ve değerli mekânlara ev sahipliği yapan üç şehir vardır.
Kudüs; ilk kıblemiz, ikinci mabedimiz ve üçüncü haremimiz olan Mescid-i Aksa’nın şehridir, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) miraç mekânıdır.
Medine-i Münevvere; Hz. Peygamber’e (s.a.s.) ve inananlara kucak açan, İslam medeniyetinin doğuşuna ev sahipliği yapan aydın şehirdir.
Mekke ise İslam’ın doğduğu, evlerin anası Kâbe’nin şehri, hac şehridir. Hac mekânlarının ve haccın sembol yerlerinin bulunduğu şehirdir. Mekke; hacı olduğumuz, umre ibadetimizi yerine getirdiğimiz, tüm Müslümanlar için yeryüzündeki en kutsal beldedir. Mekke’nin kutsiyeti, Peygamber’in de (s.a.s.) hac ve umre yapmak için izini sürdüğü Hz. İbrahim’in (a.s.) yaşantısından bir kesittir. Hz. Âdem’in yaratılışı, Hz. Havva ile tövbelerinin kabul olunması, şeytanın taşlanması, affolunmak için çekilen zahmet, verilen emek, edilen dua… Hepsi hacı olmanın adımlarındandır. Hacer’in telaşı ve nimetlerle müjdelenmesi, Yaradan’ın insanı başıboş bırakmayacağının öğretildiği bir zemzemdir. Koşmak koşmak… Bazen ayrı yerlerde mücadeleye devam etmek, sonra hiç olmayacakların oldurulmasıdır zemzem. Sadece Hz. İsmail’e (a.s.) değil, bütün inananlara rızıktır Hacer’in telaşı.
Allah Teâlâ yeryüzünü Müslüman için mescit kılmıştır. Bununla birlikte, yeryüzünün sair yerlerinin ötesinde, İslam’ın ilk mabedi Kâbe-i Muazzama’nın olduğu Mekke, inanç tarihimizin temellerinin atıldığı mukaddes yer, mübarek şehirdir.
İslam’ın beş temel esasından biri olan hac ibadeti, Müslümanın gücü yettiği ve yol bulabildiği takdirde ömründe bir kere yerine getirmesi farz olan büyük ve önemli bir ibadettir. Hac hem beden hem de mal ile yapılır. Bu yönüyle zekât gibi yalnızca mal ile yapılan ve namaz, oruç gibi yalnızca beden ile yapılan ibadetlerden ayrılır. Ve tabii ki haccın, gücü yetenler için ömrü boyunca bir kere farz olması da diğer ibadetlerden farklı bir yönüdür. Hac yapabilmek ve hacı olabilmek için Müslümanın çeşitli süreçleri aşması, geride bırakacağı aile efradının ihtiyaçlarını planlaması, çıkacağı yolculuk için hem madden hem de manen kendisini hazırlamış olması gerekir. Hac yolculuğu çeşitli sembollerle biçimlenmiş, çeşitli zorlukları belli bir zaman ve mekâna hasredilmiş manevi bir süreçtir. Bu sembollerin hikmet ve hakikatini anlamak, haccı kalben ve zihnen de yaşamayı sağlar. Hac; ihrama girmek, mikattan önce niyet etmek, Arafat ve Müzdelife’de vakfe yapmak, Mina’da şeytan taşlamak ve kurban kesmek, Kâbe’yi tavaf etmek, Safa ve Merve tepeleri arasında sa’y yapmak ve tıraş olmaktan ibaret olan sembolik bir ibadettir.
İhram; sadece elbisesini değil kendisini de değiştirmesidir insanın. Bütün dünya zenginliklerinden soyunup biri diğerinden üstün olmayan kullar zümresine katılmasıdır. Başı açık yalınayak, bütün günahları ve hatalarıyla Rabbine yönelip arınmaya niyet etmesidir. Kolayca ve bereketle insan olmayı dilemesidir. Allah’ı bilmesi, insanları bilmesi, kendini bilmesi ve haddini bilmesidir. “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk. La şerike lek.” diyerek, “Buyur Allah’ım buyur! Emrindeyim buyur. Buyur Allah’ım! Senin hiçbir ortağın yoktur. Buyur Allah’ım! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de senin mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.” diyerek Allah’ın razı olduğu bir kul olmaya söz vermesidir. Artık yeni bir yol, yeni bir yön belirleyerek niyet etmesidir.
Mikat, büyük bir dönüşüm niyetinin sınırı. Bütün dünyalıklardan, özveriyle dönüşüm, bencillikten arınıp diğerkâmlığa açılan kapı. Sadece maddi bir dikkat değil, eğer hacı olma niyeti varsa çelikten bir manevi duvar âdeta mikat, hacı adayı için.
Arafat, bilme tanıma; Müzdelife bilinç; Mina savunma ve mücadeledir. Şeytan taşlayarak bilincimizi, irademizi ve sevgimizi tehdit eden her şeye bir savaş açar, tespit ettiğimiz o şer davetçisini hayatımızdan defalarca taşlayarak kovarız.
Kurban, en sevdiklerinden vazgeçmenin, onu veya onları Allah için feda etmenin temsilidir. Vazgeçmenin zirvesidir. Hz. İbrahim’i anlamak, Hz. İsmail’i anmaktır.
Kâbe; hayret ettiren bir sadelik. Bütün duygulardan arınmış bir hiçliğin temsili. Sonsuzluğu, yönsüzlüğü idrak etme imkânı. Kâbe bir yol işareti… Kâbe, Allah’ın yeryüzündeki sembolü. Süslemesiz bir şekilde üst üste yığılmış taşlardan yapılmış, sadeliğin ihtişamını coşkuyla müşahede ettiğimiz, yeryüzünün en sade ama en ihtişamlı yapısı. Bir yönüyle insan gibi; hem en basit hem de en ihtişamlı.
Kâbe’ye bakan kısa bir duvar hicri İsmail, bir Habeşli kadının, Hacer’in gömleği…
Tavaf, kararlılığın ve hakikatin etrafında dolanıp durmak, yörüngeden kopmamaktır. Yörüngede dönmek; arınmak, ihtişamına şahit ola ola yeniden benliğini hakikat mihengiyle dönüştürmektir. Kadın erkek, zengin fakir, küçük büyük ne olursa olsun insan olmak, kul olmaktır dönerken. İnsan girdabında gark olmak, kendinden geçip “Buyur Rabbim, geldim.” demektir. Hac tavafı, vazifemi yapıp seni bu tertemiz hâlimle ziyarete geldim, demektir.
Sa’y, bir garip kimsesiz ve terk edilmiş, aslında yüceler yücesine emanet edilmiş bir çaresizin hâlinin bütün ümmetçe kabul edilip onun telaşına ortak olunmasıdır. Belki de nesiller boyunca nice kulların Allah katında vecibeye dönüşen gayretidir sa’y.
Tıraş olurken başını feda edebileceğini ifade eder hacı. Ya Rab, senin için değil haramlardan, helallerden de vazgeçtim, sen emret ben başımı da veririm, demektir. Ve artık manen her şeyini vermiş, bütün dünyalıklardan geçmiş olan kulun vazgeçtiği noktada yeniden dünyaya, bu süfli âleme dönmesidir. Tıraşla insan, miraçtan dönen Nebi gibi insanların arasına, helal ve haramlardan örülü dünya hayatına geri döner, böylece ihram ve hac niyetiyle açılan perde kapanır.
Hac şeairi, mümini en üst düzeyde eğitir. Âdem’in (a.s.), İbrahim’in (a.s.), İsmail’in (a.s.), Hacer’in izini sürdürerek eğitir onu. Görünen ve görünmeyenin, sembol ve mananın bir arada bulunmasıdır hac. Yalnız değil birlikte, herhangi bir vakitte değil belli bir vakitte ve yeryüzünün herhangi bir yerinde değil Mekke’de yerine getirilen arınma ve kendine gelmedir. Hac davettir ve Rahman’ın davetine icabettir. Mekânların kalbiyle temas etmek, Hz. Âdem’le başlayan imanın tarihine şahitlik etmektir. Hz. İbrahim’den ve Hz. Peygamber’den bize gelen İslam’ın tarihine ve hakikatine yeniden iman etmektir.
Hac için dilenen, dünyanın her neresinde yaşıyor olursa olsun yol bulabilen, imkân bulabilen kulun, Rabbinin davetine icabeti neticesinde bu ibadetinin makbul ve mebrur olmasıdır. Makbul, kabul olunmuş demektir. Mebrur ise sadece ibadetin değil, iyiliğin kulun bütün hayatına sirayet edecek bir hâle dönüşmesidir. Mebrur, iyilerin haccı, sahih ve selim; kulu bir yerden başka bir yere taşıyan hac. Dönüştüren, değiştiren, dinî ve ahlaki değerleriyle olan münasebetini geliştiren bir terbiyedir. Ticaretimize, diyanetimize velhasıl hayatımızın bütün alanlarına rengini veren bir boyadır. Gelin Allah’ın boyasıyla boyanalım…
Her yolun meşakkati elbette var. Bütün kolaylaştırmalara rağmen haccın meşakkati de kendine hastır. Manasını, maksadını ve hikmetini anlamaya yönelik çaba da ayrı ve içsel bir yoğunluğu gerektirir. Her aşamanın zorluk ve sıkıntısı, haccın kazanımlarını artırma vesilesi olarak görülmelidir. Hacı olmak, hacı kalmak ve bunun manevi kazanımlarını korumak da mümin için ayrı bir zenginliktir.